ANAYASA MAHKEMESİ’NİN ABDULKADİR YAPÇAN HAKKINDAKİ ARA KARARI AÇIKLANDI

yapcan-bayrak

Uygur Haber ve Araştırma Merkezi(UYHAM)
2002’den beri BM.Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin  kendisine tanıdığı mülteci statüsü ile Türkiye’de yaşıyor iken, 31 Ağustos 2016’te gözaltına alınan Abdulkadir Yapçan hakkında Anayasa Mahkemesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemeleri’nin Çin’e veya bir başka 3.bir ülkeye gönderilemeyecği yolundaki kararı ile İstanbul Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesinin verdiği beraat ve tutululuk halinin sona erdirilmesi hükümlerine rağmen, Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’ne bağlı Kırklareli Geri Gönderme Merkezi’nde idarenin bir tasarrufu olarak tutulmaya devam ediliyor.
Bu son gözaltı durumunun ortadan kaldırılması için girişimlerde bulunan Abdulkadir Yapçan’ın avukatı Av.İbrahim Engin Anayasa mahkemesi’ne 2. bir kez  kendisinin serbest bırakılması talebi ile dava açtı.Avukat Anayasa Mahkemesi’ne verdiği dava dilekçesinde hakkındaki idari tedbirin iptal edilmesini ve Abdulkadir Yapçan’ın sağlık soronlarının dikkate alınarak   serbest bırakılmasını  talep etti.
Anayasa Mahkemesi 21.12.2016 tarihinde Yapaçan’ın avukatı İbrahil Ergin’e gönderdiği dava ile ilgili yazı’da açılan dava ile ilgili bir ara kararına varıldığını belirtti ve karar suretinin kendisine gönderildiği bildirdi.

Anayasa Mahkemesinin Yapçan’ın Avukatı İbrahim Ergin’e gönderdiği cevabı yazı’da şu bilgiler yer alıyor , ” Abdulkadir Yapçan’in Kırklareli Geri Gönderme Merkezi’nde sağlık drumu dikkate alınmaksızın tutulması ve mevcut tutulma şartları nedeniyle yaşamı ve maddi veya manevi bütünlüğünün tehlike altında olduğunu belirterek tedbiren tahliyesine karar verilmesi talep edilmektedir

Dosya kapsamında yer alan ve kamu makamları tarafından Anaya Mahkemesine sunulan bilgi ve belgeler birlikte değerlendirildiğinde , tutuluduğu merkezdeki tutulma şartlarının başvurucunun yaşamına,maddi veya manevi bütünlüğüne yönelik ciddi bir tehlike oluşturmadığı anlaşılmıştır. Bununla birlikte tutulan geri gönderme merkezinde buşvurucunun sağlık hizmetlerinden yararlandığı ancak,18.11.2016 tarihli uzman doktor raporunda belirtilen tetkiklerin henüz gerçekleştirilmediği tesbit edilmiştir.

Bu açıklanan hedenelerle ;
1. Başvurunun Anayasa Mahkemesi içtüzük’ün 73.maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca bölüme gönderilmesine eyer olmadığına,
2. Resmi makamlar tarafından,başvuru sahibinin(Abdulkadir Yapçan’ın) henüz gerçekleştirilmediği bildirilen tetkik ve tedavilerinin ,gerek sevk,gerekse sağlık hizmetlerinden yararlandırılırkengerekli önlemler alınarak yapılmasının teminine,neticeden Mahkememiz dosyasına bilgi verilmesine karar verilmiştir.

Üye Serruh Kaleli                            Üye Ridvan Güleç

Abdulkadir Yapçan Olayı  Biz Doğu Türkistanlılar İçin  Çok Önemli Bir Meseledir

4 aydır tutuklu hayatı yaşayan ve Türk adaletinin aklamasına ve suçsuz olduğuna karar vermesine rağmen,idarenin bir tasarrufu olarak serbest bırakılmayan Yapçan olayı özellikle biz Doğu Türkistanlılar için çok önemli bir mesele olarak önemini korumaktadır. İşgalcı Çin kendi baskı ve zulmünden kaçan Yapçan’ı 20 yıldır takip ederek tekrar kendisine iade edilmesi için baskılarını sürdürmeekte ve ekonomik gücünden doğan siyasi ve diplomatik  baskısını sonuna kadar kullanmaktadır.İşgalcı Çin bu konuda ikili oynamakta,bir yandan baskı ile Yapçan’ın kendisine teslimini  talep ederken,diğer yandan gözetim altındaki Yapaçan’ı istismar ederek diaspora’da yaşayan Uygur Türklerini tahrik etmektedir.Bir yandan Türkiye’ye saldıkları aşağılık, sütü bozuk ve hain işbirlikçilerini harekete geçirirken,diğer yandan sosyal medya üzerinden platformlar kurarak “Erdoğan Yapçan’i Çin’e teslim edecek.Siz buna susarsanız,ileride sizleri de iade edecekler.Bu nedenle derhal harekete geçin,Yapçan için Mahkeme önlerinde erkekler maske,kadınlar ise peçe takarak binlerce kişi olarak toplanın.Türkiye’ye isyan edin.” alçaklıkları ile tahrik ve provaksiyonlarını sürdürmüştür.  Hiç bir  Doğu Türkistan STK. ile ilgisi olmayan  nerede ve ne yaptığı net olmayan bazı karanlık güçlerin   aniden ortaya fırlayarak Yapçan Müdafi kesildiklerine ve bunların tahriklerini sürdürdüklerini ibretle  gördük. Çin’in bu tahrik ve provaksiyonlarından amacı,Türkiye’de ve Diasporada yaşayan Uygur Türklerinin bilhasse Türk halkı,devleti ve Hükümeti nezdindeki itibar,güven,saygı ve muhabbetini bu  aşağılık ve sinsi yöntemleri kullanarak yok etmektir. Fani Alemde   Doğu Türkistanlıların Allah’tan sonra kendilerini anlayan,bağrına basan ve hemdert olan  tek gerçek dostu ve Kardeşi olan Türkiye Türklerinden ayırarak öksüz ve yetim bırakmaktır.

Bunlardan başka Doğu Türkistan meselesinde  kendilerinin de var olduğunu göstermek ve öne çıkmak  isteyenler, Yapçan’ın iade edileceği yolunda demeçler vererek  kamu oyunu yanıltmaya çalışmış  ancak.bu girişimler gerçeklerin karşısında akim kalmıştır.

Haklarımızı Yasalara Bağlı Kalarak Kullanalım

Çin bu sinsi oyunları,tahrik ve iki yüzlülük örneği  menfur girişimleri, çok şükür Doğu Türkistan ve diğer Sivil toplum kuruluşları ile  çok değerli  aydınlar ve aktivistlerimizin   sosyal medya üzerinden ve kişisel olarak cesur karşı çıkışları ile bu  alçakça ve haince Çin oyun,tahrik ve provakasiyonlarını bozmuşlardır. Sağ duyu,akıl ve vicdan galip gelmiştir. İşgalcı Çin bu konuda büyük bir hazimete  uğramış, bu uğurda  harcadıkları milyonlarca parası  boşa gitmiş ve rezil bir duruma düşmüştür.

Türkiye Cumhuriyeti devletimiz bir hukuk devletidir.Devletimiz ve onu yöneten Hükümetlerimiz yargının kararı doğrultusunda icraat yaparlar.Kadir Yapçan için Mahkemeler berat kararı vermiş ve en üst Mahkememiz olan Anayasa Mahkemesi kendisinin  Çin veya diğer bir ülkeye gönderilemeyeceği yolunda tedbir kararı koymuştur.  Ayrıca,idari bir tasarruf olan tutukluluk halinin kaldırılması için Anayasa Mahkemesine 2.bir dava daha açılmıştır. Mahkemenin bu dava ile ilgili ara kararı yukarıdadır.

Bize düşen ise,Devletimize ,bağımsız ve adil Türk Yargısına sonuna kadar güvenerek sonucu sükünet ve soğuk kanlılıkla takip ederek beklemektir. T.C.Devletimiz,Allahın rahmetine  kavuşmuş bir devlet adamızın   de ifade ettiği gibi  ” Türkiye, Biz Doğu Türkistanlıları Himayalar’ın Ardından Alıp Türkiye’ye getirmiş”  ve bizlere Türk  Vatandaşlığı şerefini lütfetmiştir. Güneydoğu Asya Ülkelerine kaçan binlerce Kardeş ve soydaşımıza kucak açmış ve onları ölümden kurtarmıştır. Devletimizin ve onu şimdi yöneten  yöneticilerimizin de  Abdulkadir Yapçan için de en  hayırlı  olan  kararı vereceğinden hiç şüphemiz  olmamalıdır. Ayrıca, en önemlisi bize sahip çıkan,bizlerin dert ve istiraplarımızı kalbinin derinliklerinde hisseden 80 milyon Müslüman Türk kardeşlerimiz Allah’tan sonra bizim en sağlam ve büyük güvencemizdir.

Çin’in Oyun Ve Tahriklerine Karşı  Uyanık Olalım ve Asla Kapılmayalım.

İşgalcı Çin’in aşağılık tahrik ve provaksiyonlarına karşı çok uyanık olalım. Bizi T.C.Devletimizden ve Türk Milletinden ayıracak yanlış ve olumsuz söz ve hareketlerden ısrarla kaçınalım. Sadece Doğu Türkistan STK.larımızın açıklamalarına itibar edelim ve onlara güvenelim.Çünkü, Abdulkadir Yapçan meselesi onların birincil ve öncelikli meselesidir ve onların bu konuyu ısrarla  en üst makamlar nezdinde takip ettiklerini  görüyor ve biliyoruz.

Yasalarımıza bağlı kalarak fikir ve ifade özgürlüğümüzü  sonuna kadar kullanalım. T.C. devletimizin biz vatandaşlarına tanıdığı  İfade ve gösteri hürriyeti  haklarımızı Yasalara ısrarla bağlı kalarak tepkilerimizi kullabiliriz. Ancak, bu hakkı kullanirken, asla yasa dışı ve bizi toplum nezdinde küçük düşürecek  eylemlerden ve davranışlardar özellikle kaçınalım. Her şey kendi mecrasında güzeldir ve takdire şayandır.

Çalışmak bizden,yardım AIlah Taala’dandır.

 

http://www.uyghurnet.org/anayasa-mahkemesinin-abdulkadir-yapcan-hakkindaki-ara-akarari-aciklandi/

 

 

Çin Doğu Türkistanda 3 bin 500 Camiyi Yıktıu Türkistan

Çin 3 bin 500 camiyi yıktı

Çin hükümeti, Uygur Özerk Bölgesi’nde kamu güvenliğine aykırı olduğunu gerekçe göstererek son üç ayda 3 bin 500 camiyi yıktı.

Çin 3 bin 500 camiyi yıktı

Eklenme: 27 Aralık 2016, 10:51

Bu haber 37.475 kez okundu

Çin işkencesi bitmiyor. Çin işgali altındaki Uygur Özerk Bölgesi’nde son üç ayda 3 bin 500 cami kamu güvenliğine aykırı olduğu iddiasıyla yıkıldı. Bölgedeki demografik değişimi amaçlayan Çin hükümeti, camilerin harabe olduğunu öne sürerek yıkımlarını sürdürüyor.

Radio Free Europe’nin haberine göre, bölgedeki Müslümanlara siyasi ve sosyal açıdan büyük baskı uygulayan Çin yönetimi, camilerin ortadan kalmasına yönelik adımlarını gün geçtikçe sertleştiriyor. RFE muhabirlerinin Sincar’daki Tokkuzak emniyet yetkililerinden aldığı bilgilere göre, camilerin çoğunluğu ‘ibadet için sağlam olmadığı’ gerekçe gösterilerek yıkılıyor.

Çin, Uygur Özerk Bölgesi’nde 23 milyon Müslüman’ın yaşadığını iddia etse de, akademik kaynaklar bu rakamın 50 milyondan fazla olduğunu belirtiyor.

HER CAMİYE 1 MEMUR AJAN OLARAK YERLEŞTİRİLDİ

Çin yönetimi “İstikrarı korumak” amacıyla bölgedeki camilere 350 memur tayin ettiğini açıklamıştı. Komünist Parti’ye bağlı televizyon kanalının duyurulan haberde camileri izleme kararının ardından raporlar hazırlanacağı da belirtilmişti.

Doğu Türkistan halkı gizli takibin ve faaliyetlerin yakından izlendiğini, yapılan her toplantı ve faaliyette Çinli yetkililerin de katıldığını belirtiyor.

BURKA VE ORUÇ YASAĞI

Müslüman nüfusun yoğun olduğu Doğu Türkistan Uygur Özerk Bölgesi’nde dini faaliyetler konusunda yaptığı baskıyla gündeme gelen Çin’in, bölgede kamu çalışanlarına oruç yasağının yanı sıra bölgesel bazda burka ve sakal gibi kılık kıyafette kısıtlamaları bulunuyor.

HRİSTİYANLAR DA BASKI ALTINDA

Hristiyan nüfusun yoğun yaşadığı ülkenin doğusundaki Cıciang eyaletinde de misyonerlik faaliyetlerine karşı yasa dışı inşa düzenlemeleri adı altında, son bir kaç yılda bin 500’e yakın kilise tahrip edildi ya da taşınmaya zorlandı. Ülkedeki Hristiyan toplumu yapılan duruma karşı protesto düzenlese de durum değişmezken, kiliseleri savunan Hristiyan Çinli bir avukat, “Ülke güvenliğini tehlikeye sokmak” ve “toplum istikrarını bozmak” suçundan 7 ay süreyle alıkonulmuştu.

İnsan hakları ve dini inançlar özgürlüğü konusunda özellikle Batılı ülkelerce eleştirilen Çin’in, Şi’nin hükümet ve ÇKP nezdinde dini inanç özgürlüğüne saygı duydukları konusunda bu yeni açıklamasıyla nasıl bir süreç izleyeceği de merak konusu. Ülkede son yıllarda dini aşırılıklar ve fikirler bağlamında önlemler artırılırken, özellikle bölgesel olarak din faaliyetlerine karşı güvenlik önlemleri üst seviyeye çıkarılmış durumda.

 http://www.yeniakit.com.tr/haber/cin-3-bin-500-camiyi-yikti-250310.html

Doğu Türkistan Çinli Patronlara Cennet- Müslüman Uygurlara ise,Cehennem!

Harita-Böl.Çin

Çin işgal yönetiminin esaret altındaki tuttuğu Doğu Türkistan’da yürüttüğü,baskı, zulüm,işkence,dini ve etnik soykırım uygulamaları bir gerçek. İşgalcı Çin Müslüman Türk yurdunu tamamen etnik Çinlilerin yaşadığı bir Çin toprağı haline dönüştürmek istiyor.

26 Aralık 2016 Pazartesi 19:18

ÇKP.’nın eli kanlı Çin ırkçısı diktatörü Mao’nun öncelikli bir uygulama olarak başlattığı Doğu Türkistan’a etnik Çinlileri yerleştirme politikası onun  bir birinden zalım ve acımasız Şakirtları olan ÇKP diktatörleri tarafından ısrarlı ve şiddeti daha arttırılarak sürdürülüyor.

İşgalcı Çin, bu aşağılık ve insanlık dışı uygulamalarını yaparken, bu Irkçı uygulamalarını dünyadan çok ustaca ve sinsice gizliyor.

 

 

İşgalcı Çin Doğu Türkistan’ı Bir Çelik Perde Gerisine Kapatmıştır

Soğuk savaş döneminde Sovyetler Birliği için  kullanılan  Demir perde deyimi  bugün  Komünist maskesinin altına kendini ustaca gizlemeye çalışan Faşist Çin yönetimi için de geçerli.Üstelik,İşgalcı Çin’in Doğu Türkistan’daki jenosid,assimilasyon ve zorla dönüştürme uygulamaları Nazi Almanayasının uygulamalarından de beter.

Günümüzde İşgalcı Çin Doğu Türkistan’ı adeta bir “Çelik Perde “’nin gerisine kapatmış ve  dönüştürmüş durumda. İşgalcı Çin’in Doğu Türkistan’daki insanlık dışı  baskı,zulüm,etnik ayırımcılık,aşağılama,dini ve ırkı soykırım uygulamalarının kanıtları ile yurt dışına iletilmesi mümkün değil. Belki de imkansız. İletişim teknolojisi ile imkanlarının çok geliştiği günümüzde Çin yönetimi,insanların bu doğal haklarını gasbetmiş ve yasaklamış durumda.

Çünkü, Doğu Türkistan’da sokaklarda herkesin telefonlarını kontrol eden Cep Telefon Polisleri var. Doğu Türkistan’a gidenler de bir daha gidememek,Akrabalarının zarar görmemesi ve başka sebeplerden dolayı gördüklerini anlatmaktan korkuyor ve çekiniyorlar.

Buna rağmen  çok az sayıdaki cesur ,vatansever ve fedakar kişiler Çin’in Doğu Türkistan’daki bu Şen’i uygulamalarının elem ve istirabını kalbinin derinliklerinde hissedebiliyoır. Doğu Türkistan’a ziyarete amacı ile giden bazı Uygur Türkleri bu konuda  bizzat şahit oldukları ve birinci kaynaktan duyduklarını yüreğine ve hafızasına not ederek dış dünya’ya  ve bizlere iletmektedir. Bu ve benzeri  bilgilere de onların anlatımı ile ulaşabiliyoruz.

Çin,Doğu Türkistan’da Acımasız ve Vahşı Bir Etnik Sümürge Politikası Uyguluyor


İşgalcı Çin yönetimi,Doğu Türkistan’ın tarihi sakinleri ve asıl sahipleri Uygur Türklerini bir an önce  toptan yok ederek bir an önce tamamen etnik Han Çinlilerinin yaşadığı bir Çin toprağı haline getirmek istiyor. Bu amaçla Çinlilerin bu topraklara yerleşmelerini teşvik ve bazen de zorunlu olarak uyguluyor.

Etnik Çinlilere ekonomik ayrıcalıklar,teşvikler ve olağanüstü imtiyazlar tanıyarak Doğu Türkistan’a göçetmelerini ve bu topraklarda yerleşmelerini teşvik ediyorlar. Bu uygulamaları yaparken ortaçağ sömürgecilerinden b kat bekat beter   insanlık dışı ve acımasız yöntemler kullanıyorlar. Çinli Sömürge düzeninin Kaşgar’ın Tokkuzak İlçesindeki bir uygulamasını bu ilçeyi ziyaret eden ve bir süre kalan kendisi Türkiye’de yaşayan bir Uygur Türkü’nün  gözlemlerini ve bizzat şahit ve duyduklarını  onun ağzından sizlere aktaracağım. 

Etnik  Göçmen Çinlilerin Kaşgar’daki  Vahşi ve Acımasız  Sömürge Düzeni

Tokkuzak (Dokuz Azak) ilçesi Kaşgar’ın 16 km.batısında Pamir dağlarının aşağı eteklerinde yer alan Şirin bir ilçe.Aynı zamanda tarihi ipek yolunun Himayalardan önceki son durağı ve Tacikistan, Afganistan, Pakistan,Keşmir ve Hindistan sınır düğümünün merkezinde bulunan ve stratejik konumdaki Taşkurgun’a giden tek yolun güzergahı. Büyük Türk bilgini Kaşgarlı Mahmut’un medfun bulunduğu Azak Köyüne çok yakın.

Ayrı zamanda Karahanlı devletinin yazlık sayfiye başkenti. Ekilebilecek arazı çok az, toprakları taşlı ve verimsiz. Kaşgar’a çok yakın olduğu için Nüfusu kalabalık bir ilçe. Halkı geçimini tarım ve hayvancılık ile sağlar.Oldukça fakir bir ilçe. İşgal yönetimi bu ilçe’ye son aylarda etnik Çinli göçmenlere bedava arsa tahsis ederek bir Cep Telefonları için Şarj ve diğer ekipmanlarını üreten bir elektronik Fabrikası ile bir Tekstil Fabrikası kurmalarını sağlamış. Bu Fabrikaların elektrik,su ve diğer ihtiyaçları bedava karşılanıyor ve ayrıca yatırımcı Çinliler vergi’den de muaf tutulmuş.

Etnik Çinli Patronlar Fabrikalarında Uygur İşçileri Vahşice Sümürüyor 
Bu oldukça fakir İlçenin köylerinde işsiz ve açlığa mahkum edilen 30 yaşından küçük kadınlı,erkekli 2- 3 bin civarında Uygur Türkü işçi  etnik Çinlilerin devletten aldıkları bin bir türlü destekle kuruduğu bu fabrikalarda işçi olarak istihdam edilmiş.Bu işçilerin işe geliş ve gidişleri  servis bile yok.İşçilerden, uzak yerleşim yerlerindekiler  kendi imkanları ile araç kiralayarak yakındakiler ise, her gün erken saatlerde 1-2 saat yayan  yol yürüyerek  iş başı yapıyorlar.İşçilere Yemek verilmiyor.Çinli Sömürgeci Patronlar, Fabrikalarının  yanına bir İşçi Yemekhanesi de  açmış.

İşçiler burada mecburen kendi yemeklerinin ücretini ödeyerek yiyorlar. Yemek ücreti  20-30 Yuan arasında değişiyor.. İşçilerin aylık ücretleri aylık bin Yuan. Maaşlarının en az %20-30’u sirf yemek parası olarak geriye bu Sömürgeçi Çinli Patronlara geri ödeniyor. Çin’de normal bir Çinli işçinin aylığı 4-5 bin Yuan arasında değişiyor. Burada Çalışan işçilerin aylığı ise,onların aylıklarının 4 veya 5’te biri kadar. SADECE VE SADECE BİN(1.000)YUAN.

Çinlilerin Fabrikasında Çalışmak İstemeyen Uygurlar Cezalandırılıyor

Sömürgeci Etnik  Çinli Patronların fabrikalarınıda genç Uygurların çalışmaları mecburi hale getirilmiştir.Evli olaanlar hiç bir şekilde işee alınmıyor.Sadece bekar genç Uygurlar istihdam ediliyorlar.Çin sömürgeciliğinin temsilcisi bu patronlar sözde Xinjang’in gelişmesi ve işsiizliğin önlenmesi adı altında devletten çalıştırdığı  kişi  başına teşvik primi alıyor.Primler Çinli Patrona ödeniyor.Çinli Patronlar aldıkları aylık prim aylığının az bir kısmını Uygur işçilere ödiyor,geri kalan büyük bölümünü kendileri gasbediyor.Çin işgal yönetimi bu gasp ve çalmayı bildiği halde bu haksızlığa göz yumuyor.Çünkü,Çinlilerin Doğu Türkistan’a yerleşmeleri onlar için  birincil önceliktır.Yeterki gasbetsin,çalsın, Uygurları söysun ve ezsin.Yeterki bu topraklardan gitmesin.

Bu fabrikalardaki cüz’i aylığa çalışmak istemeyenler evlenerek bu köle işçilikten kurtulmaya çalışıyorlar.

Etnik Çinli Sömürge düzeninin Tukkuzak’taki bu Fabrikalarıından çalışmak istemeyenler  şu şekilde cezalandırılıyor ;

  1. Çocukları çalışmak istemeyen yaxşlı Ana Baba’ya devletin ödediği aylık sosyal yardım parası kesiliyor
  2. Ailenin oturduğu evin suyu ve elektriği kesiliyor.
  3. Yeni iş müracaatları hiç bir şekilde kabul edilmiyor.
  4. Çalışmayı kabul etmeyen gençler zorla Haşar’a götürülüyor ve ağır işlerde  haftalar ve aylarca hiç bir ücret ödenmeden bedava çalıştırılarak cezalandırılıyor.

Uygur İşçiler Guantanamo Tutukluları ve Köle Gibi Çalıştırılıyor
Uygur Türkü işçiler burada günde 10 saat çalıştırılıyor. İşçilere İş elbisesi ( forma)  dağıtılıyor.Bu formaların çalışma ve Fabrika içinde giyilmesi zorunlu. Bu iş elbiseleri Mavi Pantolon,kırmızı  renkli Ceket ve başlarına giyimek için sarı şapka’dan oluşuyor.  Kıyafetleri tam ABD’nın Guantanamo ölüm kampına kapattığı içlerinde 22 Uygur Türkü’nün de bulunduğu masum Müslüman Tutukları andırıyor. Belki Çinli İşgalcılar sözde  ezeli rakipleri ABD.’ye nezire olsun diye bu işçileri böyle giydiriyordur kim bilir ?
İşçilerin izinsiz işe gelmeleri halinde kendilerinden her gün  için  300 Yuan ceza parası alınıyor. Çinli Sömürgeci Patronlara ait bu fabrikalarda çalışmak mecburi hale getirilmiş. Burada çalışmak istemeyenler ise İşgal yönetimine bildiriliyor. İşgalcılar bu kişileri mecburi olarak Haşar’a gönderiyor ve burada haftalar ve aylarca bedava çalıştırıyor.
Çinli Sömürge Düzeninin Patronları Gençlerden Oluşuyor.
Burada devletin sonsuz teşviklerinden yararlanarak yatım yapan ve Fabrika kuran Çinli sömürgeci patrolar genellikle 30-40 yaş arası Çinli gençlerden oluşuyor.Bunlar çok lüks bir hayat yaşıyorlar.En son model arabaları var. Adeta bu Küçük Tokkuzak İlçesinin hakimleri konumunda. Küçük Tokkuzak İlçesinde lüks Restoran ve gece klüpleri ve Meyhaneleri de Fabrikaları ile birlikte açmış.Akşamları aileleri ile bu lüks Batakhanelere  gelerek eğleniyorlar. Bu sömürgeci Patronların kendi özel korumalarının yanında Çinli işgalcıların kendilerine tahsis ettiği resmi korumalar da bulunuyor.

Tokkuzak Halkı : Tokkuzak,  Hitay Lobenlerge Cennet,Uygurlara Dozah diyorlar

Tokkuzak kentini  geçtiğimiz yaz ziyaret eden Uygur Türkü’nün bu ilçenin genel durumu ile ilgili tesbit ve gözlemleri çok dikkat çekici ve ilginç. Tokkuzak’ın  mazlum ve cefakar Müslüman Uygur halkı İşgalcı Çin yönetiminin semirttiği ve her türlü teşvik ile buralara iş yeri açtırdıkları bu acımasız ve vahşi sömürgeci  Çin faşizmi ve  zelil Han ukalalık ve kibrinin temsilcisi bu  Çinli Patronlar ile kendi dramatik yaşam şartları arasında çok açık farkı şöyle tarif ettiklerini  ifade ediyor;


“Tokuzak Hitay Lobenlerge Cennet, Müslüman Uygurlerge Dozakh = Tokkuzak kenti, Çinli Patronlara Cennet- Müslüman Uygurlara ise,Cehennem.”


Bu  söylem,Tukkuzak ilçesindeki  mevcut durumu tam ve yerinde özetlediğini belirten  ziyaretçi sözlerini şöyle sonlandırıyor; ”Benim kaldığım birkaç gün içinde bunu gözlerimle gördüm. Bu genç Çinli Patron Bozuntularının hal ve hareketleri tam bir rezalet ve insanlık dışı. Yemek yediği Restoranlarda dahi bunlara özel köşe ayrılıyor.İşletme bunlar için Çince özel yemekler yapıyor ve özel servis ve hizmet ediliyor. Filimlerde gördüğümüz Batılı kan dökücü Sömürgecilerden daha vahşi ve acımasız. Kendilerini adeta bu toprakların sahibi  ve mutlak hakimi olarak görüyorlar.”şeklinde konuştu.

 

 

http://m.yeniakit.com.tr/haber/halepin-yeni-rus-komutani-da-dusen-ucaktaymis-250035.html

 

 

VEFAT EDEN DOĞU TÜRKİSTANLI DİN ALİMİ ABDULHEKİM TEKLEMAKAN TOPRAĞA VERİLDİ

 

 

Uygur Haber ve Araştırma Merkezi(UYHAM)

 

22 Aralık 2016’de evinde geçirdiği ani bir rahatsızlık sonucu hayatını kaybeden İstanbul’da yaşayan Doğu Türkistan Toplumunun önderlerinden din bilgini ve Cemaat önderlerinden  Abdulhekim Teklemakan(Abdulhekim Mahdum) 23 Aralık 2016  Cuma günü Zeytinburnu Emine İnanç Vakfı Camii’nde Cuma namazını müteakip kılınan cenaze namazından sonra Topkapı Eski Kozlu Mezarlğındaki edebi istirahında toprağa verildi.

 

 

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi, ayakta duran insanlar, yürüyen insanlar ve açık hava

 

 

Abdulhekim Mahdum’un cenaze namazına Başakanlık Danışmanlarıından Ömer Faruk Korkmaz,Eski Paralamenter ve emekli öğretim üyesi Prof.Celal Erbay, Zeytinburnu Belediye Başkanı Murat Aydın,Dünya Uygur Kurultayı Genel Sekereter Yardımcısı Doç.Dr.Erkin Emet, Doğu Türkistan Maarif Derneği Başkanı Hidayetullah Oğuzhan, Japonya Uygurlar Birliği Başkanı Dr.Turmuhammed Haşım,İsveç,Uygur Maarif Derneği Başkanı Abdullah Kökyar,Yardımcısı Ahmet Tursun,Norveç Uygur İslam Kültür Merkezi Yetkilisi Turguncan Maksut,Kazakistan Alma-Ata Uygur Kültür Merkezi Başkanı Şirali Gayitov,Suudi Arabistan’dan Uygur aydını ve aktivisti Seracettin Azizi ile Almanya, Suudi Arabistan   ile Ankara Kayseri’den gelen  ve İstanbul’da yerleşik Uygur Türkleri ile Türk dünyası ve STK.Temsilcileri, sevenleri ,cemaat ve medya mensuplarından oluşan yaklaşık 2 bin kişi  katıldı.

Görüntünün olası içeriği: 5 kişi, kalabalık ve iç mekan

 

 

Cenaze Namazı Mahdum’un Oğlu Tarafından Kıldırıldı
Merhum Mahdum’un cenaze namazı kendisi gibi ilahiyatçı olan oğlu Abdusselam Teklemakan tarafından kıldırıldı.Oğul Abdusselam Teklemakan  cemaattan merhum babasına  haklarını helal etmelerini istedi.
Daha sonra konuşan Doğu Türkistan Maarif ve Dayanışma Derneği Başkanı Hidayetullah Oğuzhan kısa bir konuşma yaptı.Oğuzhan özetle şöyle dedi ; “ Bugün burada tecrübeli ve yetenekli bir önderimizi ebediyete uğurluyoruz.Merhum Doğu Türkistanlıların birlik,beraberlik ve vahdeti için hayatı boyunca  çaba sarfetmiştir. Kendisinden Allah razı olsun,Bizim görevimiz ise,bundan sonra esaret altındaki yurdumuzu ve mazlum halkımızı kurtarma yolundaki mücadelemizde  onun ve ondan önceki Liderlerimizin ve Pişvalarımızın yolunu takip etmek bir görev olarak bizlere intikal etmiştir. Bundan sonra yapacağımız çalışmalarda onun yolundan giderek ve fikirlerini takip ederek çalışmalarımızı devam ettireceğiz.”şeklinde konuştu.

Görüntünün olası içeriği: 7 kişi, kalabalık ve açık hava

Daha sonra Eski Parlamenter ve emekli öğretim üyesi ilahiyatçı Pro.Dr.Celal Erbay’ın duasından sonra cenaze tekbirler eşliğinde bir süre eller üzerinde taşınarak cenaze arabasına konuldu ve daha sonra ebedi istirahatgahına defnedildi.

 

http://www.uyghurnet.org/dogu-turkistanli-din-alimi-ve-cemaat-onderi-abdulhekim-teklemakan-topraga-verildi/

 

 

 

Merhum Abdulhekimhan Mehdum Hezretlirining Wapatidin Chongqur Qayghurimiz

 

15698215_371614903206152_5904985472945039149_n

 

Merhum inqilapchi, diniy alim we tesiri zor jamaet erbabi ustazimiz Abdulhekimhan Mehdum hezretlirining sirliq wapatidin cheksiz musubetke pattuq we chongqur qayghurduq!!!

Merhum inqilapchi, diniy alim we tesiri zor jamaet erbabi ustazimiz Abdulhekimhan Mehdum hezretlirining wapati milliy herkitimiz üchün ghayet zor yoqutush bolup, merhum ustaz milliy herkitimizde qaldurup ketken örnini tolduruwalghili bolmaydighan meniwiy we siyasiy boshluq Sherqiy Türkistan xelqining yürigini qan qilmaqta!

Biz Sherqiy Türkistan Sürgündiki Hökümiti bolush süpitimiz bilen Sherqiy Türkistan xelqini merhum inqilapchi, diniy alim we tesiri zor jamaet erbabi ustazimiz Abdulhekimhan Mehdum hezretlirining milliy azatliq küreshlirimiz üchün qaldurup ketken miraslirigha warisliq qilip, milliy herkitimizge aktipliq bilen ishtirak qilishini, qayghuni küchke aylandurup, birning izini mingi basidighan jasaret bilen tajawuzchi xitaylargha qarshi harmay-talmay küresh qilishqa chaqriymiz!  

Meshhur diniy alim, teshkilatchi we inqilapchi Abdulhekimhan Mehdum hezretliri axirqi tiniqighiche mezlum Sherqiy Türkistan xelqining milliy azatliqi üchün düshmen we ejnebiylerning yallanma küchliri bilen tighmu-tigh küresh qilip, bir pütün millitimizning etirap qilishi we ishenchisige érishkenidi. Uning waqitsiz bizdin ayrilishi milliy dawayimizning saghlam tereqiyati üchün teswirlep bergüsiz derijide éghir zerbe boldi.

Eziz qerindishimz Abdulhekimhan Mehdum hezretliri hayati boyi milliy inqilawimiz we milliy mawjutluqimiz üchün küresh qilip, zor töhpilerni qolgha keltürdi we tillarda dastan bolidighan meniwiy miraslarni bizge qaldurup ketti.Biz xelqimizning uning bizge qaldurup ketken iradisige warisliq qilip, azatliq herkitimizni yéngi tereqqiyatlargha érishtürishini ümit qilimiz!

Biz köz yéshi we hesret nadamet bilen ustaz we sebdishimiz Abdulhekimhan Mahdum hezretlirining axiretligi üchün janabiy Alladin mol inhamlar tileymiz!

Biz yene köz yéshi we hesret nadamet bilen ustaz we sebdishimiz Abdulhekimhan Mahdum hezretlirining idiysige warisliq qilip, milliy we diniy iradimizni chéniqturup, mezlum millitimiz üchün teshebbuskarliq we pidakarliq bilen xizmet qilip, milliy dawayimizda yéngi-yéngi sehipilerni échish üchün qettiy küresh qilidighanliqimizni jakarlaymiz!

Biz yene chongqur üzünti we qayghu-elem ichide merhumning ayile tawabatliri we yeqin sebdashliridin semimiy hal soraymiz.

Millitimizning beshi saq bolsun!

Rabbim Merhum inqilapchi, diniy alim we tesiri zor jamaet erbabi ustazimiz Abdulhekimhan Mehdum hezretlirining allaning hozurida gül-chichekler ichide yatqinini nesip qilghay inshaalla!

 

 

Sherqiy Türkistan Sürgündiki Hökümiti 

 

 

22.12.2016   Gérmaniye

Discrimination and the Uyghur Resistance in China

Discrimination and the Uyghur Resistance in China
thumb

By: Abulaihaiti Kasimu (Abdulahad Kasim)*

Click here for PDF

After five years of the bloody Urumchi event of July, 2009, in which 200 by Chinese official account and thousands by independent reports were dead, most of them apparently being Uyghurs, in a late July of this year, a similar deadly clash between Uyghurs and Chinese police and paramilitary took place in the county of Yarkand in a place named by Chinese government as Xinjiang Uyghur Autonomous Region (XUAR hereafter) and as East Turkistan by Uyghur activists.

 

Chinese authority, after weeks of denial, admitted that 96 people were killed. In contrast, the World Uyghur Congress said that at least 2000 Uyghurs had been massacred in the incident. The real causalities are hard to confirm due to China’s tight control of media in the region, even its own state apparatus. But based on the accounts taken from witnesses to Radio Free Asia, it can be argued that over 1,000 Uyghurs were killed. Since China’s take over in 1949, XUAR/East Turkistan** has never pacified, but the clashes between government and local Uyghurs has risen dramatically in past several years causing of thousands of causalities, mostly local Uyghurs.

 

Uyghurs are Turkic ethnic sub-division Muslims living primarily in the XUAR/East Turkistan in the Peoples Republic of China. The latest 2010 China’s statistical yearbook census gives the present population of the Uyghurs living in Xinjiang/Eat Turkisatan around 10 million. Nevertheless, according to some non-official sources, Erkin Alptekin would argue, the actual number of Uyghurs is much higher than the official declaration estimated as more than 18 million. As reported by Ablet Kamalov, there also exist large diasporic communities of Uyghurs in the Central Asian countries of Kazakhstan, Kyrgyzstan, and Uzbekistan, estimated at about half a million. This is in addition to almost 150,000 Uyghurs who are believed to live in Pakistan, Afghanistan, Saudi Arabia, Turkey, Western Europe, and North America.

 

The Main Triggers of Uyghur Unrest

If you track the triggers of all the incidents apart from Chinese official accounts which usually attributes them to individual incidents committed by terrorists, they all boil down to Uyghurs protesting against Chinese authority’s discriminatory treatment of their political, cultural, economic and religious.

 

Han Settlement

According to Mathew D. Moneyhon, from the outset, the Chinese policy towards the people of Xinjiang/East Turkistan has been one of gradual integration with the implicit expectation of assimilation at a later date. And one of the constant means to achieve this goal, in words of Rudelson and Jankowick, has been Han immigration from interior China to the region. For Uyghurs, the population growth of Han Chinese from less than 5 percent when Xinjiang/East Turkistan was incorporated in 1949 to over 40 percent in the recent statistical ethnic composition of population has been felt as the most mortal factor threatening their very existence as a distinct people. Han Chinese now account for 95 percent of the population in the region’s capital, Urumqi, and Uyghurs are increasingly concerned about becoming a minority in their own homeland.

Changes in ethnic composition of population in Xinjiang/East Turkistan, 1949-2004, retrieved from Xinjiang Statistical Yearbook.

 

Economic Discrimination

Economic policies enacted in Xinjiang/East Turkistan after 1949 undeniably brought considerable benefits to the region and its modest industrialization, and infrastructure improvements. But the economic priorities set by government officials appear to leave Uyghurs further behind. In fact, the claim that the modernization drive in Xinjiang/East Turkistan would bring equal prosperity to all residents of the province proved to be that most of the modernization and developments conduced in Xinjiang/East Turkistan were exploitative and dominated by settled Han Chinese and for their benefit resulting in grave inequality between them and the indigenous Uyghurs, as argued by Gardner Bovingdon.

 

In the same vein, David Bachman suggests that the development policies applied to Xinjiang/East Turkistan “can only be seen as Han economic imperialism; making Xinjiang/East Turkistan safe for Han.” There is hard evidence that Uyghurs have fallen behind Hans economically, and every reason to believe the gap will widen. Remi Castets, displaying the discriminatory distribution of wealth among Uyghurs and Han Chinese settlers in Xinjiang/East Turkistan, shows that areas that have the highest number and concentration of Uyghurs such as Khotan (95 percent), Kashgar (90 percent, and Aksu (74 percent) are at the very bottom of the distribution of wealth scale averaging 2500 renminbi ($320) GDP per capita. On the other hand, the cities with the highest concentrations of Han population such as Urumqi and Karamay, both with more than 70 percent, are at the top of the economic scale enjoing enjoys 44000 and 17000 renminbi ($5700 and $2200) GDP per capita.

The donkey cart is still the main transportation tool in the majority of villages in the southern part of Xinjiang/East Turkistan.

 

Repression of Uyghurs’ Cultural and Religious Rights

 

According to Michael Dillon, Chinese government has pursued assimilating policies in regard to the Uyghurs’ culture  in three trends: (1) decreasing use of local languages in the public sphere; (2) limiting access to ethnic education, particularly evident in the restrictions placed on religious or cultural education in the autonomous areas; and (3) instituting patriotic and Chinese nationalist education campaigns in religious forums, and in primary and secondary schools, in an attempt by the state to strengthen minority individuals’ sense of loyalty to the Chinese state.

 

Regarding the religious policies, every version of the PRC constitutions has maintained, and textbooks on religious policy repeat, that all of China’s citizens have two freedoms with respect to religious belief: the freedom to believe, and the freedom not to believe, as indicated in the Article 36 of the Constitution of the People’s Republic of China. Yet officials have worried that continued Islamic belief in Xinjiang/East Turkistan threatens party authority and that it might provide a breeding ground for Uyghur political mobilization. The government’s chosen strategy, therefore, has been to protect the freedom of people not to believe, while endeavouring to “dilute Islamic consciousness in the population. Over the long term, this policy, as argued by Bovingdon, is intended to end the social and intergenerational transmission of religiosity and to reduce the distinct (and oppositional) identities of Uyghur and other Turkic Muslims from Han.

 

The CCP has placed special emphasis on eliminating the pull of religion in Uyghur party members, government officials, children until the age of 18 and students who openly denied the right to believe. In past several years, if Uyghur party members and government official was caught praying or fasting during Ramadan, they has been punished very harshly, expulsion from their post being the least. Similarly, Uyghur students are strictly prohibited from undertaking any sort of Islamic practices, and disobedient students are expelled from schools and their parents are also punished for not educating their children Chinese Communist Party policies. Noteworthy, there are hard evidences that students has been forced to eat and drink during Ramadan to prevent them from fasting.

A government announcement, posted on Toghraqaldi Mosque, Hotan, a city in southern Xinjiang/East Turkistan, “Caution: government officials, (Chinese Communist ) party members, pre 18 year old children and women are not allowed to enter the mosque to perform religious practices.

 

Relatively, since 1949 the Chinese authority has, as part of its policy of diluting Islam from Uyghurs identity, put special emphasis to alienate Uyghur women in Xinjiang/East Turkistan from expressing their Islamic belief, especially in clothing. In words of Nicholas Bequelin, a senior researcher at Human Rights Watch, “Uighur women are really the first victims of mounting tensions and repression in Xinjiang”. In recent years, the Chinese authorities have intensified its repressive pressure on Uyghur women’s Islamic code of dressing. It has been normal for Uyghur Muslim women to has been subjects of abuse at checkpoints for wearing jilbab and hijab, especially in the southern part of Xinjiang/East Turkistan where the majority of Uyghurs live, and been forced undertake “re-education” program, run by local police and official cultural centres, to change their “reactionary” code of dress.

 

A government announcement, posted on Toghraqaldi Mosque, Hotan, a city in southern Xinjiang/East Turkistan, “Caution: government officials, (Chinese Communist ) party members, pre 18 year old children and women are not allowed to enter the mosque to perform religious practices.

 

Relatively, since 1949 the Chinese authority has, as part of its policy of diluting Islam from Uyghurs identity, put special emphasis to alienate Uyghur women in Xinjiang/East Turkistan from expressing their Islamic belief, especially in clothing. In words of Nicholas Bequelin, a senior researcher at Human Rights Watch, “Uighur women are really the first victims of mounting tensions and repression in Xinjiang”. In recent years, the Chinese authorities have intensified its repressive pressure on Uyghur women’s Islamic code of dressing. It has been normal for Uyghur Muslim women to has been subjects of abuse at checkpoints for wearing jilbab and hijab, especially in the southern part of Xinjiang/East Turkistan where the majority of Uyghurs live, and been forced undertake “re-education” program, run by local police and official cultural centres, to change their “reactionary” code of dress.

A portrait of government’s “Beauty Project” in Charibagh, Kashghar, a city in Southern Xinjiang/East Turkistan, stating “Let your hair flutter, let your pretty face be exposed”.

 

These policies and policies pursued by the Chinese authorities in Xinjiang/East Turkistan have resulted in the feeling of fear among Uyghurs that their cultural, religious and linguistic sense are being assimilated into and marginalized by the Han Chinese which have created among them a feeling of despair, a bleak sense that their existence as a distinct people is under mortal threat from Beijing and its representatives locally. This sentiment drives the Uyghur resistance against the Han Chinese.

 

In response, the Chinese government has pursued policy of tightening security measures by harshly cracking down any sort of Uyghurs’ expression of their discontent in Xinjiang/East Turkistan. Concerning the recent incidents in Xinjiang/East Turkistan Chinese President Xi Jinping has given his orders to catch the “terrorists” “with nets spreading from the earth to the sky,” and to hunt them down “like rats scurrying across the street, with everybody shouting , ‘beat them’”, as quoted by  Washington Post (19/09). Similarly, Xinjiang party secretary Zhang Chunxian has pledged for much more crackdown saying, TIME (04/08) cites, “we have to hit hard, hit accurately and hit with awe-inspiring force”.

 

If China acknowledged the underlying cause of the Uyghur discontent, adopted less severe policies towards Uyghurs and granted the minimal Uyghur rights, there would have been less conflict and provoked less desperation and anti-Chinese actions among Uyghurs. But, Chinese government’s opt towards more suppression of legitimate Uyghur discontent, putting the prominent Uyghur scholar Ilham Tohti, who has merely been outspoken for the rights of Uyghurs and raised his voice little louder against the Chinese discriminatory policies and practices in Xinjiang/East Turkistan, on a political trial and sentencing him life in prison might prove what scholar would argue that Chinese authority only tolerates the voices that support its central policy in Xinjiang/East Turkistan that is of assimilating the Uyghurs into the world of Han Chinese.

 

References

 

* The author is a PhD candidate of politics and international relations.

** Xinjiang, meaning “new dominion”, is the name given by Qing Dynasty when it was incorporated into China in 1758. The Uyghur activists in Xinjiang/East Turkistan or in exile countries would prefer to call their homeland as East Turkistan, name given to two republics declared in Xinijang/East Turkistan during 1930s and 1940s respectively. These two contrasting names were taken into account.

 

Becquelin, Nicolas. (2004). Criminalizing ethnicity: political repression in Xinjiang. China Rights Forum.

 

Bovingdon, Gardner. (2004).  Autonomy in Xinjiang: Han nationalist imperatives and Uyghur discontent. Washington: East West Center.

 

Castets, Remi. (2003). the Uyghur in Xinjiang: the Malaise Grows. China Perspectives, Vol. 49.

Dillon, Michael. (2001). Religious minorities and China. London: MRG.

 

Denyer , Simon. China’s war on terror becomes all-out attack on Islam in Xinjiang. September 19, Washington Post, http://www.washingtonpost.com/world/chinas-war-on-terror-becomes-all-out-attack-on-islam-in-xinjiang/2014/09/19/5c5840a4-1aa7-4bb6-bc63-69f6bfba07e9_story.html.

 

Kamalov, Ablet. (2005). Uyghur community in 1990s Central Asia: a decade of chang. In Toura

Atabaki & Sanjyot Mehendale (Ed.). Central Asia and Caucasus: transnationalism and diaspora.

London: Routledge.

 

Mathew D. Moneyhon, “Taming China’s Wild West: Ethnic Conflict in Xinjiang”, Peace Studies Journal, Vol.4, (2004).

 

Moneyhon, Mathew D. (2004). Taming China’s wild West: ethnic conflict in Xinjiang. Peace Studies Journal, Vol.4.

 

Rudelson, Justin & Jankowick, Willian. (2004). Acculturation and resistance: Xinjiang identity in flux. In S.Fredeerick Starr (Ed.). Xinjiang: China’s Muslim borderland. Armonk, N.Y.: M.E. Sharp INC.

 

Rauhala, Emily. China Now Says Almost 100 Were Killed in Xinjiang Violence. August 4, 2014, TIME, http://time.com/3078381/china-xinjiang-violence-shache-yarkand/

 

http://docs.google.com/gview?url=http://turkistantimes.com/imgs/2016-12-17/Abdulahad_Qasim_-_Discrimination_and_the_Uyghur_Resistance_in_China1.pdf&embedded=true

For Uighur exiles, Kashmir is Heaven

A second and third generation of Uighurs far removed from their Chinese homeland find home in Jammu and Kashmir.

Mohammad Abdullah and his family estimate that fewer than 30 Uighur families still live in India [Sunaina Kumar/Al Jazeera]

by

Srinagar, Indian-administered Kashmir – On a wintry November morning in Srinagar, the largest city in Indian-administered Kashmir, Mohammad Abdullah sits on the carpeted floor in his living room, with a black and white portrait of his father, Haji Abdullah Karem, hanging on the wall.

My father was among the last Silk Route traders, says Abdullah. Karem, an ethnic Uighur Muslim from the Chinese province of Xinjiang, would undertake the perilous mountainous route that stretches from Kashgar to Ladakh through the Karakoram mountain pass that divides China and India.

Abdullah says his forefathers had trekked the same route, travelling in caravans on top of horses and double humped camels, stopping at the sarais – resting stations for travellers – on the way, bartering silk, spices and pashmina fine cashmere wool.

One such journey to Ladakh located in Indian-administered Kashmir in the 1940s would turn fateful when Karem could not return home after the People’s Republic of China took over Xinjiang in 1949. The Communist government blocked the mountain pass, eventually choking off trade.

Karem had left behind a wife and a young son whom he would never see again, said Abdullah, adding that his father lived out the rest of his life in India, married a local Ladakhi woman and fathered four sons and four daughters.

Abdullah, 60, who works for the regional government, lives with his family members in the Rajbagh area of Srinagar, which has remained untouched by the months of deadly anti-India protests that gripped the Muslim-majority Himalayan region.

Uighur heritage

A cluster of identical houses built in the traditional Kashmiri style with low-hanging roofs and a wooden exterior is occupied by his brothers and extended family.

One of the few relics of the past left with the family is Karem’s portrait – an imposing looking man wearing a doppa – a Uighur skullcap, squinting his eyes as if shielding himself from the sun.

The photograph of Haji Abdullah Karem, father of Mohammad Abdullah [Photo courtesy of Abdullah family]

In 2014, a devastating flood ravaged Srinagar. Their house, along with others, was not spared. The deluge swept away precious memories, but they managed to save Karem’s original passport issued by the Republic of China, along with a woollen Khotan traditional rug and a copper vessel used by the caravan on the Silk Road to cook mantou steamed dumplings, both of which have been in the family’s possessions for nearly two centuries.

Of all his brothers and sisters, Abdullah is the one the most in touch with his Uighur heritage. For most of the family, it was a matter of surprise that their Uighur heritage could evoke curiosity.

“In our hearts we are as Indian as can be. Although, we would really like to visit Xinjiang once to see our ancestral land,” says Abdullah’s son, 32-year-old Wasim. He spends part of the year in Leh, where he is building a resort, and part of it in Srinagar.

But with renewed hostility between India and China and the crackdown on Uighurs in Xinjiang, there is little possibility of procuring a visa, though both sides of the family have been trying for a few years.

Seven years ago, Abdullah made his first visit to Hotan in Xinjiang to meet his half-brother.

Abdullah’s dialect is a mix of Urdu, Ladakhi and Kashmiri, with a sprinkling of Uighur words that trace their origin to the Turkish language. Before visiting his brother, he worked on learning the language he inherited from his father and he thinks that he is now one of the only two Uighur language speakers in India.

“All the people that I met in Xinjiang wanted the freedom we have in India. The sort of protests we see in Kashmir would not be possible there at all. The state would repress it immediately,” he says.

Silk road treasures [Sunaina Kumar/Al Jazeera]

INTERACTIVE FEATURE: China’s Uighur unrest

Arrival in India

Most of the Uighur community is disengaged from both the Kashmiri separatist movement and the Uighur cause.

As second and third generation Uighurs who have grown up in India, the Uighur cause is too far removed, and as refugees who found a home here, they are non-critical of the state.

Abdullah though, has taken up the cause of three Uighur men who have been held in jail in Ladakh after crossing over illegally into India three years ago.

“They landed without a visa, with the hope of reaching Mumbai to meet [Bollywood star] Shah Rukh Khan and become rich like Indian movie stars,” says Abdullah shaking his head, his expression a blend of amusement and concern.

The Uighur community in India is not large and mostly second and third generation citizens whose parents or grandparents came here as refugees. Those who spoke with Al Jazeera estimate that there are less than 30 families located mainly in Leh, Kargil and Srinagar.

Mohammad Rahim outside his house in Srinagar [Sunaina Kumar/Al Jazeera]

For most people, even in Kashmir, it is a revelation that people of Uighur origin live in India at all, as they are often mistaken for people from Ladakh or Tibet with similar facial features.

“Kashmir has a long history of trans-Himalayan migration, because of its connection to the Silk Route,” said Abid Ahmed, editor at the cultural institution, Jammu and Kashmir Academy of Art, Culture and Languages, in Srinagar. The best documented of these migrations is that of the Tibetan Muslims of Srinagar, who settled in Kashmir after the 1959 Tibetan uprising.

The Uighurs came in two waves. In the first, they came through trade and cultural exchanges between India and Xinjiang province .

Most Uighurs, who came during the 1930s and 1940s, were traders and stayed behind in India after China clamped down on independence movements from the province.

Mohammad Rahim, 58, works as a construction contractor in Srinagar and Leh, the capital of Ladakh. His father Haji Abdul Rahim was from the Uighur town of Karghilik and settled in India in the 1940s.

Rahim’s mother is from Ladakh and he himself has married a Ladakhi. “I try to keep the Uighur culture alive for my children, but it is not easy,” he says, with a tiny shrug.

He acknowledges a sense of loss. “The only thing we have preserved is the Uighur food which we eat on special occasions, laghman [pulled noodles] and polo [rice pilaf].”

An Uighur feast is prepared at the home of Mohammad Abdullah [Sunaina Kumar/Al Jazeera]

READ MORE: China to neighbours: Send us your Uighurs

The second wave

The second wave of nearly 1,000 Uighur refugees arrived in India to escape the communist regime in 1949.

The Indian government initially hosted them, but after increasing pressure from Beijing, refused to provide them with asylum.

The group under the leadership of the most prominent Uighur politician of the time, Isa Yusuf Alptekin, was forced to leave India in 1954.

American politician and diplomat Adlai Stevenson visits Uighur refugees at Yarkand Sarai in Srinagar in 1951. On the left, Isa Yusuf Alptekin, political leader who fled the communist regime and settled in India for a few years with a group of Uighur exiles [Photo courtesy of Erkin Altekin]

They appealed to Saudi Arabia and Egypt first, each of which turned them away, until they found refuge in Turkey.

Erkin Alptekin, a Uighur nationalist and the son of Isa Yusuf Alptekin, who was 10 years old at the time, recalls the flight to India.

“It was a hard trip. There were no streets. The highest mountain passages in the world are here. Sometimes you had to sit for hours in the snow and wait for the fog to dissolve,” he told Al Jazeera in an email.

“We were warned not to fall asleep, because the body loses heat and then one dies.”

The journey took them nearly a month and a half, during which his sister succumbed to frostbite.

“When we met human civilisation in Ladakh, in Kashmir, we thought as children that we were in paradise on earth,” said Alptekin, who currently lives in Germany, where he runs World Uyghur Congress, an organisation of exiled Uighurs and is one of the most well-known activists for Uighur independence.

WATCH: Terrified of returning to Xinjiang

Alptekin’s family found a temporary home at Yarkand Sarai, in Srinagar – once a rest house and an international trading hub for traders from Central Asia – Yarkand, Samarkand, Kazakhstan, Bukhara – and Gilgit which is located in Pakistan.

So popular was the trading route that Central Asian people are still widely referred to as Yarkandi in Kashmir.

The sarai, which local historians date to the late 19th century, had been lying desolate following the end of the Silk Route trade until it became the home of the political exiles of 1949.

“When we arrived in Srinagar, there were a couple of older Uighur families already living in that area,” said Alptekin, who visited Yarkand Sarai again last year.

The ramshackle exterior of Yarkand Sarai, a closed set of buildings with small houses that overlook the River Jhelum in downtown Srinagar, gives no evidence of its storied past as a flourishing centre of trade and shelter for Uighur exiles.

Yarkand Sarai, in Srinagar, an ancient rest house for Central Asian traders and the former home of the Uighur political exiles of 1949 [Sunaina Kumar/Al Jazeera] [–]

Across the street on a small patch of land sheltered under a shrine, sits a graveyard where the Uighur people of Srinagar are buried.

Abdul Hakim’s family is one of the two Uighur families still living near the cemetery. His father, who was from Karghilik, traded in carpets and settled in Kashmir in the 1940s.

He, too, had a family from which he was separated across the border. He talked to Al Jazeera over the phone from Ladakh where he was visiting his relatives. “I heard from my mother that he had two children there and a wife and brothers and sisters and he could never meet any of them again,” says Hakim, who works with the state police department.

In 1976, the family was granted asylum in Turkey.

“Our passports were stamped and bags were packed. And we thought we would live with our people there. But, we couldn’t bring ourselves to leave. Our roots are here,” Hakim says.

Source: Al Jazeera News

Uighur India Xinjiang Asia

http://www.aljazeera.com/indepth/features/2016/11/uighur-exiles-kashmir-heaven-161117133848689.html