KENDİSİNE DAYATILAN ” YABANCILAŞTIRMA” SÜRECİNDE KENDİNE GELEN UYGUR TOPLUMU

Uyghuristan Jumhutriyiti Dewlet Bayriqi

Mehmet Emin HAZRET

Alman Filozofu ve komünizmin Teorisyeni ve kurucusu Karl Marx’ın araştırmalarının odak noktasında “yabancılaştırma” yer almaktadır. Marx, yabancılaştırmayı şu sözlerle özetlemektedir; “ Bir eylem veya içinde bulunan bir durum aracılığıyla, bir kişi, bir grup, kurum veya toplum, kendi etkin özgünlüğünün sonuçlarına, ürünlerine yada etkinliğin kendisine, içinde yaşadığı doğaya, diğer insanlara ve buna ek olarak kendi kendisine özgün insani kapasitelerine yabancı duruma gelmesidir.” (Marx; “Düşünce Sözlüğü” 597.sayfa.Türkçe)

Marx,yabancılaştırmayı bir ahlaki suç olarak görmüştür.Yabancılaştırmanın kaynağı olarak ta kapitalizm’i sorumlu tutmuştur. Marx,yabancılaştırmayı incelerken,insanı, insan olmaktan çıkaran yabancılaştırmadan kurtulmanın reçetesini aramış ve bunu de komünizm teorisinde yattığını iddia etmiştir.

Bugün, kendini Marx’ın varisleri olarak görmekte olan Çin komünist partisi, Karl Marx tarafından ret edilen yabancılaştırma kavramının, tüm acımasız yol ve yöntemlerini kullanarak Uygur toplumu üzerinde uygulamaktadır. Doğu Türkistan’ın her köşesine Marx’ın portrelerini asan, Marx teorilerini referans alarak Doğu Türkistan’da 66 seneden beri “sosyalist toplum yaratma süreci” gerçekleştirdiğini iddia eden Komünist Çin, Uygur toplumunu kültürüne, dinine, diline, etnik kimlik ve yapısına yabancılaşan çağdaş köle toplum yaratma yolunda ara vermeden,sıkı ve acımasız devlet terör ve şiddetini kullanmayı bir erdem olarak görmektedir. Çin bütün kültürel endüstri mekanizması ve propaganda araçlarını seferber ederek, İslam dini, Uygur dili, Uygur kültürünü çağdaşlaşmanın önündeki bir engel olarak damgalamaktadır. Uygur toplumu için kurtuluşun, geleceğin garantisi olarak ta Çin dili ve Çin kültürünü cebirle sunmaktadır.

Marxizm bayrağı altında devleti yöneten hantal ve çürümüş ÇKP.’nin tekelindeki devlet yapısı ve yönetim araçlarını kullanan Pekin, Marxizmi delik-deşik ederek ayaklar altına aldıktan sonra, iğrenç bir paçavra gibi çoktan tarihin çöplüğüne atmışken, Marxizm’in şiddetle ret ettiği “yabancılaştırma” silahını Uygurları kendi değerlerine yabancılaştırmak için kullanmaktadır.

Fiziki ihtiyaçlarının sürekli kısıtlı kalmasına alıştırılan toplumlar, manevi ihtiyaçlarının olduğunu fazla anımsamazlar. Manevi arayış ancak özgürlük arzusu olan toplumlarda oluşabilecek istek ve arzulardır. Açlık, susuzluk, uykusuzluk ve evsizlik, hastalık… insanı çaresizliğe iten etkenlerdir. İnsan bu durumdan kurtulmak için her şey yapmaya hazırdır. Komünist rejim insanların bu zaafını onları kontrol etmek için acımasızca kullanmış ve bundan da sonuna kadar yararlanmıştır. Toprakları ve tüm özel mülkleri ellerinden alınmış,tahıl, hububat, hayvanlar… yanı mülk ve varlıklar bireylerden zorla alınarak devlet tekelinde toplanmıştır. Aç ve açıkta kalan toplum savunmasız ve korku içindeyken, devlet “size ben bakacağım” diyor. Toplum kurtarıcı devlete sarılıyor. Ölenler, hayatta kalanların devlete daha sıkı sarılmasını sağlıyor. İnsanlık, tarihindeki en ilkel hayatı komünist rejimlerde yaşamıştır. Mao döneminde tüm Çin bu durumu yaşamıştır. Son 35 sene içersinde Çin toplumu ekonomik gelişmelerden pay almıştır. Siyasi Baskılar da kısmen de olsa kalkmıştır. Ancak, Uygurlar üzerindeki ekonomik ve siyasi baskı aynen devam etmekle beraber, Marksizm adı altındaki katı sosyalist rejim,Uygur toplumunu toprağına, kültürüne, dinine, diline, kendi etnik kimlik ve yapısına yabancılaştırmanın bir aracı olarak kullanılmaktadır. Tuhaf ve acı olanı, kendini Marxsizmci olarak dünyaya tanıtan bir siyasi iktidar, Markxizm’i Uygur toplumunu yabancılaştırmak için kullanmasıdır.

Çin, bütün devlet gücünü Uygurları yabancılaştırma projesini gerçekleştirmek için baskı aracı olarak ısrarla kullanmalarına rağmen, tüm bu çabalarında başarılı olamamaktadır. Çünkü, bir toplumun ve hele hele Uygur toplumunun binlerce yıldan beri özenle koruduğu ve günümüze kadar taşıdığı maddi ve manevi değerler, örf adet, gelenek ve görenekler onları çok iyi koruyan bir kalkan ve onları koruyan müstahkem bir kale olmuştur. Bu müstahkem kale’nin de kolayca düşmesi mümkün görülmemektedir. Müslüman Uygur toplumu milli ve manevi değerleri ile gelenek ve göreneklerine bağlı ve bu değerlere çok sadık bir toplumdur. Modernleşmesinin nimetlerinden bilinçli ve kasıtlı olarak dışlanmaları ve bunlardan yararlanmalarının engellenmesi de, binlerce yılın ürünü olan bu maddi ve manevi değerlerinin tarihte hiç olmadığı kadar güçlenmesine yardımcı olmuştur.

Bir topluma dışarıdan gelen tehdit, o toplumun kenetlenmesini sağlayacaktır. Bebeğin annesiz kalma korkusu, bireyin toplumsuz kalma korkusu aynı şekilde bir iç güdüdür. Bebeğin sığınağı anne kucağı, bireyin sığınağı ise ait olduğu toplumdur. Bazı bireyler toplumdan beslenir, bazıları toplumdan zarar görür, bazıları toplumdan dışlanır.Ancak kimse ait olduğu toplum ile aralarındaki organik bağını hiç bir zaman koparmak istemez. Bu yüzden toplum hiç azalmayan deniz gibidir.Uygur toplumu yakın tarihinden bugüne kadar çeşitli fiziki saldırılara ve kitlesel soykırım ve katliamlara maruz kalmasına karşılık, nüfusu azalmamış, aksine çoğalmıştır. Bugün dünyada hiç bir etnik grubun maruz kalmadığı kadar baskı, zulüm, dışlanma, yabancılaştırma, asimilasyon, dönüştürme ve soykırım girişimlerinin acımasızca devam etmesine rağmen, üremeyi,çoğalmayı, dayanışmayı ve en önemlisi karşı koymayı ve direnmeyi büyük bir cesaretle sürdürmektedir.

Güç, kibirlendirir. Kibir ise, gücü zehirler. Güç gösterisinden haz alan devlette hukuk,adalet, şefkat, sevgi, merhamet ve güven yoktur. Dizginlenemez biçimde aşırı güce sahip olan ÇKP devlet yapısı, önlenemez bir güç zehirlenmesine uğramıştır. 1950 lerde “Amerikan maşası” yaftası yapıştırılan Uygurlar, 1960 -70 lerde “Sovyet ajanları” olarak hırpalanmıştır. 1980’lerde sonra ise, “bölücü, dini radikal, terörist” olarak suçlanmıştır. 21.Yüz yılda ise, Pekin’in zehirlenmiş devlet terörü içeren kaba gücü, Uygur toplumuna karşı gizlenemeyen bir kin ve nefreti, bir atom bombasının patlamasından sonra meydana getirdiği şiddetli fırtınalar ve kara dumanlar gibi Doğu Türkistan üzerine yayılmaktadır. Allah’ın izni ile Müslüman Uygur toplumunun bağışıklık sistemi Pekin’in ürettiği öldürücü ve yok edici bu zehirlere karşı günden güne artan bir şekilde direnç kazanmaktadır.

Bugünkü Uygur toplumu içinden, dünyada eşi ve benzeri görülmemiş cesur ve gözü pek kahramanlar ortaya çıkmaktadır. Ait olduğu Toplumu ve bu toplumun onurunu korumak yolunda gözünü kırpmadan şehitlik mertebesine kavuşan kahraman Uygur hanımkızlar ve batur yiğitler her sokakta ortaya çıkmaktadır. Toplum varsa,birey de vardır anlayışı her ferdi daha anlayışlı hale getirmektedir. Toplumdan soyutlanmaktan, yalnız kalmaktan ve toplumdan dışlanmaktan korkan bireyler dahi, toplumu korumak için canını vermekten korkmamaktadır. Çünkü,toplum yaşadığı sürece kendi adının toplum ile beraber yaşayacağını bilmektedirler.

Müslüman Uygurlar, Kendilerine Yabancılaştırılma sürecinde yeniden Kendine gelmekte ve yeniden kendini bulmaktadır.

Var etmek veya yok etmek, ancak ve ancak Yaradanımız Allah Taala’ya özgü bir sıfat ve kudrettir.

VELA GALİBU İLLELLAH = ALLAH’TAN BAŞKA GALİP YOKTUR.

About The Eastturkestan Government in Exile
The Official Website of Eastturkestan Government in Exile

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: