Uyghur Ressam Marwayit HAPİZ

“BAZEN ÖYLE RESİMLER GÖRÜR Kİ İNSAN…”

Marwayit Hapiz, Sezai Şengönül, Röportaj, Söylesi,  Uygur Ressam,  Uygur, Ressam, Resim, Doğu Türkistan, Kumul, Almanya, Hanish Hapiz, 12 makam, Meşrep
Benim çocukluğum, 1960’lı yıllarda Mao’nun başlatmış olduğu kültür devriminin etkilerinin daha görüldüğü o yıllar denk gelmiştir.
23 Aralık 2013 Pazartesi 11:20

Marwayit HAPİZ

   (Ressam-Almanya)     

   Röportaj:@Sezai ŞENGÖNÜL


Doç. Dr. Marwayit HAPİZ kimdir?

1962 Yılında Çin’in Moğolistan sınırındaki Doğu Türkistana bağlı Kumul eyaletinde doğdu. Hapiz. İlk ve ortaokulu Kumul da okudu. 76-79 yılları arasında 14 yaşındayken Urumçi’de güzel sanatlar üniversitesinde Resim bölümüne seçildi. İlgili bölümü bitirdikten sonra 79-83 yılları arasında, Kuzeybatı Milletler Üniversitesi Güzel Sanat Akademisi’nde 4 yıl özel olarak ‘yağlı boya’ branşında yüksek lisans (master) yaptı. 1983-96 yılları arasında Urumçi Güzel Sanatlar Akademisi’nde, Doçent ünvanı ile öğretim görevlisi olarak ders verdi. Çeşitli ülkelerde birçok kez resim sergileri açan Doğu Türkistanlı ressam Marwayit Hapiz, Almanya’da öğrencilere ders vermekte ve ressamlık yapmaktadır.


Annemi örnek aldım…

Marwayit Hanım, Moğolistan sınırında bir şehirde doğdunuz, ailenizden ocağınızdan bahseder misiniz? Kimdir onlar, ne iş yaparlar?

Ben Doğu Türkistan’ın doğu tarafındaki, Kumul eyaletinde, çiftçi bir ailenin evladı olarak 1962 yılında doğdum. Bizim evimiz yer ve gök arasındaki ufuk çizgisi gözüken 5 aileden kurulmuş bir ovadaydı. Babam şarkı ve müzik söylemeyi seven bir insandı. Evimizde Duttar, Tambur, Gecek, Tef gibi Uygurlara has müzik aletleri bulunurdu. Babam boş zamanlarında bu müzik aletlerini çalar, şarkı söylerdi. Zaman zaman babam müzik çalıp, şarkı söylediğinde evde hepimiz oyun (usul) oynardık ve evin havası bir anda şenlenirdi. Kış günleri boyunca ne babamı, ne de dayımı evde pek görme imkanımız olmazdı. Çünkü, Kumul da kış günleri ‘meşrep’ler (Meşrep Meclisleri- Doğu Türkistan’da sosyal, kültürel, geleneksel bir toplantı türü olup, aşkam geç saatte başlayan, sıkı bir disipline tabi, sabaha kadar sürebilen, hem eğlence hem de halkın problemlerin gündeme getirilip çözümlerin arandığı, uygulandığı, daha çok kış günleri düzenlenen geleneksel bir kültür toplantısı) düzenlenirdi. Ve babam olmadığı zaman bu programlar çok renksiz olur, tatsız-tuzsuz olurdu. O yüzden babam sürekli o programlara katılmak durumunda kalırdı. Hatta, o programlara gitmediği takdirde, o programlar olmayacak kadar önemsenirdi babam. Evimiz çeşit çeşit meyvelerin olduğu bir bahçe içinde idi. Bunun dışında babam tabiatı sever hep meyvelerle uğraşır onları yetiştirirdi. Bahar aylarında o meyvelerle uğraşmaya başlar yaz aylarına kadar vaktini oralarda geçirirdi. O misafirperver, merhametli, espriler yapan bir insan olduğundan yaz günleri evimiz boş kalmaz, uzak ve yakın mesafelerden gelen misafirlerimiz olurdu. Ve o zamanlar bizim bahçemizdeki meyveler her yerde bulunmadığından o misafirlere muhakkak onlardan ikram edilir, öyle yolcu edilirlerdi. Anneme gelince, o ‘on parmağında on marifet’ olan birisiydi. Uygur milli kıyafetlerinden fes ve elbiseler diker, nakışlı-işlemeli yastık ve masa örtüleri yapar, modelini kendisinin çıkarttığı orijinal oya ve dantel işleri yapardı. Bunları yaparken renk renk ipler kullanırdı. Onları yaparken görürdüm ve bu beni çok etkiler, yüreğim titrerdi. Güzel duygulara vesile olurdu. Ben de annemi örnek alarak yerlere, duvarlara, kağıtlara resimler çizerdim. Ayrıca bende danteller örerdim. Bu hevesim annemi çok mutlu ederdi.

mar31.jpg

‘Ben okuyamadım, ama sizleri dilencilik yapsam da gene okutacağım…’

Benim çocukluğum, 1960’lı yıllarda Mao’nun başlatmış olduğu kültür devriminin etkilerinin daha görüldüğü o yıllar denk gelmiştir.
23 Aralık 2013 Pazartesi 11:20

Kaç kardeşsiniz,  birazda diğer aile bireylerinizden bahseder misiniz?

Biz toplam sekiz kardeşiz. Bunların 6’sı hanım, 2’si de erkek.  Babam hepimizi okuttu, hepimiz de üniversite bitirdik. Babam bizi okutmada çok kararlı idi ve bize şu sözü söylemişti ta en başta; ”Ben okuyamadım, sizler bilin ki; ben dilencilik yapsam da sizi gene okutacağım” demişti. Bu sözler bende çok etki yaptı. Okuma iradem ve isteğimi bu sözler kamçıladı. Ve Babamın dediği gibi de oldu. Bizler hep okuduk…  Mesela kızkardeşim Hanish Hapiz ve erkek kardeşim Yakup, Güzel Sanatlar üniversitesinde okudular. Hanish, şu an çok ünlü ve tanınmış bir modacı olup aynı zamanda devlet sanatçısı…

Eğitim hayatınızdan bahseder misiniz, hangi eğitimleri aldınız, ne okudunuz?

İlk ve ortaokulu Kumul da okudum. 76-79 yılları arasında 14 yaşındayken Urumçi’de güzel sanatlar üniversitesinde Resim bölümüne seçildim ve oraya kayıt oldum. 79-83 yılları arasında, Kuzeybatı Milletler Üniversitesi Güzel Sanat Akademisi’nde 4 yıl özel olarak ‘yağlı boya’ branşın’da yüksek lisans (master) yaptım. 1983-96 yılları arasında Urumçi Güzel Sanatlar Akademisi’nde, Doçent ünvanı ile öğretim görevlisi olarak ders verdim. Profesörlük sınavını da verdim fakat hemen akabinde Almanya ya geldim.

marken1.jpg

Moğolistan sınırındaki Kumul, İpek Yolu’nun bağlantı noktasıdır…

Kumul, coğrafi ve kültürel ve stratejik konumu önemi bakımdan nasıl bir yere sahiptir? Birazda bunlardan bahseder misiniz?

Kumul 650 seneden fazla Kraliyet monarşisi ile yönetilen bir yer olup, diğer bölgelere göre örf adet ve geleneklerinde farklılıklar gösteren,  farklı bir kültürel yapıya sahip bir yerleşim yeridir. Coğrafi olarak, tabiatı güzeldir ve yeşil bitki örtüsü ne sahiptir. Doğu Türkistan’ın doğu kapısıdır. Kumul Uygurların tarihinde çok mühim bir yere sahiptir. Kumul şehri, meşhur ‘İpek Yolu’nun, Batı Asya, Avrupa ve Güney Asya devletlerinin hep önemli bir bağlantı noktası olmuştur tarihte… Doğu cephelerinde sıralanmış Barkül, Bağdaş dağları gibi dağlar vardır buralarda. Barkül dağları Moğolistan ile saradaki sınır dağlarıdır. Kumul halkı, sanat festival, kültürel vb. faaliyetleri ve festivalleri sever… Birde Uygurların tümünde önemli bir yere sahip olan 12 makam denen müzik, Kumul halkı tarafından da çok önemsenir.

Ne meşhurdur buralarda, hani her yerin ünlü birşeyleri olur ya… Birde, Kumul ismi nereden gelmiştir, bu konuda bir bilginiz var mı?

Kumul da Kavun, Hünnap çok ünlüdür. Yörede şeker oranının en yüksel olduğu Kavunlar bu yörede yetişir. Hünnapları ise diğer yörelere göre daha iri ve tadı da daha hoştur. Kumul isminin nereden geldiği hakkında çok çeşitli rivayetler vardır. Arkeolojik kazı bilgilerine bakıldığında -Qem- Moğolca da meyve ya da bol meyve yetişen yer anlamında kullanılmış. Günümüzde de buralarda çok meyve yetiştiğini göz önüne alırsak bu tarihi bilgilerin doğru olduğunu söyleyebiliriz. Birçok görüş arasında bana en makul geleni de budur. İtalyan Seyyah, Marko Polo’nun yazdıkların da Kumul adına rastlanmış.

Kumul’da yetişmiş belli başlı yazar, düşünür olarak kimler var, bildiğiniz kadarıyla?

Kumul’dan yetişmiş en belli başlı, tanınmış ve yazar tarihçilere , Abdürrahim Ötkür, Abdülkerim Hoca (yazar), Ayşem Ahmet (yazar ve aynı zamanda benim dostum) benim tanıdıklarım bunlar… Tabii ki, bizim oradan bilmediklerim de vardır.

mar10.jpg

Çocukluğum Mao’nun kültür devrimi dönemine denk geldi…

Çocukluğunuz, genç kızlığınız döneminde sosyal ve ekonomik yaşam nasıldı oralarda?

Benim çocukluğum, 1960’lı yıllarda Mao’nun başlatmış olduğu kültür devriminin etkilerinin daha görüldüğü o yıllar denk gelmiştir. O zamanlar halkın ekonomik ve sosyal durumu bozuktu. Halkın gene de birbirine dayanışması gözlenirdi. İnsanlar birbirlerine yardım ederek hayatlarını sürdürürlerdi. Öyle bir ortam vardı…

Tarihte, sanıyorum bu şehirde önemli bir iki ayaklanma olmuş, neden oldu bu ayaklanmalar…

1932 yılında Kumul yöneticilerinin haddinden fazla zulüm ve baskı yapmaları karşısında Bay Demir (Tömür) Bey önderliğinde halk ayaklanması oldu. Yine 1943 yılında da Hoca Niyaz Hacı önderliğinde halk ayaklandı. Halk yapılan bu zulümlere baskılara karşı bu önderlerle birlikte karşı durdu…

Ressam olmak nerden aklınıza geldi, fikir veren oldu mu sizi yönlendiren vb..

Ben dış dünya ile hiç irtibatı olamayan bir muhitte doğup büyüdüm. Mao dönemindeki kültür devriminden dolayı üniversiteler kapalıydı o dönemde. Resim çiz, ya da resim yap diye kimse bana bir şey söylemedi. Benim ressam olmama benim yaşadığım çevre ve annemin her çeşit, ipeksi renkleri nakış nakış işlemiş olması ve bunu benim görmem, bana ressam olma ruhunu aşıladı. Günümüzde dahi bu tür renkleri görsem o günleri gene anımsıyor ve aslında annemin bana bu sanatı aşıladığını düşünüyorum.

mar7.20131223155358.jpg

Türkiye’de, Resim Sergisi açmak en büyük hayalim…

Gelelim çeşitli konulardaki ve mesleğinizle ilgili diğer sorulara. Türkiye denince aklınıza ne geliyor, ne düşünüyorsunuz, neleri çağrıştırıyor bu sözcük?

Doğu Türkistan da yaşadığım yıllarda Türkiye’yi çok seviyor ve merak ediyordum. Şimdi de seviyorum fakat o yıllarda hiç görmemiştim. Benim gözümde Türk Medeniyeti çok büyüktü. Ve bu medeniyetin dünyadaki en kudretli ve güzel medeniyetlerden biri olduğunu düşünüyordum. Türki medeniyetleri arasında medeniyet olarak çok gelişmiş bir medeniyetti gerçekten. Kardeşlik münasebetiyle çok hürmet ediyor ve bununla da gurur duyuyordum.  Hala da o duygu ve düşünceler var bende. Türkiye de resim sergisi açmak benim en büyük hayalim. Tam olarak benim açtığım bir sergi olmasa da 2010 yılında TÜRKSAV’ın davetiyle Türki milletlerden diğer ressamlarla beraber resimler çizdik. Çizdiğimiz bu resimler aynı sene İstanbul Arkeoloji Müzesinde sergilendi. Yine 2013 yılında, Portakal Çiçeği Sanat Kolonisinin davetiyle dünyadan ve yerli birçok Ressamın katılımıyla gerçekleşen bir organizasyon da Sapanca’ya gelerek 15 gün boyunca resimler çizdik. Bu çizdiğimiz resimler de 2014 yılı Ocak ayı başında Ankara’da Port Art Sanat Galerisinde sergilenecek. Fakat Ben bu sergiye katılamayacağım.

Koloni çalışmaları sırasında, neler yaşadınız ilginç bir anınız oldu mu? Sapanca’da epeyce gün ve vakit geçirmişsiniz çünkü?

Yurt dışından da ressamlar vardı ama çoğu Türk Ressamlardı. Bu sanıyorum 4 yıldır yapılan geleneksel bir çalışma imiş. İlginç bir çalışma idi, konsept olarak. Oradaki insanlar, beni diğer ressamlara ‘Uygur Türkü’ diye, tanıttılar. Bazı ressam arkadaşlarda,” Sen Türklere benzemiyorsun” dediler. Bende onlara espri ile karışık olarak; “hakiki Türk benim” dedim. Sonra onlarda ‘doğru, hakiki Türk sensin” dediler. Ondan sonra da bana ‘Has Türk” diye, seslendiler. Bu yaşadığım esprili olay şakavari de olsa beni gene de gururlandırdı…

mar9.jpg

“Hakiki Türk sensin” dediler…

Hangi tarz resimler yapıyorsunuz, hani kara kale mi, yağlı boya mı?

Yağlı Boya, Sulu Boya, Akrilik, Yağlı Kalem, Kara Kalem…

Resimlerinizde tema olarak genelde neleri işliyorsunuz ya da işlediniz?

Benim motiflerim genel olarak Uygurların eski geleneksel yaşam tarzlarına dair motifler, sokaklar,  pazarlar, çöl ve vahalardan ibaret olup, eski İpek Yolu Medeniyetine ait tasvirlerdir. Sergilerimde de baştan sona kadar “İpek Yolundaki Kervan”  isimli başlığı kullanırım…

Sizin sanat dalında da bu ilham konusu var, nedir bu ilham size göre?

Bu benim için güzel ve ilginç bir soru oldu. İlhamın nerden, nasıl hangi zamanda, hangi muhitte, geleceğini hiçbir sanatkar bilemez diye düşünüyorum. Biz ilham var/yok diye basit cümlelerle konuşuyoruz. Ben bazen ilhamın tefekkür etmenin sonucu olarak ortaya çıkan, bir cevher olduğunu düşünüyorum. Bunun cevher diye düşünüyorum. Bazen de, Allah’ın insanın dünyasına bağışladığı akıl, duygu, feraset duyu ve hislerinin sedası diye de bakıyorum, ilhama…

Resim yaparken en çok kullandığınız renkler hangileri ağırlıklı olarak?

Sarı, kırmızı, siyah gibi sıcak renkleri çok kullanıyorum. Bu çeşit renkler duygularımdan kaynaklanıyor.

Neden peki, yani hangi sebepten dolayı?

Artı, doğup büyüdüğüm çevrenin coğrafi özelliklerinin de bu renkleri kullanmam da etkisi var diye düşünüyorum.

marw11.jpg

Bazen öyle resimler görür ki insan…

Bir tablonun hiç bitmediği, uzun sürdüğü olur mu?

Bu da ilginç bir soru. Evet… Başarılı bir ressam, başarılı bir resmi ortaya çıkarmak için bazen bir ömür uğraşır. Ve bir ömür çizer, uğraşır, didinir durur… Bazen de bitti dersiniz biter… Çok kısa zamanda olabilir bu, çok uzun bir zaman dilimine de yayılabilir…

Marwayit Hapiz, resim çizmediği zamanlar neler yapar?

Resim çizmediğim vakitlerde, bütün hanımlar gibi, bende onlar neleri yapıyorsa aynısını (ev işleri vesaire…) yaparım. Ama yine de kendimce dinlenmeye çalışır,  vakitte kalırsa çeşitli kültürel ve sosyal etkinliklere katılmaya gayret gösteririm.

Birde şiir ve resim akraba sanatlar… Resim için, ‘sözcükler olmadan renklerle ressamın yaptığı, çizdiği bir şiirdir’, diyebilir miyiz?

Elbette denilebilir. Fakat şiir yazmakla resim yapmak arasında biraz fark var. Şiiri okuyup, düşünüp algılarız. Resim sanatında ise görerek, seyrederek algılarsınız. Resmi, dil ve yazı ifade edemez. Bazen öyle resimler görür ki insan, onu anlatmaya sözcükler kifayet etmez. Bir başka husus ise, bir şair kolay kolay ressam olamaz, resim çizemez. Fakat bir ressam; şair olur, şiir yazabilir… Ama ortak yönleri vardır yine de…

marw12.jpg

İstanbul’da o harika sanat eserlerini gördükten sonra…

İstanbul’a birkaç defa gelmişsiniz, sanıyorum. Neler hoşunuza gitti, nereleri gezdiniz, neler dikkatinizi çekti?

Ben Türkiye’ye İstanbul’a geldiğimde, beni çok etkileyen tarihi yapılar gördüm. İstanbul’da ki camii ve saraylar, padişah haremlerinin süslemeleri, tarihi havası, gizemi çok müthiş. Özellikle Dolmabahçe Sarayı ve içindeki işlemeler, süsler müthiş güzel. Camilerdeki ve eski külliye ve sarayların duvarlarındaki, tavanlarındaki süsleme, hat sanatı, oyma sanatı çok çok harika. Bunları gördüğüm vakit, ruhum derinden etkilendi. Çarşı ve pazarları gezdim. Altın, oymacılık ve seramik üzerine işleme sanatının çok ilerlemiş olduğunu bizzat gördüm. El sanatları çok iyi ve gelişmiş, Türkiye’de. Ben Avrupa’nın birçok şehrinde birçok kral saraylarını, başka tarihi eserlerini gezdim, gördüm, inceledim. Onları da beğendim fakat İstanbul’da o harika sanat eserlerini gördükten sonra, daha hakiki sanatkarlığın İstanbul’da ki eserlerde olduğu kanısı oluştu bende. Ve sanatın asıl doruk noktasının burada olduğu düşüncesine kapıldım… İstanbul gezdiklerim arasında dünyanın en güzel şehirlerinden birisi. Denizi, tarihi ve kültürel tüm varlıklarıyla…

Türk Resim Sanatını bir ressam olarak değerlendirirseniz, nasıl Türk Resmi ve Ressamları? Resimlerini beğendiğiniz birkaç ressamı örnek verebilir misiniz?

Türkiye ressamlarının çok iyi eserleri var. Bunların hepsini anlatmaya benim sözlerim belki yeterli olmaz. Aynı zamanda gelişmiş olan o Türk Resim sanatının kendine özgü özellikleri de var. Hepsini sayamasam da, resimlerine hayran olduğum Türkiye de tanınmış, kendine özgü eserleri olan bazı ressamlardan bahsetmek istiyorum. Bunlar Osman Hamdi Bey, İbrahim Çallı, Hikmet Onat, Feyhaman Duran. Bu ressamların bazı eserlerini görüp çok heyecanlandığımı söyleyebilirim. Elbette, bunlardan başka iyi resimler yapan Türk ressamlar da var, ama bunlar say say bitmez…

Marwayit Hanım şimdiye kadar nerelerde sergiler açtınız?

Urumçi, Beycin (Çin), Honkong, Kazakistan, Amerika, Almanya. Türkiye de bir iki resim sergisine katıldım. Ama Türkiye de kişisel sergi açmadım, sadece çalışmalara katıldım. Daha çok Almanya da, 1998 yılından bu yana birçok resim sergisi açtım…

Almanya’ya geliş sebebim…

Almanya demişken burada epeyce tanınıyorsunuz bildiğim kadarıyla… Peki, Almanya’ya neden geldiniz, mesleğinizi neden Doğu Türkistan da icra etmediniz?

Ben, Almanya’ya bu sanatımı daha da ilerletmek, özgürce düşünüp, his ve duygularımı tehditsiz, yasakların olmadığı bir ortamda yaşayıp uygulayabilmek ve hayatımı da, sanatımı da böyle bir ortamda sürdürebilmek için geldim. Buraya geldikten sonra sürekli kendi eserlerimi yapıyorum. Resmi, ressam olup yaşıyorum. Burada Çağdaş Ressamlar ve Alman, Akademik Ressamlar Cemiyeti’nin üyesiyim. Ve bu Cemiyetler tarafından her yıl Almanya da düzenlenen sergilerde resimlerim sergilenir. Sonra da çeşitli resim kataloglarına konulur…

Almanya’da Kendi Atölyeniz mi var, bir kurumda mı çalışıyorsunuz?

Hayır, kendi atölyem var. Burada öğrencilerim var, onlara ders veriyorum.

mar8.jpg

İyi bir ressam olmak için…

İyi bir ressam olmak için eğitimden başka gerekli şeyler var mı?

İyi bir ressam olmak için yetenek ve maharetten başka o kişide yüksek derecede; dünyaya, hayata, insanlığa, tabiata ait sağlam ve derin bir düşünceye sahip olma yetisine sahip olması ve bunu taşıması gereklidir…

Peki… Uygurlarda, Doğu Türkistan’da Resim sanatının gelişimi nasıl? Sizden başka kimler var belli başlı, Uygur ressamlar olarak, bu işin ehli…

Uygurlarda resim sanatı İslam dininin gelmesiyle birlikte duraklamıştır. Geçen asrın ortalarından itibaren dünya resim sanatının etkisi ve Gazi Emet isimli ressamın çalışmalarıyla tekrar canlanmış ve gelişme göstermiştir. Sonraki dönemlerde Uygurların Kerim Nesirdin, Memet Hayt, Zöhre Yasin, Emin Turdi, Lakim İbrahim (Özbekistan), Ruslan Yusuf, Abdülkerim İsa, Haşimcan Kurban (Kazakistan)  vb.. ressamları yetişmiştir. Ama şu anki Uygurların resim sanatı, eski Budizm, Şamanizm zamanındaki resim sanatının devamı niteliğinde midir, değil midir? Buna cevap vermek zordur. Bu konuda, Özbekistan da yaşamakta olan Uygur Ressam, Lakim İbrahimi’yi dile getireceğim…

Ne açıdan önemlidir bu kişi? Ne katmıştır Uygur resim sanatına…

Söyleyeyim… Bu kişi şu anda Özbekistan Devlet Resim Sanatçısıdır. Onun resimlerinde hakiki, eski geleneksel Uygur resim sanatının izlerini,  gerçek ruhunu görebiliyoruz. Bu ressam, kadim Uygur resim sanatını zamanımız resim sanatıyla harmanlayıp kendine özgü bir resim stili yarattı.  O Kadim Uygur resim sanatını şimdi ki resim sanatına uladı, bağladı. Canlandırdı, canına can kattı. Başkaca, çok sayıda şu an yetişmekte olan Uygur resim sanatçıları da var… Bu açıdan önemli bir ressamdır bu kişi…

Son olarak memlekete ait aklınızda kalan bir anınızı bizimler paylaşır mısınız?

Ömrümde beni çok üzen bir olayı da en başta bahsettiğim o meyve bahçelerimiz yüzünden yaşadım. Çünkü onlar bizim için çok önemliydi. Bir gün Urumçi’den köyümüze geldiğimde bir de baktım ki; bahçemizde 2-3 tane ağaç kalmış. Gerisinin hepsi yerlerde ve kesilmiş. Şu an bile, bunlar aklıma gelince içim acıyor. Neden böyle oldu dediğimde, babam çok derin ve acılı bir şekilde bana bakarak; ”Çinliler geldi ve sen meyveler yetiştirip, giderek zenginleşiyorsun dediler beni azarladılar ve ağaçları kestiler” dedi. Bu beni, ömrümde derin bir şekilde üzen bir anımdır.

Resimler@Marwayit HAPİZ- Röportaj:@Sezai ŞENGÖNÜL- Uygurca Tercüme: Rena Nihal Mustafa

Not:@İzinsiz kopyalanamaz, tanıtım amaclı da olsa kaynak ve isim zikredilmeden kullanılamaz…

mar36.jpg

http://www.birlesikbasin.com/bazen-oyle-resimler-gorur-ki-insan…-28454h-p1.htm

Advertisements

About The Eastturkestan Government in Exile
The Official Website of Eastturkestan Government in Exile

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: