KENDİ TOPLUMUNDAN KOPMAYI KURTULUŞ SAYAN UYGURLAR NASIL İNSANLAR VE NE YAPIYORLAR?

mehmet-emin-.-1

Mehmet Emin HAZRET/Uygur Haber ve Araştırma Merkezi(UYHAM)

Yabancıların tahakkümü  altında acı çekmiş, güçsüz,içsel yorgunluğa sürüklenerek yıldırılmış toplumların,toplu kurtuluş umudu tükendiğinde, toplum içinde bireysel kurtuluş çabaları öne çıkmaya başlıyor.Buradaki kurtuluş çabaları toplumdan,toplum statüsünden kurtuluş anlamını taşımaktadır.Uygur toplumunda bu durum incelenmesi gereken sosyal bir meseledir. Günümüzde Uygurlar, Çin yönetimi tarafından damgalanmış bir toplumdur. Doğu Türkistan’da yönetimi elinde bulunduran ve  bölgenin ekonomik ve siyasi dizginini kendinden başka hiçbir etnik gruba bırakmayan göçmen Çinliler, her Uygur ferdini birer potansiyel düşman olarak algılama reflekse sahiptir. Çinliler tarafından çeşitli siyasi ve teşkili testten geçirilerek (Uygur toplumuna karşı kullanmak için) devlet dairelerine işe alınan Uygurlar kendilerini “kurtulmuş” olarak görmektedir. “kurtuluş”a ermek için ait olduğu toplumu ile olan bağını kesin ve net olarak kopartması şattır. Onlar için kurtuluş, kendi toplumundan kaçıp kurtuluş demektir.

Ezilmiş, dışlanmış, aşağılanmış ve yoksul Uygur toplumu içinden sıyrılıp çıkıp, refah içindeki göçmen Çin toplumunun yaşam  standardı ve güvenlik çemberi içine girebilmek -bunu başaran Uygur fertleri için-“kurtuluş” sayılmaktadır. Çin’in amacı,Doğu Türkistan’da bir avuç göçmen elit Çinli’ye hizmet edecek köle toplum yaratmaktır. Köle adayları  ise, Uygurlar’dır. Köle,efendisinin izini olmadan her hangi bir karar verme yetenek ve cesaretinden arındırılmış korku psikolojisine sahip olmalıdır. Korku içinde doğup,korku içinde yaşayıp,korku içinde ölecek olan Uygur toplumundan kurtulmak aynı zamanda köle statüsünden kurtulmak olacaktır. Çünkü Uygur toplumundan kurtularak, her şeye hükmeden efendi göçmen Çinli toplumu konumuna yükselebilmek, ömür boyu refah içinde,korkusuz yaşamayı  (dışlanmak, aşağılanmak,hor görülmekten kurtulamazsa bile) garanti altına almak  demektir.

Liselerde ÇKP gençlik kollarına üye olabilmek, Üniversitelerde ÇKP üyeliğine geçebilmek, alt sınıf olan  Uygur toplumundan çıkıp, üst sınıf olan  Çin toplumuna doğru  yönelik atılmış “sağlam adımlar” olarak görülmektedir. Bunu kendine hedef olarak seçen insanlar, Çinlilere olan sarsılmaz sadakati   ispatlanmadan kendilerine yönetim kadrosu kapısı açılmayacağını  çok iyi bilirler. Bu yüzden öğrenciler okullarda, çalışanlar kendi çevresinde, köy,kasabalarda yoksulluk batağından kurtulmak isteyenler yaşadıkları yerlerde “bölücü”, “terörist”, “dini radikal” ve ya Çine karşı suç” işleme potansiyeli var olan  Uygur kardeşlerini ihbar etmenin,yükselmede en kısa yol olduğunu kendilerinden öncekilerin deneyimlerinden tecrübe edinmişlerdir. Bu hedefe ulaşmak için derslerde iyi not almak, hatta Üniversitelerde okumak bile gerekmiyor. Zaten Uygurlar içinden meslek sahibi olamayan, helal emeği ile çalışarak geçimini sağlama yeteneğinden yoksun ve kendi vicdanını katledebilme cesaretine sahip kişiler bu yolu seçmektedirler.

Bireyin korkaklığı, kahramanlığı,özgürlük tutkusu veya boyun eğme temayülünün şekillenmesi, emek harcayarak geçimini sağlamak, veya soydaşlarını harcayarak geçimini sağlamak arasında tercih yapmakta, ait olduğu toplumun siyasi konumu, ekonomik,sosyal yapısı ve psikolojik durumunun  etkisi büyüktür. Aynı sınıfta okuyan iki arkadaşın biri ceza evinde ellerinde kelepçe, ayaklarında pranga  olduğu halde karanlık koğuş içinde sürekli fiziki işkence görüyorken, diğer biri, altında makam arabası,özel şoförü,cam giydirilmiş güvenlikli lüks plazada sıcak çayını yudumlayıp,Çinli yöneticisinden aldığı emri kendi halkı üzerinde uygulamanın keyfini çıkartmakta. Her ikisi aynı şehirde, ama tamamen farklı konum ve farklı hayat standartlarında yaşıyorlar. Doğu Türkistan’da çizgiler net ayrılmıştır. Çin’in emrini uygularsan refah ve güven  içinde yaşayacaksın. Allahın emrini Uygularsan yolun ceza evine kadar açıktır.

Daha önceki yazılarımda altını çizdiğim gibi, yurdumuzun yakın zaman esaret tarihinde düşmana maşa olan vatan, millet hainleri (savaş zamanları hariç) hiçbir zaman milletten tehdit görmemiş, belki milleti ortadan kaldırılması gereken tehdit ve engel olarak görmüşlerdir. Bugün ise yurdumuzdaki hürriyet savaşçıları Çin maşaları olan hainlere darbe vurmaktadır. Ancak savaş yaygın hal almadığı ve “kurtulmuş”ların dayandığı güç çok güçlü olduğu için hala kudurmuş köpekler  gibi, Uygur toplumu üzerine atılabiliyorlar.

Çin daha önceki dönemlerde, ücra köylerden okuma yazması olmayan cahillerden seçip üst ve orta yönetimlerde sözde yetki sahibi olarak gösteriyor ve onlar Uygur milletinin başında sallanan kamçı olarak kullanıyorlardı. Son 30 yılda Çinin stratejisi değişti. Çinlilere ne kadar sadakatli olursan ol, sadakatini kanıtlamak için yüreğini çıkarıp masada koysan bile, Çince bilmiyorsan seni kullanmayacaklardır. Bu defa  “Kurtulmuş” kesimde çocuklarını,torunlarını Çince ilk ve ana okullara verme telaşı başladı.Bu kesim içinde yaygınlaşan Çince eğitim alma eğilimi,Çin yönetimine ilham oldu. ÇKP. nin kuklası konumundaki Sözde Bölge yönetimi tüm Uygurların ana okuldan başlayarak Çince eğitim görmesini yasal olarak zorunlu hale getirdi. Çin Bölgeye yüz binlerce Çinli öğretmen getirdi. Yüz binlerce Uygur öğretmen kadrosuzluk nedeni ile işten çıkarıldı.

Uygur aydınları tarihten beri Uygur toplumu için aydınlatıcı ışık, yol gösterici meşale, koruyucu zırh olarak görevini yapmıştır, bedelini ödemiştir. Bugün, para ve yetki tuzağına düşerek gönüllü olarak kökünden kopmuş bir grup “aydın” adı altındaki, refah, güvenliği Çinliler tarafından garantilenen kesim, Uygur halkının din,dil,kültüre karşı saldırıya geçen  organizasyonun ön saflarında yer almaktadır.

“Kurtulmuş” olanlarda  bir çelişki dikkatimi çekiyor; Onlar bayram namazlarına gitmezler. ama kurbanlık keser,masalarını et ve içki ile doldurur. Bayramda her kesten fazla yer-içer, eğlenir. Cuma günleri bile camiye gitmez. Anne-babaları ölürlerse cenazelerini camiye getirir, kendileri cami avlusu dışında beklerler. Onlar kendileri öldüklerinde, ailesi cenazeyi yine camiye getirirler. Onlar hayatta iken, onlar tarafından takıp ve tehdide maruz kalan cami imamı onların cenaze namazını kılar, onlar tarafından gericilik ile suçlanan,aşağılanan,baskı,tehdit,işkenceye maruz kalan saf Uygur cemaati,o imansız  olarak  ölenin leşine saygı gösterip omuzlarında taşır, Müslüman mezarlığına defnederler. Çin’de ceset yakma fırınları ekmek fırını gibi yaygındır. Doğu Türkistan’ın Urumçi dahil tüm şehirlerinde ceset yakma fırınları vardır. Çinliler, bilhassa komünistlerin cesetleri yakılır, külleri bir kutuya konup ailesine teslim edilir. Bu durum Çin’de genel bir geleneğe dönüşmüştür. Şu an Doğu Türkistan’da 200 bine yakın Çin komünist parti üyesi bulunmaktadır. Bu rakamın yarısı kadarı Uygurlardan teşkil etmektedir. Ancak İslam dinine ve Uygur toplumunun değerlerine karşı ömür boyu savaşan, kendi halkına büyük zarar veren komünist Uygur yönetici ve ya kendini “aydın” diye niteleyen hainler arasından bir tek insan bile öldükten sonra cesetlerinin fırınlarda yakılmasına razı olmamıştır ve Müslüman Uygur mezarlığına  gömülmek  istemişlerdir.

Bu “kurtulmuş” kesim, Müslüman Uygur annelerden doğmuştur. Büyüdüklerinde ise, ateist  Çin yönetiminin  saflarına geçmiş, Uygur halkını yok etmek için oluşturulan cephede, kendi halkı,kendi soyu,kendi dini,kendi kültürüne karşı acımasızca savaşmışlardır. Öldüğünde ise yine geldiği Müslüman Uygur  toplumuna cansız olarak geri dönmüşlerdir. Hayattakiler ölenlerin yolunu takıp etmektedir. Bu çelişki, bu tuhaflık, sosyoloji ve psikoloji uzmanları için ciddi olarak  araştırılması gereken önemli  konulardır.

Toplum kurtulmadan bireyin kurtuluşu, gerçek kurtuluş değildir. Bireyin kurtuluşu onun ömrü kadardır. Düşündürücü olan, Uygur toplumu ile bağını kopararak, kendi soyunu ret ederek bireysel “kurtuluş”a yönelenlerin mutlak ezici çoğunluğu Üniversite mezunu,elinde diploması olan “aydın”lardır. Onlar, Uygurların çağdaşlaşma dönüşümünün gerçekleşmesini, İslam dini ve İslam kültüründen, Uygur dilinden arındırılmaktan geçtiğine inanmaktadırlar. Çin, onların beynine bu fikir ve düşünceyi ” program” lamıştır.

Ana Vatanımız Doğu Türkisitan’da  aslan yiğitler demir kafes içinde. İman, vicdan sahipleri susturulmuş durumda. halk çaresizlik içinde. Dert küpüne dönmüş, çaresiz Uygur toplumu sadece Allaha sığınmaktadır.  “Kurtulmuş” lar ise bu acılar denizinde boğulmadan sağ-salim kurtulup çıkmayı başardığı için çok mutlular ve doğduğunda ait olduğu o ortama bir daha dönmemek için her şey yapmaya hazırlar.  Kendi toplumundan, kökünden ve ruhundan uzaklaşan bu insanlar “sınıf” atlamış, refah ve  güvene kavuşmuş olsalar bile aşağılanmaktan kurtulamamışlardır. Çinliler onlardan da nefret ediyorlar. Çünkü onlar etnik olarak Müslüman Uygur sayılıyorlar. Kimliğine milleti; Uygur,Dini İslam,diye yazılmaktadır. “Ben Müslüman değilim, Uygurluktan da çıktım” demeleri de boş ve nafile. Çinliler “kimlik kanunu böyle. Yazmak zorundayız.” Diyorlar. Onlar ne kadar standart, aksansız Çince konuşabilmelerine rağmen, sokaklarda,alış veriş merkezlerinde,uçak,tren,otobüs, otel rezervasyonu yaptırırken… diğer Uygurlar gibi aşağılanıyor, hor görülüyorlar. Modern dünyada köleliği gönüllü olarak kabul etmenin kendisi,  aşağılanmayı   peşin olarak kabul etmek demektir.   Onurunu çoktan kaybetmiş, kendini aşağılayan biri, başkalar tarafından aşağılanırsa ne fark eder ki?

Bu tür insanların bugünkü Doğu Türkistan şartlarında üremesi, türemesi yadırganacak bir durum değildir. Aynı tipteki Uygurların yurt dışında, bilhassa uygar, Demokratik batı dünyasında hatırı sayılır sayılarda olması düşündürücüdür. Dış ülkelerde okumakta veya çalışmakta olanların, memleketteki ailesinin güvenliği için Uygur sivil toplum kuruluşlarının siyasi ve sosyal faaliyetlerinden uzak durmak sureti ile kendi ders ve işlerine odaklananların hassasiyeti anlaşılabilir. Ama onlar içinde gelecekte memleket içinde “kurtulmuş” lar arasına katılmak için,yurt dışında  bugünden Çine ajanlık yapanları ne diyeceğiz?

Gerçekten Zulümden kurtulup özgür dünyaya yerleşen, ancak Çin korkusu iliklerine kadar işlemiş bir takım Uygurlar,  Özgür dünyada özgürlükten kaçıp, yarasalar gibi karanlık köşe-bucaklara saklanarak yaşama mücadelesi içindedir. Hür dünyadaki  fikri , vicdani hür Uygurlardan kaçıyor.Onlar kendi aralarında “tehlikeden uzak bir cemaat” olarak yaşıyorlar. Onların durumu psikolojiktir. Onlar başkaları değil, kendilerini aşağılayarak,kendi onurlarına zarar vererek,güneş ışığı altında değil, gölgelere sığınarak yaşamı sürdürmektedir. İnsanlık onurunu korumaya aciz bu kişilerin bazen vatan,millet,din hakkında olumlu laf söylemeleri,vicdanlarının tamamen kayıp olmadığının bir belirtisi olabilir. ancak, Vatandan 5-10 bin kilometre uzaklıklarda bile Çin korkusu sendromundan kurtulamayan bu kardeşlerimizin durumuna baktıkça, onların insani onurunu, kendilerine olan saygınlık duygusunu ellerinden alan Çin işgalcilere karşı öfkemi kontrol etmekte zorlanıyorum. Tabii ki, milli mücadele öfkeyle değil, akılla yapılır. İnsan ancak Çin zulmü sonucu insanlık değerini bu denli kaybedebilir.

Daha beteri ise, Özgür dünyada  Çin elçilik, konsolosluklarından her ay aldığı para karşılığında, yurt dışında yaşayan Uygurlar hakkında bilgi toplamak, onların vatan içindeki bağlantılarını takıp etmek görevini üstlenenler de bulunmaktadır. internet üzerinde sürekli olarak yurt dışındaki Uygur teşkilatları ile Aktivistleri kendi aralarında bir birine düşürecek,enerjilerini  boş ve iç mücadelelere  yönlendirecek yazıları yazmak, Milli lider,aktivistler hakkında iğrenç iftira,fesat yaymak karşılığında para ve iyi yaşam koşullarına kavuşmak eğilimi hiç ara vermeden devam etmektedir.

Çine gönüllü ajanlık yapanlar arasında Yurt dışında Üniversite bitiren, doktorasını yapan, iyi yerlerde çalışmakta olan, Çine hiçbir maddi ihtiyacı olmayanların bile olması çok üzücü bir durumdur. Bu durum,sadece bilimin insanı kölelik ruhundan kurtuluşa  yeterlik olmadığını ispatlamaktadır.

Yurt dışındaki Uygur toplumunu  en çok  öfkelendiren husus ise, Doğu Türkistan vakıf ve  derneklerinden aldığı burslar ile Üniversite bitirip, bugünkü günde Çine ajanlık yaparak, Doğu Türkistan aleyhinde çalışarak, dış dünyadaki ve vatan içindeki Uygurlara büyük zarar vermekte olan insanların, Uygur toplumu arasında kibir içinde elini kolunu sallayıp dolaşmaktan çekinmemeleri dir. Yurt dışında rengi belli olmayan Uygurların çoğalması, ajan,hainlerin toplum içinde rahat hareket etmesine ortam sağlamaktadır.

Şunu  çok iyi bilmeliyiz ki, bilim ve vicdan tamamen farklı kavramlardır. Vicdanın eşlik etmediği  ve birilikte olmadığı bir bilim,hiç bir zaman  insanlığın yararına değildir.  Peygamber Efendimiz bir Hadisi şeriflerinde bu duruma işaret etmiş ve  “Boş ve lüzumsuz  ilimden Allah’a sığınırım.” buyurmuştur.  Aslında kendi milletinden ve onların trajedi dolu  hayatından kurtulmak, kurtulanlar için kendi halkına nefret etmesini ve kendi  halkına karşı düşmanlık girişiminde bulunmasını  gerektirmez. Ancak, Uygurlar arasındaki bu “kurtulmuş” lar, kurtulmakla yetinmiyorlar. Neden? Dünyayı ve insanlığı yıkıma sürükleyen faktör insanın doyumsuzluğudur. Doyumsuzluk, daha fazlasına sahip olma tutkusu niteliksiz, beceriksiz,şark kurnazı ve kısa yoldan büyük kazanç peşinde olan kötü niyetli insanları her bataklığa sürükler. “Kurtulmuş” olanlar neden Çin’den bu denli korkuyor da, kendisini koruyan ve  kucağında büyüttüğü toplumu  neden hiçe sayıyor? Çünkü onlar güce tapan ve güçten anlayan insansı yaratıklardır. Çin bir güçtür. Çin istediği zaman onları zirvelere taşıyabilir, istediği zaman ayakları altında ve aşağılarda sürükleyebilir, yok edebilir. Uygur toplumu onların anasıdır. Ana yüreğinde sadece sevgi vardır. Ana, asi çocuğa bile sevgiden başka hiç bir şey beslemez. Ancak, sevgi baskıcı güç değildir. Sevginin yolu yıkıma kapalıdır. Eğer Uygur toplumu “kurtulmuş”lara güç kullanmaya başladığında, bu satılmışların hayatı tehdit gördüğünde, onların sayısı hızla azalır, zararı da minimuma iner.

Kim hangi dilden anlıyorsa, o dilden konuşmak sonuç verir. Öz Toplumundan bağını Koparmayı kurtuluş sayan ve kendi toplumuna karşı suç işleyenler sizce hangi dilden anlar?

http://www.uyghurnet.org/oz-toplumundan-bagini-koparmayi-kurtulus-sayan-uygurlar-nasil-kisiler-ve-ne-yapiyorlar/

Advertisements

About The Eastturkestan Government in Exile
The Official Website of Eastturkestan Government in Exile

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: