MEŞRU OLMAYAN YÖNETİME KARŞI HER TÜRLÜ BAŞKALDIRI,MEŞRUDUR.

mehmet-emin-.-1

Mehmet Emin HAZRET

1.Zulmün Özetler;

Bugün Çin Zulmüne direnen Uygurları “terörist” olarak damgalanmakla kalmadı.”Çin’de bölgesel Milli Özerk yasası diye bir yasa vardır” diyen de “terörist” suçlaması ile ceza evine gönderilmektedir. Sakal uzatan erkek, tesettür giyen kadın “terörist” suçlaması ile cezalandırılmakta, direnen infaz edilmektedir.

1951-1962.tarihleri arasında sağcı,Amerikan ajalığı ve yerli milliyetçilik ile suçlanan 100 binden fazla Uygur,Kazak,Kırgız,Özbek,Tacik aydınlar tasfiye edildi.Ceza evlerine,toplama kamplarına gönderildi.Onların büyük bir kısmı ağır fiziki işkence ve yoğun çalıştırma sonucu hayatlarını kaybettiler. 44 Sene Çin ceza evinde kalan Abulaziz Mahsum,30 seneye yakın ceza evi ve çalışma kaplarında kalan Abdurehim Ötkür,Turgun Almas,Zunun Kadiri,Erşiddin Tatlık…gibi ünlü aydınlar 1980.lerde ceza evlerinden bırakılmış olsalar da, bünyeleri kastlı olarak zehirlendiği için uzun yaşayamadan hayata gözlerini yumdular.

1962.de Çin ile Sovyetlerin arası açılırken faturası yine Doğu Türkistanlılara çıkarıldı. 29 mayıs 1962.tarihinde Gulca şehrinde Çin zulmüne karşı yürüyüş yapan göstericiler üzerine makineli tüfeklerle kurşun yağmur yağdıran Çin ordusu 1800 kişinin ölümüne, on binlercesinin sakat kalmasına yol açmıştır. Tarihte “kara 29 mayıs” diye atlandırılan bu katliamdan sonra, İli,Çöçek,Altay bölgelerinden Uygur,Kazak olmak üzere 100 binden fazla ahali bir tek canını alıp Sovyetlere kaçmak zorunda kaldılar. Bir ay içersinde gerçekleşen bu göç olayının başını çekenler arasında,Doğu Türkistan cumhuriyeti Genel kurmay başkanı General Zunun Tiyip,Doğu Türkistan Cumhuriyeti hükümeti genel sekreteri Abdurup Mahsum,Kültür Bakanı,ünlü yazar Ziya Semedi, savaş kahramanı subay Gani Batur…lar vardı. Boşalan Altay,Çöçek,Gulca şehirleri ve çevre ilçe,köylere bir milyondan fazla Çinli göçmen yerleştirildi.

Kültür devriminde Uygur,Kazak gibi yerli Türk halklarına yapılan zulüm,katliamları dile getirmeye kelime bulmak zordur.Sadece haziran 1969.tarihinde fakat Urumçide,Tohti Baki başta olmk üzere 68 Uygur aydını “Sovyetlere uşaklık yapmak,Hakimiyeti devirmeye çalışmak” suçlaması ile zorla toplatılan on binlerce halkın önünde toplu halde kurşuna dizilerek infaz edilmiştir.

1985.Tarihinde yürürlüğe konulan “doğum kontrolü” politikası Uygur anaların hayatlarını kabusa çevirdiler. Kırsalda ve şehirlerde 30 sene içinde 1.5 milyondan fazla doğum Arifesindeki bebek ve ana katledildi. Bu katliam hala, ben bu yazıyı yazarken bile devam etmektedir.

2.Bölge Kalkınmasından Kimler Pay Sahibi Oldu?

1990.yılından başlayarak Çinin enerjiye olan ihtiyacının artması ile Pekin, Doğu Türkistan’a yönelik stratejik yatırımlarını kat-kat misli artırdı.Petrol,doğalgaz,kömür,bakır,uranyum,altın…gibi stratejik tabii kaynakların  çıkarılması ve bu ham maddelerin Çine taşıma ulaşım altı yapıları için aktarılan dev bütçe,Doğu Türkistan’ı dünyanın en büyük çekim ve rant merkezine dönüştürmüştür.

Nisan 1991. tarihinde Çinin Shandong eyaletinden Doğu Türkistan’ı yönetmeye gönderilen ve daha sonra Uygurlar tarafında “insan kasabı” lakabı takılan Vang lochuan(王乐泉)  kendisi ile beraber Doğu Türkistan’a getirdiği iki köylü arkadaşı ve bir metresi bugün Doğu Türkistan’ın önde gelen milyarderleridir.2014.Forbes dergesinde ilk 100 içinde yer alan Çin milyarderleri arasında Doğu Türkistan nüfusuna kayıtlı 13 milyarder bulunmaktadır. Bunların hepsi 1990.yıllarda bir tek bavulu ile bölgeye gelen Çinli göçmenlerdir. Bu 13 milyarder şu anda, Doğun Türkistan ekonomisinin %30 nu kontrol etmektedir. Bugün dahi bölgede Çinli nüfustan daha fazla nüfusa sahip olan ve bu toprakların sahibi Uygur Türkleri içinde bir tek milyarder bile yoktur.

3.Merkezi Asya’da  Oluşturulan Yeni Getto

Vang lochuan Doğu Türkistan’ı 17 yıl demir yumrukla yönetirken, Merkezi Asya’da gözlerden uzak yeni bir getto sistemi yaratmıştır. Uygurlar kırsalda tutuldu, sanayileşme,şehirleşme sürecine katılma fırsatı elinden alındı.Bölgenin tarihte en büyük kalkınma dönemi olan son 30 yıl içinde,Uygurlar kalkınmadan şu payları almıştır; su kaynaklarının zehirlenmesi,buna bağlı toprakların çoraklaşması ve zehirlenmesi,hava kirliliği,Bölgedeki 46 defalık Nükleer deneme ve sanayi atıklarından dolayı Uygur halkı sağlığını kaybetmiştir.Gökten yağmur yağdığında çöller de ıslandığı gibi,Uygurlardan çok az sayıda pay alan Uygurlar da vardır. İyice bakarsınız Onların çoğu Çin yönetiminin maşaları ve taşeronları olduğunu göreceksiniz. Onlara bağlanan devlet hortumu kesildiği anda o insanlar komaya girecekler,kendi girişimcilik becerisi ile ayakta kalması mümkün değildir.

Kendi bölgelerinde modern tekstil, konfeksiyon tesisleri kurulurken, bölgedeki 17-25 yaş arasındaki evlenmemiş Uygur kızları iş vaat edilerek toplanıp,Çinin iç bölgelerine götürülüyor.Para ve konfor hayat tuzağı ile kötü yollara düşürülüyor ve Uygur gençler tarafından bir daha eli tutulmayacak kader kirletilip,Çinliler ile evlenmeye mecbur bırakılıyor.

Kendi mahallesinde petrol, doğalgaz koyuları, maden ocakları kazılırken, yol,köprü,uydu şehir kuruluşları hızlı bir şekilde sürerken,bu yeni iş sahalarına her gün Çin’den on binlerce göçmen Çinli getirilirken, İşsiz Uygur gençler toplanıp Çinin iç bölgelerine götürülüp köle işçi olarak çalıştırılıyor.Çinli kızlarla evlenirlerse bedava ev,ömür boyu maaş garantisi,çocukların doğumundan  Üniversiteye kadar masraflarının devlet tarafından karşılanması gibi tuzaklarla onların Çinlileşmesi teşvik ediliyor.Çinliler ile evlenenler ebedi memleketine dönemeyecek,anne-babasının yüzüne bakamayacak durumlara düşürüyorlar.Çünkü,Çinli ile evlenen her hangi bir Uygur,sadece Uygurlar olmayan Çin bölgesinde yaşayabilir.(Doğu Türkistan’a dönemez,dönerlerse kimse onun yüzüne bakmaz,selam vermez,düğün, cenazelerine davet edilmez.Onl.Hatta onun anne,babası,akraba,sülalesi bile toplum tarafından dışlanır.Çinliler ile evlenenler ölürse cenazesine hiçbir Müslüman gitmez.)

Doğu Türkistan’ın 10 milyondan fazla Uygur nüfusu yaşayan güney bölgelerinde işsizlik oranı %90 dan fazladır.Çin verilerine göre Hoten,Kaşgar,Aksu yeşil  bostanlık kuşağı hattındaki Tarım ovasında 20 bin petrol kuyusu faaliyet göstermektedir.Eğer her koyuda 5 Uygur  işçi çalıştırılırsa idi, 100 bin Uygur istihdam etmiş,6-700 bin nüfus ekmeğe kavuşmuş olurdu.Eğer Doğu Türkistan’da yapılmakta olan petrol,doğalgaz boru hatları,şehirler arası kara,demir yol inşaatlarında,ham madde nakliye,lojistik alanlarında  Uygurlar çalıştırılırsa idi,işsiz bir tek Uygur bile kalmazdı.Türkiye’de “Biri yer,biri bakar,kıyamet ondan kopar” diye bir söz vardır.5.Temmuz 2009.tarihinde kıyamet Urumçide bu yüzden koptu ve etnik çatışma dalga-dalga bütün Doğu Türkistan’a yayıldı.

Çin, durumdan ders çıkarmak yerine güce baş vurmaktadır.2014.Hazirandan bu yana bir yıl içinde Urumçiden 300 bin civarında Uygur zorla şehirden atıldı. Ancak,Urumçinin 3.5 milyonluk nüfusu bir sene içinde 4 milyona yaklaştı. Urumçide Uygurlar, tekrar nüfus kaydı yapmak bahanesi ile geçici çipli nüfus kartı dağıtıldı ve her Uygur’un ailece Urumçiden çıkıp kendi doğduğu memleketine gitmesi,oradaki kara kollarda nüfus kaydını yaptırdıktan sonra,yerli savcılıktan temiz belgeleri ile tekrar gelmeleri söylendi. Urumçiden gidenler bir daha dönemediler.Çipli kartta bu insanların bir daha Urumçiye sokulmaması emri olduğu için,karakollar çipli kimliklere sahip her kesi takıp altına aldı.Otobüs,tren,uçak şirketleri de emre binaen onlara bilet satmadı.Özel arabalara gitmek isteyenler kontrol noktalarında yakalandı. Şu an Uygurlar bu kartı “Uygur kart” diye atlandırmaktadır.  Kendi aralarında konuşurken “Uygur kartlı mısın?” diye sorarlar. Bu “takip ediliyor musun?” anlamına gelen şifreli sözlerdir. Urumçide evi,i şi olan yüz binlerce insan Urumçiye girememektedir.Devlet bu tedbiri güvenlik için aldığını söylüyor.Uygur özerk bölgesinin baş kentine Uygurlara oturum izni verilmiyor.Urumçiye Uygurlar sokulmadığı için Uygur esnaf,lokantacılar kan ağlamaktadır. Urumçi deki Uygur semtleri tellerle veya duvarlarla çevrilmemiş olsa da,giriş,çıkış noktaları sıkı kontrol edilen birer Gettolardır.

4.Cambaza Bak, Cambaza…

Uygurlar çok sabırlı, acı ve meşakkate çok dayanıklı bir halktır. Ancak, Göz önünde göçmen Çinlilerin masallardaki gibi cenneti arındıran hayatı ve kendilerinin hiç iyiye gitmeyen yoksulluk ve sefalet içindeki hayatını karşılaştırdıkça,bölgede etnik ayrımcılığa karşı öfkeli sesler hiç dinmiyor.Çin devleti,Uygur Türklerinin sesini dinlemek,cehennem çukurundan onları çıkarmaya yardımcı olmak yerine,Uygur toplumunun dikkatini yeni bir can alıcı noktaya yönlendirmekle,asıl sorunu unutturma kurnazlığını yapmaktadır. Çin saldırısının yöneldiği nokta Uygur dili ve İslam dinidir.Topraklarını kaybeden,işsiz,yoksul,çaresiz kalan halktan, bu defa ana dil ve dininden de vaaz geçmesi istenmektedir .Devlet bu konuda ardı ardına çeşitli kanun,genelge yayınladı.Önce Üniversite,sonra liselerde Uygur dili yasaklandı.Uygur öğretmenler erken emekliliğe zorlandı.genç öğretmenler kadrosuzluk nedeni ile hizmet sektörlerinde çeşitli basit ve vasıfsız işlere sevk edildi.İkinci aşamada orta ve ilk okullarda Uygur dili yasaklandı.2013.okul yılı itibarı ile  köylerde dahi ana okullar zorla Çin dilinde eğitime tabı tutuldu.

İslam’a olan kısıtlama, Müslümanlığa olan baskı,ibadetlere olan yasaklamalar dayanılmaz boyutlarda.Çinin nazarında her Müslüman bir potansiyel “terörist” olarak görülmekte.Camilerde imamın arkasında saf tutan cemaatin yarısı gerçek Müslüman ise,yarısı onları takıp eden devlet ajanları.düğün,sünnet töreni, toplu yemek daveti gibi toplantılarda kuran okumak,dua kılmak,hatta sesli amin,demek resmi genelgeler ile yasaklandı.

Bugünkü Uygur toplumu yoksulluk, zulüm, elinden alınan siyasi ve  insani hakları konusunda düşünecek, konuşacak durumda değildir. Onlar tüm maddi ve fiziki ezilmelere katlanarak, milli ve bireysel enercilerini sadece din ve dillerin yaşayabilmek için harcamaktadırlar. Çin, ekonomik ve siyasi hak iddialarını dile getirmesin diye planlı bir şekilde, Uygur toplumunu din ve dilden vaaz geçtirmek için köşeye sıkıştırmaktadır.Yoksulluk,eşitsizliği,kalkınmadan pay alamama durumunu dile getirecek zaman bulamasın,diye İslam dini ve Uygur diline saldırıyı yoğunlaştırmakta.Yanı Cambaza bak, cambaza, diye, Uygur toplumunu tüm dikkatini son manevi değeri üzerinde odaklanmaya yönlendirmek sureti ile,Doğu Türkistan’ın yer altı ve üstü zenginliklerini yağmalama,Doğu Türkistan üzerinden Batı Türkistan’ı ele geçirme hazırlık projelerini rahatlık ile gerçekleştirmektedir.Uygurlara hak arama fırsatı verilmemekle kalmayı, var olan hakları teker teker elinden alınmaktadır.

5.Zulme direnmek terör değil, Özgürlük Savaşıdır

İslam hukukunda olsun veya batının medeni hukuk sisteminde olsun, yaşam hakkı kutsaldır.Yaşamı ortadan kaldırmak suçtur.Allah doğuştan verdiği yaşam hakkına devlet adı altında insanların elinden alan hiçbir devlet meşru değildir.Yaşam için öyle bir devlete karşı baş kaldırmak insan onuruna yakışır mücadeledir,meşrudur.Devlet adındaki suç şebekesini ortadan kaldırmak yolunda organize olmak her toplum için tarihi,dini,vicdani bir görevdir.

Uygurlar kendi vatanında, mezbahada toplanan koyun sürüleri gibi yok olup gitmek istemiyor. Zulme direnmek, özgürlük için savaşmak terör değildir. Bilhassa Müslüman’ın Özgürlük için savaşması Kuran   hükmüdür ve  sünnetin gereğidir. “o (Peygamber)onlara (Müslümanlara) iyiliği emreder, kötü ve çirkinden onları alıkoyar. Güzel şeyleri onlara helal kılar, pis şeyleri onlara yasaklar. Sırtlarından ağırlıklarını indirir, üzerlerindeki zincirleri, bağları söküp atar. Ona inanan, onu destekleyen, ona yardım eden, onunla indirilen ışığa uyan kişiler, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.” (A’raf Süresi 157.ayet) Allah İslam peygamberi, insanların “Sırtlarından ağırlıklarını indirmek, üzerlerindeki zincirleri, bağları söküp atamak” için,insanları hürriyete kavuşturmak görevi  ile göndermiştir.Köleliğe boyun eğmek,Allahın iradesini ret etmek,Allah Resulünün yolundan sapmaktır.

Çin komünist yönetimi uluslar arası konjonktür’ün değişmesine paralel  olarak  66 sene içinde Uygurlara on küsur toplumsal “suç damgası” ile damgalamış ve o damgalama ile Uygurların  ileri gelen kesiminin imhasını gerçekleştirmiştir. Uygur toplumu sustukça, bir etnik grup olarak yer yüzünden yok olup gideceğinin farkına varmışlardır. Uygurlar Toplum olarak zulme karşı direnme,organize olma iradesine gelmiştir. Uygurları ağaç dallarındaki kuş, sokaklardaki köpek gibi  sorumsuzlarca  rast gele vurup öldürmenin Çinlilere de bir maliyeti olacağını Çinliler de anlamaya başlamıştır.

Aziz halkıma Spartaküs Romanında Roma Kralı ile Spartaküs arasında geçen şu diyalogu hatırlatmak istiyorum:Spartaküs ve ordusu çok yorgun ve zayıf düştüğü zamanda, Roma kralı bir tepede spartaküs ile anlaşma yapmak için bir araya geliyor ve  Spartaküs ve  ordusunu teslim olmaya davet ediyor. Spartaküs teslim olmayı ret ediyor. Krak: “Eğer teslim olmazsanız Sen ve köle ordundan bir kişi bile hayatta kalamayacak.” Diyor. Spartaküs; “ Köle  ölürse azaptan kurtulur. Siz ölürseniz her şeyinizi kaybedersiniz.” diye cevap veriyor ve kılıcını kanından çıkarıp ordusunun başına geçiyor.

Biz Uygurlar  topraklarımız, onurumuz, özgürlüğümüz uğruna ölürsek sadece azaptan kurtulacağız ve öbür dünyada Allah’ın bize vaat ettiği cennet vardır. Bizi köle yapan,insanlık onurumuzu ayaklar altına alan zalimler öldüğünde neleri kaybedeceğini kendileri düşünsünler!

http://www.uyghurnet.org/cinin-dogu-turkistanda-mesruiyet-sorunu-2/#.Vcr-DKokhAM.facebook

About The Eastturkestan Government in Exile
The Official Website of Eastturkestan Government in Exile

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: