Türk

Thursday, October 08, 2009

SÜRGÜNDEKİ DOĞU TÜRKİSTAN HÜKÜMETİ BASIN ACIKLAMASI
-Doğu Türkistan Sürgün Hükümeti ve Parlamentosu”nun 5. Dönem Toplantısı Sonuçları
02-05 Ekim 2009
DTSH ve Parlamentosu”nun 5. dönem toplantısı Ekim ayının ilk haftasında 02-05 Ekim 2009 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir.
Toplantının ilk oturumunda; Yoklama yapılmış, bizzat gelerek katılan üyeler ile mazeret bildirerek katılamayan milletvekilleri hakkında Samet Güder tarafından Parlamento”ya bilgi sunulmuştur.

Kur”an-ı Kerim okunmuş ve şehitlerimiz için saygı duruşunda bulunulmuştur.

Parlamento Başkanı Prof. Dr. Sultan Mahmut Kaşgarlı”nın açılış konuşmasından sonra, Cumhurbaşkanı Ahmet İgemberdi”nin konuşmalarını takiben faaliyet ve çalışma raporlarının okunmasına geçilmiştir.

Toplantının ikinci oturumunda; 5 yıllık Parlamento ve Hükümet çalışmaları hakkında hazırlanan raporlara geçilmiştir. Sultan Mahmut Kaşgarlı Parlamento çalışmaları hakkında bilgilendirme konuşması yapmıştır. Sürgün Hükümet Başbakanı Damiyan Rahmet Hükümet”in 5 yıllık faaliyet programı ile ilgili raporunu Parlamento”ya sunmuştur.

Başbakan Yardımcısı Hızırbek Gayretullah, yaptığı konuşmada, DTSH”nin Türkiye”deki faaliyet ve çalışma programı hakkında parlamento üyelerini bilgilendirmiştir.

Hür dünyadaki Doğu Türkistanlıların milletin hürriyeti uğruna, din ve inanç uğruna mücadele ettiği ve edeceği gerçeğinin görülen lüzum üzerine bir kez daha kamuoyuna deklere edilmesine karar verilmiştir…

Yapılan müzakereler sonucunda; demokrasi ve insan hakları adına sürdürülen her türlü mücadele yöntemine saygı duymakla birlikte; bağımsızlık ve hürriyet hedefinden asla ve asla taviz verilmemesi karar altına alınmıştır…

Yapılan müzakereler sonucu; Doğu Türkistan”ın bağımsızlığı ve hürriyeti için, halkımızın milli ve dini kimliklerinin korunması ve yaşatılması için vatan içinde ve hür dünyada çeşitli ülkelerde bu hedefler uğruna mücadele veren bütün teşkilatları, dernek ve vakıfları ve Dünya Uygur Kurultayı”nı kardeş kuruluşlar olarak gördüğümüzün ilan edilmesi kararlaştırılmıştır… Ancak; Sürgün Hükümeti”ne ve halkımızın milli değerlerine, milli hedeflerine yönelik saygı sınırlarını aşan her türlü söz ve davranış olması halinde, aynı ölçüde karşılık verilmesi kararlaştırılmıştır…

Program ve raporların okunmasının ardından yapılan müzakereler sonucunda, Parlamento üyeleri Hükümet ve Parlamentonun çalışma raporlarını oy birliği ile kabul etmiştir.

Raporların kabul edilmesinin ardından Anayasa”nın ilgili maddesine göre 5 yıllık görev süreleri dolan üyelerin, “milletvekilliklerinin” otomatik olarak düştüğü tutanakla tespit edilmiştir.

Hükümet üyelerinin istifası Başbakan Damiyan Rahmet tarafından Cumhurbaşkanı İgemberdi”ye sunulmuş ve Cumhurbaşkanı tarafından Hükümet”in istifası kabul edilmiştir. İstifa eden, mazeret bildiren eski üyeler ile parlamentoda görev almak isteyen üyelerin kimlik tespitlerinin yapılması, Sürgündeki Doğu Türkistan Cumhuriyeti Anayasası”nın ilgili maddelerine göre milletvekili adaylarının durumlarının değerlendirilmesi için 5 kişiden oluşan geçici “Güvenlik ve Denetleme Komisyonu” oluşturulmuştur.

Toplantının Üçüncü Oturumunda; “Milletvekilleri Güvenlik ve Denetleme Komisyonu”nun yaptığı istişare toplantısı sonucu Hükümet üyeliğine müracaat edenlerin değerlendirmeleri yapılmış, Komisyon”un üyeler hakkındaki değerlendirmesi sonucu hazırlanan, aday listesinde isimleri yazılı 53 kişinin Doğu Türkistan Parlamentosu”nun yeni üyeleri olarak kabul edildikleri tutanakla tespit edilmiştir.

Yeni Parlamento”nun oluşturulmasını müteakip, yapılan seçim sonucu Parlamento Başkanlığına Sultan Mahmut Kaşgarlı, Yardımcılığına Fatma Türköz, Genel Sekreterliğe ise M. Ali Engin, Genel Sekreter Yardımcılığına Seyit Nisa Hanım oy birliği ile seçilmişlerdir. Parlamento başkanlığına tekrar seçilen Sultan Mahmut Kaşgarlı, teşekkür konuşması yapmıştır.

Parlamento Heyeti”nin oluşmasının ardından eski Başbakan Damiyan Rahmet tarafından Başbakanlık görevine İsmail Cengiz aday olarak gösterilmiştir. Yapılan bu öneri, Parlamento tarafından oy birliği ile kabul edilmiştir.

İsmail Cengiz, yeni “Başbakan” sıfatıyla duygusal bir teşekkür konuşması yapmıştır. Eski Başbakan Damiyan Rahmet ile görevleri sona eren Bakan arkadaşlara katkılarından dolayı teşekkür edilmiştir.

Başbakan İsmail Cengiz, Cumhurbaşkanı tarafından yeni Hükümet”i oluşturmak üzere görevlendirilmiştir.

Toplantının Dördüncü Oturumunda; yeni oluşturulacak Hükümet”deki Bakanlık sayısının azaltılması konusu müzakere edilmiş ve yapılan tartışmalar neticesinde Bakanlık sayısının azaltılmasına Tarım ve Köy İşleri, Gençlik ve Spor, Sanayi ve Ticaret, Ulaştırma Bakanı, İmar ve İskan Bakanlığı gibi bakanlıkların kaldırılmasına, bunların yerine komisyonların oluşturulmasına, Başbakan ve Cumhurbaşkanına bağlı Danışmanlık görevlerinin oluşturulmasına karar verilmiştir.

Müzakereler devam ederken hükümet”in yeni üyelerini belirlemek üzere çalışmalarını tamamlayan Başbakan İsmail Cengiz, kürsüye gelerek Hükümet”i oluşturan yeni Bakanlar Kurulu üyelerini Parlamento”nun bilgisi ve Cumhurbaşkanı”nın onayına sunmuştur. Cumhurbaşkanlığı tarafından onaylanan yeni Doğu Türkistan Sürgün Hükümeti aşağıdaki şekilde teşkil etmiştir:

SÜRGÜNDEKİ DOĞU TÜRKİSTAN HÜKÜMETİ

İSMAİL CENGİZ BAŞBAKAN

HIZIRBEK GAYRETULLAH BAŞBAKAN YARDIMCISI

AHMETCAN OSMAN BAŞBAKAN YARDIMCISI

MAYNUR YUSUF BAŞBAKAN YARDIMCISI (Görevidin ayrildi)

MUHABAY ENGİN DIŞİŞLERİ BAKANI

KÜREŞ ATAHAN KÜLTÜR VE PROPAGANDA BAKANI

SAMET GÜDER İNSAN HAKLARINDAN SORUMLU DEVLET BAKANI

SEYİT TARANCI MİLLİ SAVUNMA BAKANI

ABDULHAMİT TİLEK BİLİM, TEKNOLOJİ ve TABİİ KAYNAKLAR BAKANI

EYÜP AKYOL EKONOMİ VE MALİYE BAKANI

MEHMET YUUSF POSMA EKONOMİ VE MALİYE BAKAN YARDIMCISI

NEFİSE ÖZGEN TURİZM VE TANITMA BAKANI

YAKUP CAN İÇİŞLERİ BAKANI

ABDUSSELAM SAMİ MAARİF BAKANI

REŞİDE GENCER SAĞLIK VE SOSYAL YARDIM BAKANI

Ayrıca yapılan istişare ve müzakereler neticesinde;

HÜSEYİN QARİ İSLAMİ

SALİH MAHMUT ARTIŞ

Cumhurbaşkanı Danışmanları olarak görevlendirilmişlerdir.

DAMİYAN RAHMET Başbakan Başdanışmanı;

GULAM OSMAN YAĞMA Başbakanlık Danışmanı

TALAT KOÇYİĞİT Başbakanlık Danışmanı

olarak görevlendirilmişlerdir.

Bu atamaların dışında Başbakan İsmail Cengiz tarafından;

Hollanda, Rusya Federasyonu, Ukrayna, Azerbaycan, İsviçre, İngiltere, Almanya (2 kişi), Belçika, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Afganistan ve Pakistan ile Amerika”dan birer kişinin; Türkiye”den ise dış politika, strateji, propaganda, askeri ve güvenlik ile sivil toplum faaliyetlerinde ve iletişim konularında uzman yedi üst düzey kişi, isimleri saklı kalmak kaydıyla Sürgün Hükümet Başbakan Danışmanı olarak görevlendirilmişlerdir.

Toplantının Beşinci Oturumu”nda; görev süresi dolan Cumhurbaşkanı Ahmet İgemberdi”nin istifası kabul edilmiş ve yeni Cumhurbaşkanlığı seçimi için Parlamento”dan aday gösterilmesi talep edilmiştir. İgemberdi”nin ikinci defa Cumhurbaşkanı olarak aday gösterilmiş ve oy birliği ile Sürgündeki Doğu Türkistan Cumhuriyeti”nin Cumhurbaşkanı olarak seçilmiştir. İkinci defa Cumhurbaşkanı seçilen İgemberdi, teşekkür konuşması yapmıştır.

Daha sonra; Doğu Türkistan Parlamentosu ve Sürgün Hükümet içinde yeni görev alan kişiler Parlamento üyelerine tanıştırılmıştır.

Dışişleri Bakanlığı”ndan emekli Diplomat Fatma TÜRKÖZ, Almanya”da Radyo Liberty”de uzun yıllar yöneticilik yapan Muhabay ENGİN ile Almanya”da Azadlık Radyosu Kazakça Seksiyonu”ndan emekli Talat KOÇYİĞİT, Almanya”daki dava arkadaşımız Küreş ATAHAN, Kanada”daki dava arkadaşlarımız Gulam Osman YAĞMA ve Milli şairlerimizden Ahmetcan OSMAN ile güvenlik sebebiyle isimlerini zikredemeyeceğimiz diğer dava arkadaşlarımıza yeni görevlerinde başarılar dilenmiştir.

Kanada”dan, Almanya”dan, Avustralya”dan Türkiye”den ve Amerika”dan gelen üyeler DTSH”nin yeni dönem faaliyet programının oluşturulması hakkında gündem dışı 5”er dakika konuşma yapmışlardır.

Toplantının Altıncı Oturumunda; Sürgündeki Doğu Türkistan Parlamentosu Anayasası”nın ilgili maddeleri hakkında görüşmeler yapılmıştır. Yapılan istişareler ve teklifler neticesinde; Devlet Başkanlığı Yardımcılığı makamının kaldırılmasına karar verilmiştir.

Anayasa”nın 10”ncu maddesinde yazılı “Başkan Yardımcısı” ifadesinin metinden çıkarılmasına;

28 nci maddede yazılı “Devlet Başkanı Yardımcısı” ifadesinin kaldırılmasına, bu ifadenin yerine “Parlamento Başkanı” ifadesinin yazılmasına;

Toplantının yedinci ve son oturumunda; 5 Temmuz Urumçi Hadiseleri esnasında sergiledikleri milli duruş ve insani tavırlarından dolayı Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı sayın Recep Tayyip Erdoğan, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ve İslam Konferansı Teşkilatı Başkanı Ekmeleddin İhsanoğlu”na Doğu Türkistan halkının minnet ve şükranları ifade eden “altın Gökbayrak Madalyası”nın uygun bir zaman ve yerde düzenlenecek törenle takdim edilmesi oy birliği ile kararlaştırılmıştır.

Hükümetimiz; 5 Temmuz Urumçi Olayları sonrasında bölgeye atadığı/atayacağı 7 bin arabulucu memur aracılığı ile kapı kapı dolaşarak devlet siyasetini anlatmak gibi baskıcı yöntemlerle güya anlaşmazlıkları çözmeyi hedefleyen Pekin Yönetimi”ni yargısız infazlardan, keyfi idamlardan ve haksız tutuklamalardan vazgeçmeye davet ederken, insani hak arayışında bulunmak üzere gösteri yaparlarken gözaltına alınarak tutuklanan masum gençleri serbest bırakmaya çağırmaktadır…
Ayrıca Hükümet Beyannamesi”nin bir ay içinde hazırlanarak yazılı ve görsel basının ve kamuoyunun bilgisine sunulması kararlaştırılmıştır.

Daha sonra, Sürgün Hükümeti”nin kuruluşunun gösterildiği ve göç hikâyesinin anlatıldığı 30 dakikalık Sürgün ve Ölüm adlı belgesel film gösterilmiştir.

Gözyaşları ile birlikte söylenen “Güzel Türkistan” marşının ardından, dört gün süren Parlamento ve Hükümet Toplantısı; 42 ülkede faaliyet gösteren 170 sivil toplum örgütünü temsil eden şahısların gözetiminde, tekrar aramızda görmekten mutluluk duyduğumuz eski Adalet Bakanı Hanife Ketene”nin yaptığı dua merasimiyle sona ermiştir.

Güvenlik elemanlarımızın gözetimi ve korumasında, bağımsız ve bağlantısız bir ülkede gerçekleştirilen Hükümet ve Parlamento Toplantısı”na katılan üyelerimizin yemek, ulaşım ve otel giderleri Hükümetimizin tasarrufundaki ödenekten karşılanmıştır.

Milli davamızı ipotek altına alacak, hiçbir kurumdan maddi ve manevi destek alınmamıştır.

Hayırlı olması dileğiyle kamuoyunun bilgisine sunulur.

08 Ekim 2009

DOĞU TÜRKİSTAN SÜRGÜN HÜKÜMETİ KULTUR WE BASIN BASKANLIGI

Korash Atahan
Posted by UYGHURISTAN at 9:56 PM
Advertisements

19 Responses to Türk

  1. SÜRGÜNDEKİ DOĞU TÜRKİSTAN HÜKÜMETİ – BASIN AÇIKLAMASI

    14 Eylül 2004 tarihinde Amerika Parlamento Binasında kurulan Sürgündeki Doğu Türkistan Hükümeti’nin kuruluşunun 5 nci yıldönümünü idrak ediyoruz.

    Şüphesiz beş yıl önce 60 Doğu Türkistanlı delegenin hür iradesiyle Washington’da Sürgün Hükümeti’nin kuruluşu, esaret altındaki Doğu Türkistan halkının geleceğe olan ümitlerinin en azından yaşamasına vesile olduğu gibi, 60 yıldır özgürlük ve bağımsızlık yolunda yürütülen mücadelemizin parlak neticesinden ibaret tarihi bir vakıa olarak kayıtlara geçmiştir.

    Nitekim Hükümetimizin kuruluşundan itibaren geçen beş yıl içinde; bağımsızlık ve özgürlük söyleminden asla taviz verilmediği gibi; halkımızı, topraklarımızı, zengin kaynaklarımızı ipotek altına alan hiçbir anlaşmanın, hiçbir karanlık işbirliğinin içinde veya yakınında olmadık…

    Halkımızı kendi çıkarları doğrultusunda kullanmayı hedefleyen hiçbir ülke veya kurumun kontrolü altında olmadığımız gibi, sadece kendi çıkarlarını düşünen malum Sorosvari kuruluşlardan da hiçbir maddi destek talebinde bulunulmamıştır.

    Sözün özü; Hükümetimiz, hiçbir ülkenin güdümünde ve kontrolünde olmamıştır ve olmayacaktır. Hükümetimiz herhangi bir “Sübab ayarı ” yapmak için de kurulmamıştır.

    Ancak Hükümetimiz; insan haklarına saygılı olan ve onurlu bağımsızlık mücadelemizde bizlere destek vermek isteyen bütün ülkelerin resmi ve sivil kurum ve kuruluşlarının maddi ve manevi desteğine ise açık olacaktır…

    Özellikle “5 Temmuz Urumçi Olayları ” esnasında ve sonrasında Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, Hükümeti’nin, Parlamentosu’nun, Ana Muhalefet Partileri’nin ve Türk halkının Pekin Hükümeti’ne karşı sergiledikleri insani ve milli tavır, Hükümetimiz ve halkımız tarafından takdirle, sevinçle karşılanmıştır. Aynı şekilde “5 Temmuz olaylarının bir daha yaşanmaması, Doğu Türkistan’da insan haklarına daha saygılı, kültürel ve etnik kimlik mirasının korunduğu huzur ortamının tesisi” için gösterilen diplomatik girişimlerden dolayı İslam Konferansı Teşkilatı (İKT)’na ve ilgili uluslararası kurumlara minnet ve şükranlarımızı ifade etmek istiyoruz.

    Sürgün Hükümetimiz; Uygur, Kazak, Kırgız, Özbek ve hatta Moğol ve Tungan ayırımı yapmadan bütün Doğu Türkistan’ı kucaklayan, Doğu Türkistan’ın birliğini savunan bütün faaliyetleri, hareketleri, platformları ve örgütleri desteklemektedir.

    Biz DTSH ve Parlamentosu olarak; muhaceretteki bütün Doğu Türkistan teşkilat ve gruplarını kendi aralarındaki birlik ve dayanışmayı güçlendirerek, emperyalist Çin hâkimiyetinin “kendi etini kendi yağında kavurmak” ata sözünden hareketle bizi birbirimize düşürücü görüş ve hareketlerden uzak durarak, ok’un sivri ucunu emperyalist düşman hedefine yönlendirilmesini ümit etmekteyiz ve hem bu konuda duyarlı olmaya davet etmekteyiz…

    DTSH ve Parlamentosu’nun kuruluşu, Doğu Türkistan davasındaki tarihi gelişimin mukadder bir neticesidir… Doğu Türkistan davasının ciddi ihtiyacından kaynaklanan önemli bir oluşum olarak gördüğümüz Bazılarının ileri sürdüğü gibi DTSH’nin kuruluşu, bazı art niyetli kişilerin ileri sürdüğü gibi “bazı dernek ve grubu içine alan Dünya Uygur Kurultayı “DUK”’u acizleştirmek için ya da faaliyetlerine engel olmak için kurulan bir Hükümet” diyerek bakılmasını, hatta bazı basın yayın organlarında Hükümetimiz aleyhine yazılı olarak görüş bildirilmesini gerçeğe dayalı olmayan anlamsız tavır ve görüş olarak görüyor ve bu tip hareket ve görüşleri Doğu Türkistan halkının birliğini bozmaya yönelik art niyetli girişimler olarak değerlendiriyoruz… Sürgündeki Hükümet olarak; istiklal ve hürriyet yolunda birlik ve dayanışmayı bozucu her tür girişimi red ettiğimizi bir kez daha sizlerle paylaşmak istiyoruz.

    Ancak şunu altını çizerek vurgulamak isteriz ki; Sürgün Hükümeti’nin hedefi sadece “Sözde Muhtariyet” değildir… Sadece “Yüksek Dereceli Özerklik” de değildir; nihai hedef, “bağımsızlık”tır…

    Elbette bağımsızlığa giden yolda, mevcut Çin Anayasası’nda ve sözde özerklik yasalarında yazılı olan ancak uygulanmayan insani ve yasal haklarımızın temini noktasında Hükümetimizin kapısı diyaloga açık olacaktır. Halkımızın kendi topraklarında, kendi kimliklerini, kendi inançlarını, kendi örf ve adetlerini özgürce ve insanca yaşamalarını temin edecek ortamın sağlanması için Hükümetimiz; BM ilkeleri ve uluslararası diğer müeyyideler çerçevesinde işbirliği ve görüşmeye açık olacaktır.

    DTSH ve Parlamentosu olarak; 23 Kasım 2004 Washington’daki Milli Basın Kulübü’nde ilan ettiği Hükümet Beyannamesi’nin 15 maddesinde gösterilen, “Hükümetimiz, Anayasanın ruhuna esasen devletin milli menfaatleri hakkında Parlamentonun onayı alınmak kaydıyla Pekin Hükümeti ile Doğu Türkistan meselesi konusunda görüşme yapma kapısını açık tutar” prensibi çerçevesinde ÇHC ile Doğu Türkistan sorunu konusunda resmi görüşme yapmaya hazır olduğu özellikle altına çizerek bir kez daha ifade etmek istiyoruz.

    Bu arada Sürgün Hükümetimiz; bölgeye atadığı 7 bin arabulucu memur aracılığı ile kapı kapı dolaşarak devlet siyasetini anlatmak gibi baskıcı yöntemlerle güya anlaşmazlıkları çözmeyi hedefleyen Pekin Yönetimi’ni; yargısız infazlardan, keyfi ve haksız idamlardan vazgeçmeye davet ederken; uluslararası ilkelere BM ilkeleri çerçevesinde; İnsan Hakları İlkelerine, azınlık haklarına, özerklik haklarına, eşitlik haklarına, milletlerin kendi kendilerini idare etme hak ve hukukuna, kendi dilinde eğitim ve öğrenim görmesine, ulusların kendi etnik ve kültürel kimliklerini, dini vazifelerini, inançlarını ve örf ve adetlerini yaşama hakkına saygı göstermeye çağırmaktadır.

    Ayrıca Hükümetimiz; 5 Temmuz Urumçi Olayları ile ilgili Mahkeme’de adil yargılama olacağı beklentisi ve inancını ifade ederek, Pekin Yönetimi’nin duruşmaları konuk olarak izleme talebimizi kabul etmelerini iyi niyet girişimi olarak ilan edeceğini taahhüt etmektedir.

    Asla terörist eylem içinde olmayı düşünmeyen Hükümetimiz kuruluşunun 5 nci yılı vesilesiyle; kendi Anayasası’nda yazılı amaçlarına uluslararası arenanın desteği alınarak, barışçıl ve demokratik yollarla ulaşmayı hedeflediğini hür dünya kamuoyu ile paylaşmayı bir vazife olarak gördüğünü beyan etmektedir.

    SÜRGÜNDEKİ DOĞU TÜRKİSTAN HÜKÜMETİ
    29.09.2009 Istanbul-Türkiye

    http://hantengri.blogspot.com/2009/10/surgundeki-dogu-turkistan-hukumeti.html

  2. DOĞU TÜRKİSTAN SÜRGÜN HÜKÜMETİ VE PARLAMENTOSU’NUN KARARI

    25-27 Temmuz 2005 tarihlerinde Türkiye’de gerçekleştirilen Doğu Türkistan Sürgün Hükümeti ve Parlamentosu’nun 3. Dönem Oturumunda hür dünyada yürütülen Doğu Türkistan bağımsızlık mücadelesi ve Sürgün Hükümetin yeniden yapılandırılması ile ilgili halkımızın ve kamuoyunun değerlendirmeleri ışığında önemli kararlar alınmıştı. Buna göre Doğu Türkistan Sürgün Hükümeti’nin Daimi İstişare Heyeti ve Doğu Türkistan Sürgün Parlamentosu; Doğu Türkistan Cumhuriyeti Anayasası’nın 10. ve 11. maddelerinin ruhuna esasen sabık Başbakan ve Dışişleri Bakanı Enver Yusuf’un, Sürgün Hükümeti’nin kuruluşundan itibaren geçen 10 aylık süre içinde Hükümet üyelerini bilgilendirmemesi ve halkımız tarafından bilinen nahoş olaylar ve hatalarda uyarılara rağmen ısrar edilmesi nedeniyle görevinden alınmasına, yerine Başbakan Yardımcısı Damian Rahmet’in Başbakan olarak atanmasına karar verilmiş ve oy birliği ile alınan bu karar uygulamaya konulmuştu. Ayrıca sabık Başbakan Enver Yusuf’un Parlamento üyeliğinin devam etmesi kararlaştırılarak, hatalarını telafi etme imkanı ve fırsatı tanınmıştı.

    Uzun bir dönem kendisini Doğu Türkistan bağımsızlık dâvâsının kahramanı olarak niteleyen ve Pekin yönetimince tüm sınır kapılarına resmi talimat verilip Çin Halk Cumhuriyeti’ne girişinin yasak olduğunu sürekli ifade eden Enver Yusuf, babası Yusup Hesen (Yusuf Hasan)’in 18 Ocak 2006 tarihinde vefat ettiği haberini alır almaz, üyesi bulunduğu Sürgündeki Doğu Türkistan Parlamentosu’na haber vermeden Komünist Çin Hükümeti’nin Washington Elçiliği’nden ilginç bir şekilde 24 saat içinde vizesini alarak Amerika’dan Pekin’e hareket etmiş, oradan da Urümçi ve Artuş’a geçerek babasının cenaze törenine katılmıştır. Enver Yusuf Doğu Türkistan’ın başkenti Urümçi’de 8, Artuş’ta ise 12 gün kalmış olup, aldığımız bilgilere göre bu süre içinde Doğu Türkistan halkı üzerinde jenosit uygulayan Pekin Hükümeti’nin “değerli misafiri” sıfatıyla ağırlanmış ve izzet-ikram görmüştür. Pekin Hükümeti’ni düşman olarak niteleyen ve kendisinin de Pekin Hükümeti tarafından düşman olarak görüldüğünü her zaman ifade etmiş olan Enver Yusuf, Çin’de kaldığı süre içinde herhangi bir baskıya uğramadığı gibi, Çinli yetkililerce ağırlanmış ve hiçbir sorun yaşamadan Amerika’ya dönmüştür.
    Amerika’da bulunduğu süre içinde sürekli Çin’i kötüleyen Enver Yusuf’un serbestçe Çin’e gitmesi, O’nun Çin Hükümeti’ne karşı sergilediği kahramanlığın(!) sahte olduğu ortaya çıkmış aynı zamanda kendisinin Çin Hükümeti ile gizli ve yakından alakası bulunduğu kamuoyunca belgelenmiştir.

    22 Kasım 2004 tarihinde Washington’da kurulan “Doğu Türkistan Cumhuriyeti Anayasası’nın 13 maddesi 2. bendinde: “Çin Hükümeti ile siyasi, ekonomik ilişkisi bulunan Doğu Türkistanlının Doğu Türkistan Sürgün Hükümeti ve Parlamentosu’na seçme ve seçilme hakkı olmadığı gibi, Parlamento ve Hükümet üyelerinin görev yaptıkları süre içinde herhangi bir sebeple Çin’e ve Çin müstemlekesi altındaki devletlere ve bölgelere gitmesine izin verilmez” şeklinde yazılı bir karar mevcuttur.

    Enver Yusuf, Doğu Türkistan Sürgün Hükümeti ve Parlamentosu’na danışmadan ve izin almadan kendi başına hareket ederek Çin’e giderek anayasanın 13. maddesini ihlal etmiş ve affedilmesi mümkün olmayan suç işlemiştir.

    Bundan dört yıl önce, teşkilatların bilgisi haricinde kendiliğinden Türkiye’ye gelen Erkin Aziz Qarahan, kendisini Komünist Çin Hükümeti’ne karşı faaliyet gösterdiği için Çin Hükümeti tarafından yakalanma arefesinde hür dünyaya kaçan “Doğu Türkistan mücahidi” olarak tanıtmış, BM Mülteciler Komiserliği’nden ve T.C. Emniyet makamlarından sığınma ve ikâmet taleplerinde bulunmuş ve Enver Yusuf’un desteği ile 2004 yılı 14 Eylül tarihinde Amerika’da kurulan Doğu Türkistan Sürgün Hükümeti ve Parlamentosu üyeliğine seçilmişti. Ne var ki Doğu Türkistan Sürgün Hükümeti’nin kurulmasından bu yana geçen 1,5 yıl süresince verilen görevleri yerine getirmediği gibi, yapılan soruşturma neticesinde Sürgün Hükümeti’nin çalışmalarını sürekli olarak Sürgün Hükümeti’nce onay ve tasvip verilmeyen uygunsuz kişi ve gruplara bildirdiği, yanlış bilgiler aktardığı, internet ve diğer iletişim vasıtaları ile kod isimler kullanarak milli mücadelemizi zedeleyici, ÇHC çıkarlarına uygun ve birlik ve beraberliğimizi bozmaya yönelik provokasyonlarda bulunduğu anlaşılmış ve anayasanın ilgili maddeleri gereğince suç işlediği ortaya çıkmıştır.

    Yukarıdaki gerekçelerle; Doğu Türkistan Sürgün Hükümeti Daimi İstişare Heyeti, Anayasanın 11., 13. ve 15. maddelerinin ruhuna esasen Enver Yusuf ile Erkin Eziz Qarahan’ın 19 Mart 2006 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere Doğu Türkistan Parlamentosu üyeliğinden çıkarılmalarına, Doğu Türkistan Sürgün Hükümeti ile her türlü ilişkilerinin kesilmesine ve hür dünyadaki Doğu Türkistan milli mücadelesine zarar verdikleri kanaatinin hasıl olmasından dolayı bu kararın yazılı, sesli ve görsel iletişim vasıtaları ile tüm kamuoyunun ve diplomatik misyonun bilgisine sunulmasına karar verilmiştir.

    19.03.2006

    Doğu Türkistan Sürgün Hükümeti Daimi İstişare Heyeti

    Ahmet İgemberdi, Cumhurbaşkanı
    Abdulveli Can, Cumhurbaşkanı Yardımcısı
    Sultan Mahmut Kaşgarlı, Parlamento Başkanı
    Damian Rahmet, Başbakan
    Savut Muhammed, Parlamento Başkan Yardımcısı
    Hızırbek Gayretullah, Başbakan Yardımcısı

  3. Korash Atahan says:

    SHERQITÜRKISTAN MUSTEQILLIQ ÜCHÜN KÜRESH QILIWATIDU
    -S.T.S.H.Bash Ménistiri Ismayil Chinggizning Bayanati

    Sherqiytürkistan Sürgündiki Hökümitining Bash Ménistiri Ismayil Chinggiz baynat élan qilip, Sherqitürkistan xelqining siyasiy ghayisining musteqilliq we höriyet ikenlikini tekitlidi.Bashménistir Ismayil Chénggiz Türkiye Maltepe Uniwérsititida tüzenlengen, „Uyghurlarning Bügünki Hali“ namidiki konferenske bayanat élan qilip:

    „Maltepe Uniwérsititi teripidin 2009-yili 5-Iyulda bashlanghan Xitay tajawuzchillirigha qarshi herket we Xitay tajawuzchillirining érqiy we kultural qirghinchiliqigha ayit témida oyushturulghan bu konferenste, Sherqitürkistan xelqining musteqilliq üchün élip barghan mujadilelirining toghra emesliki heqqide xulasiler chiqirilghan.U konferenke Sherqitürkistan xelqige wakaliten qatniship, yoqarqidek natoghra xulasilerning chiqirilishigha süküt ichide qarap turghan teshkilat wekillirining tutamini qobul qilghili bolmaydu.Sherqitürkistanda Uyghurdin bashqa yene Qazaq, Qirghiz, Uzbek,Tatar we Mungghul qatarliq türkiy xelqlerningmu oxshashla Xitay tajawuzchillirining milliy zulumi we boyunturiqi astida yashawatqanliqinimu dayim tilgha élip turush dawayimizdiki nazuk tereplerning biridur…

    Biz Sherqitürkistan Sürgündiki hökümiti bolush süpitimiz bilen, xelqara jamaetchilikke shuni anglatmaqni isteymizki,barliq Sherqitürkistan xelqi qolni-qolgha tutushup, yüz yillardin béri Xitay Impériyalizimigha qarshi musteqilliq we höriyetchilik herkitini qanat yaydurup keldi we dawamlashturiwatidu.

    Xelqimiz wetinimiz Sherqitürkistan Xitay tajawuzchilliri teripidin resmiy ishghal qilinghan 1949-yilidin béri 420 qétimdin artuq chong-kichik qarshiliq körsütüsh herketliri we qozghilang kötürüp, özlirining erkin, hör, azat we musteqil jumhuriyitini qayta qurush üchün qan kéchip küresh qilmaqta…

    Elbette Démokiratiye, Insan heqliri, Kishlik hoquq telep qilish dawayimizning muhim terkiwi qisimlirining biridur…lékin Sherqitürkistan milliy dawasi bir insan heqliri we démikoratiye dawasi bolupla qalmay, axirqi hésapta igilik hoquqi we musteqilliq dawasidur… Axirqi ghayimiz Sherqitürkistannning musteqilliqi we Barliq Sherqitürkistan xelqining höriyitidur.

    Sherqitürkistanda 5-Iyuldin béri ortigha chiqiwatqan xelq inqilawiy herketlirining Xitay pashistliri teripidin qanliq basturiliwatqanliqi, Sherqitürkistan yashlirining üzlüksiz halda türkümlep türmilerge tashlinip, kolliktip ölümge buyruliwatqanliqidin ibaret bu téragédiyele, bizning Béyjing hökümitige bolghan nepritimizni téximu oyghutup, Xitay tajawuzigha qarshi musteqilliq herketlirimizning téximu küchlinishige paydiliq bolidu we bizning küresh iradimizni téximu küchlendüridu, dégenlerni ortigha qoydi.

    06.12.2009

    İletişim:

    Korash ATAHAN

    S.T.S.H. Kultur we Propaganda Ménistirligi

    D.T.S.H. Kültür ve Propaganda Bakanlığı

    Kureshatahan@gmail.com

  4. Korash Atahan says:

    KIRGIZİSTAN KONUSUNDA ULUSLARARASI AKTİF SİYASET İZLENMELİDİR

    Kırgızistan’da devam eden iktidar ve muhalefet çatışmasının, ülkeyi adeta iç savaşın eşiğine getirmiş olması hür dünyadaki Doğu Türkistanlıları son derece üzmüştür.

    Bugün Orta Asya olarak adlandırılan Türkistan topraklarının sömürgeci zihniyetler tarafından işgal edilmesi üzerine, hür dünyaya sığınan bizler, yıllar önce kaçarak terk etmek mecburiyetinde kaldığımız bu coğrafyada yaşayan, kardeş ve dindaş halkların anlamsız ve nedensiz bahanelerle birbirlerine saldırmaları ve bu saldırıların şiddete dönüşerek kardeş kanı dökülecek şekilde sonuçlanması şüphesiz hür dünyadaki Türkistanlıları ve Doğu Türkistan Sürgün Hükümeti’ni endişeye sevk etmiştir. Şüphesiz bu üzücü provakatif olayın ortaya çıkışı, Türkistan topraklarının ortak sahibi olan kardeş halklar arasında onarılması güç derin yaralar açılmasına neden olmuştur.

    Doğu Türkistan Sürgün Hükümeti olarak bizler; Kırgızistan’da yaşanan olayları etnik bir çatışmadan ziyade küresel güçlerin provakatif eylemleri olarak değerlendiriyoruz. Kırgızistan üzerindeki gerçek niyetlerini saklayan ve ülkenin zayıflamasından istifadeyle bölgede siyasi ve askeri egemenliklerini kalıcı olarak tesis etmeyi hedefleyen küresel güçler tarafından “etnik bir çatışma süsü vermek suretiyle” kanlı olayların planlı organize edildiğini düşünüyoruz.

    Stratejistlerin de ifadesiyle; Doğu ve Batı Türkistan’dan oluşan Türkistan coğrafyası, Asya’nın kalbidir, bir çok Asya ülkesinin jeopolitik çıkarı ile bağlantılıdır. Bölgenin jeo-stratejik ve enerji zenginlikleri, birçok güçlerin çıkar mücadelesine sahne olmaktadır. Yüzeysel bakıldığında Bakıyev döneminde yaşanan yolsuzlukların ve bunun beraberinde yaşanan ekonomik sıkıntıların, işsizliğin olaylara neden olduğu görülmekle birlikte bu durum sadece provakasyonlara zemin hazırlamıştır.

    Özellikle 11 Eylül sonrası ABD ve NATO güçlerinin Türkistan topraklarına (Afganistan, Kırgızistan) girmesiyle bölgede mevcut olan Rusya-Çin stratejik ortaklık işbirliği ilişkileri çerçevesinde oluşan dengenin son yıllarda artan askeri ve siyasi çıkar çatışması nedeniyle bozulduğu görülmektedir. Kırgızistan, bulunduğu stratejik, jeopolitik konum sebebiyle işte bu küresel güçlerin cirit attığı meydan olmaktan kurtulamamıştır. Özellikle Rusya, Çin ve Amerika arasında sıkışan Kırgız yönetimi ve halkının bu cendereden kurtulması, ekonomik açıdan feraha kavuşması ve demokratik bir yönetimin iktidara gelmesi noktasında başta BM, AGİT, İslam Konferansı, AB, başta olmak üzere uluslararası kurumlar acilen devreye girmek durumundadır. Anlaşmazlık içindeki grupların masa başında bir araya getirilmesi sağlanmalıdır.

    Halkın temel ihtiyaçlarının karşılanması, hayat standardının yükseltilmesi, demokratik sürecin işlerliği, referandumun uygulanması, mal ve mülkleri talan ve yağma edilenlerin mağduriyetlerinin karşılanması gibi projelerin geliştirilmesi noktasında bölge ülkelerinin kalıcı bir işbirliğine ihtiyaç vardır Bölgede kalıcı bir barış ve istikrarın sağlanması için Kırgızistan’ın tekrar baskıcı ve mafya anlayışına dayalı yönetime ve yolsuzluklarla dolu günlere geri dönmesini önleyici önlemler alınmalıdır.

    Doğu Türkistan Sürgün Hükümeti (DTSH) olarak; özellikle başta Türkiye olmak üzere diğer Türk Cumhuriyetlerini Kırgızistan konusunda daha hassas, daha kararlı ve daha aktif, daha kalıcı bir politika izlemeye davet ediyoruz.

    DOĞU TÜRKİSTAN SÜRGÜN HÜKÜMETİ BAŞBAKANI:

    -İSMAİL CENGİZ

  5. Korash Atahan says:

    DOĞU TÜRKİSTAN SÜRGÜN HÜKÜMETİ
    18 Mart 2010

    Merkezi İstanbul’da bulunan, kısaca İHH olarak bilinen İnsan Hak ve Hürriyetleri Yardım Vakfı tarafından 22 Mart 2010 tarihinde düzenlenen “Hür Doğu Türkistan Sempozyumu” katılımcıları arasında, Doğu Türkistan’ın özgürlük ve bağımsızlığını talep edemeyen kurumların temsilcilerinin konuşmacı olarak yer almasından ve konuşmacılar arasında “bağımsız ve hür Doğu Türkistan” fikrine karşı olan bir Çinlinin bulunuyor olmasından dolayı Doğu Türkistan Sürgün Hükümeti olarak toplantıya katılmama kararı alınmıştır.

    Ayrıca Doğu Türkistan’daki Kazak, Kırgız ve Özbek kardeşlerimizin milli kurtuluş mücadelesinde rolleri yokmuş gibi bir görüntünün verilmesinden dolayı rahatsızlık duyulmaktadır. Sergilenen bu tavrın, Milli kahramanlarımızdan Osman Batur ve silah arkadaşlarının özgürlük ve bağımsızlık mücadelesini hiçe saymak olarak değerlendirilecektir.

    Bu nedenlerden dolayı Doğu Türkistan Göçmenler Derneği, Doğu Türkistan Gençlik ve Kültür Derneği ile Doğu Türkistan Dayanışma Derneği ve Avrasya Türk Dernekleri Federasyonu’nun bu toplantıya katılmayacakları öğrenilmiş olup, bu hassasiyetlerinden dolayı dernek başkanlarına ve Doğu Türkistan Vakfı Başkan Vekili Prof. Dr. Sultan Mahmud Kaşgarlı’ya teşekkür edilmiştir.

    Bahsi geçen derneklerimiz 20 Mart 2010 günü Eyüp Belediyesi ile Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı’nın düzenlediği Nevruz etkinliklerine katılma kararı almışlardır.

    NEVRUZ ETKİNLİKLERİ
    Eyüp Belediyesi’nin düzenlediği etkinlik 20 Mart Cumartesi günü saat 10.00’da Eyüp Stadı’nda gerçekleştirilecek olup, Türkistan Uygur ve Kazak folklor ekiplerinin gösterileri sergilenecektir. Etkinlik için Zeytinburnu, Bahçelievler ve Merter’den otobüsler kaldırılacaktır.
    Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı’nın düzenlediği etkinlik 20 Mart Cumartesi günü saat 14.00’de Süleymaniye Kültür Merkezi’nde başlayacak olup, DTSH Başbakanı’nın da katılacağı etkinlikte, çeşitli müzik ve dans gösterileri yapılacaktır.
    Doğu Türkistan Gençlik ve Kültür Derneği Onursal Başkanı ve Avrasya Türk Dernekleri Federasyonu Gen. Bşk. Yrd. Arslan Alptekin 20-22 Mart 2010 tarihleri arasında Almanya’da düzenlenecek etkinliklere katılacaktır.

    Kuresh ATAHAN
    D.T.S.H Kültür ve Propaganda Bakanı
    kureshatahan@gmail.com

  6. Korash Atahan says:

    DOĞU TÜRKİSTAN SÜRGÜN HÜKÜMETİ

    Basın Bildirisi / Press Release

    5-8 Şubat 2010
    4-6 Şubat 1997’de Gulca’da Halkın Üzerine Ateş Açan

    PEKİN HÜKÜMETİ’NE ULTİMATON VERİLMELİ

    4 Şubat 1997 tarihinde Doğu Türkistan’ın Kazakistan sınırındaki Gulca vilayetinde, Müslümanlar için kutsal bir gün olan Kadir Gecesi’nde dini ibadet ve Kuran okumak için bir evde toplanan Doğu Türkistanlı kadınların Çinli polislerce yapılan baskın sonucunda evden dışarı çıkarılması ile karşı koyan kadınlara ateş açması sonucu başlayan olay Doğu Türkistan geneline yayılarak adeta bağımsızllık ve özgürlük hareketine dönüşmüş ancak silahsız yüzlerce masum insan askeri birliklerce ateş açılarak öldürülmüşlerdir.
    4 Şubat olayından sonra tutuklamalar başlamış ve evlerden toplanan gençlerin çoğu gayri sıhhi şartlarda uzun sureli gözaltına alınmış, bir kısmı hapsedilmiş, bir kısmı ise güya güvenlik güçlerinden kaçmaya çalışırken ateş açılarak öldürülmüşlerdir.
    Bırakın “inanç ve ibadet özgürlüğü”nü bir tarafa, insanların en doğal hakkı olan yaşama hakkını elinden alan Çin Hükümeti’nin; Dünya Af Örgütü ve Uluslararası İnsan Hakları örgütü tarafından sabıkalı ilan edilirken gün yüzüne çıkan olaylara, en son 2009 yılı 5 Temmuz’unda yüzlerce masum gencin ölümüyle sonuçlanan Urumçi’de yaşanan acı hadiselere rağmen kendisini haklı ve terör mağduru gibi göstermeye çalışması oldukça düşündürücü ve komiktir.
    Dünya üzerinde bir Çin istilasından çekinen bazı devletler, Pekin’den ekonomik destek ve kredi alan bazı ülkeler maalesef bu 1.5 milyarlık dev kütle karşısında seyirci kaldıkları, insan hakları ihlalleri karşısında duyarsız oldukları görülmektedir.
    1949 yılından bu yana Çin işgali altında insanca yaşama mücadelesi veren ve sadece milli ve dini kimliklerini korumak üzere kendini savunmaya çalışan Doğu Türkistanlıların yanında yer alarak Pekin Hükümeti’ne bölgede yapılan zulüm ve haksızlıkları durdurması ve insani temel haklarının iadesi için Doğu Türkistan Sürgün Hükümeti olarak Avrupa Birliği Parlametosu’nu, İslam Ülkeleri Konferansı Örgütü’nü ve diğer uluslararası kurumları, Pekin Hükümeti’ne ultimatom vermeye davet ediyoruz.
    Ayrıca; Pekin Hükümeti’nin bölgede daha sağlıklı bir ortam oluşturması noktasında Ankara Hükümeti’nin de gözlemci sıfatıyla devreye girmesini temenni ettiğimizi kamuoyu ile paylaşmak istiyoruz.

    Doğu Türkistan Cumhuriyeti Sürgün Hükümeti
    Basbakan: İsmail Cengiz
    E-Mail: info@doguturkistan.org Faks:0212.558 27 09

  7. Thursday, July 16, 2009 Uygur Türkü’ne yapılan SOYKIRIMDIR 11 Temmuz 2009 Cumartesi İtalya’nın L’Aquila kentindeki G-8 toplantısına katılan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi ile bir süre sohbet etti. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesindeki olaylarla ilgili olarak, “Çin’deki bu olay adeta bir soykırımdır. Bunu daha farklı bir şekilde yorumlamanın bir anlamı yok” dedi. Erdoğan, İtalya dönüşünde Esenboğa Havalimanı’nda gazetecilerin sorularını cevaplandırdı. Erdoğan şunları söyledi: “Doğu Türkistan’daki olaylar için daha önce, ‘vahşet’ kelimesini kullandım. Burada bir vahşet var. Yüzlerce insan öldürülüyor. Bini aşkın insan yaralı. Tüm bu olaylara karşı BM Güvenlik Konseyi Daimi üyesi olan Çin’in seyirci kalmasını doğrusu biz anlamakta zorlanıyoruz. Bir de ibadete gidilmesinin engellendiği yönünde haberler var, temenni ederiz ki bunlar da doğru değildir. Bunlar da inanç özgürlüğü noktasında çok çok önemli. Çin yönetimi inanıyorum ki bu failleri bir an önce ortaya çıkararak gereğini yapacaktır. Şu anda Çin’deki bu olay adeta bir soykırımdır. Bunu daha farklı bir şekilde yorumlamanın bir anlamı yok. Asla biz Çin’in toprak bütünlüğü üzerinde bugüne kadar hiçbir farklı yaklaşım içerisinde bulunmadık ama oradaki soydaşlarımızın hukukunun da korunmasını her zaman bizler talep etmişizdir.” İHA G-8 ZİRVESİNDE YOĞUN TRAFİK Erdoğan, G-8 Zirvesi için gittiği İtalya’da dünya liderleriyle bir araya geldi. Erdoğan ABD Başkanı Obama, İtalya Başbakanı Berlusconi, Libya lideri Kaddafi ile görüştü, AB ve IMF yetkilileriyle de müzakerelerde bulundu. Doğu Türkistan’da cuma gerginliği Çin yönetimi, Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki camilerde bu hafta Cuma namazının kılınmasını yasaklarken, tarihî Kaşgar kentini yabancıların ziyaretine kapattı ve kentte bulunanların da ayrılmasını istedi. Çin yönetiminin yasağına rağmen Urumçi’deki bazı camilerin cuma namazı için açıldığı bildirildi. Çinli Müslümanların gittiği camilerin de, önlerinde toplanan birkaç yüz kişinin bağırmaya başlaması üzerine kapılarını açtığı kaydedildi. Urumçi’de polis, cuma namazından çıktıktan sonra gösteri yapan Uygurlara müdahale etti. Yüzlerce kişi cuma namazından sonra, çok sayıda polisin çevresini kapattığı Ak Cami’nin yakınında toplandı. Kalabalığa müdahale eden polis 5-6 kişiyi tutukladı. Menbe: http://www.turkiyegazetesi.com/haberdetay.aspx?haberid=413212 Posted by UYGHURISTAN at 8:48 AM Monday, July 20, 2009 Doğutürkistan Birliği Teşkilatinin Basın Bildirisi Çin Hükümeti sistematik anti demokratik baskıcı ve asimile politikaları sonucu 800 Uygur’ u zorla Guandong bölgesinde bulunan fabrikalara köle olarak göndermiştir. Zorla baskılar sonucu köle olarak çalışmaya zorlanan Uygurlar 26.06.2009 tarihinde 10 bin Çinli tarafından başlatılan soykırımla 100 den fazla Uygur linç edilerek öldürülmüş yüzlercesi ise ağır yaralanmıştır 10 binlerce Uygur 05.07.2009, 06.07.2009 ve 07.07.2009 tarihlerinde 26.06.09 olaylarında öldürülen 150 ve 60 yıldır devam eden sistematik soykırımda çesitli yollarla öldürülen 15 milyon Uygur’a kastedilen zulmü Protesto etmek için Urumçi’ nin çeşitli bölgelerinde demokratik hakları olan yürüyüşler tertip etmişler, lakin savunmasız insanlara üstün askeri kuvettle karşılık veren Çin Hükümeti 05.07.2009’da 156, 06.07.2009’da 147 ve 07.07.2009’da 57 Uygur’ u katletmiştir. Çin Kamu Güvenliği Bakanı Meng Jianyhu yaptığı resmi açıklamada 150 kişinin öldüğü, 800 kişinin yaralandığını ve bin 400 kişinin ise tutuklandığını açıklamıştır. WUC’ un (World Uyghur Congress/Dünya Uygur Kongresi) araştırmalarına göre bin Uygur katledilmiş, bin 500 Uygur yaralanmış, üç bin Uygur ise tutuklanmış her geçen gün ise rakamlar katlanarak artmaktadır Çin Hükümeti resmi makamları tarafından Batılı Basına dağıtılan ve güya baskılara, şiddete, Devlet terörüne maruz kalan Uygurlar değil de Çinliler gibi lanse edilmektedir. Bizler sizlerden tarafsız olmanızı rica ediyor ve Çin Hükümetinin zulmüne ortak olmamanızı istirham ediyoruz. Zira Çinliler yaptıkları bu zulüm ve soykırıma kılıf aramaktadırlar, sizler hür dünyanın hür basını lütfen bunlara alet olmayınız. Urumçi Halk Meydanında bulunan Rabiya Kadeer alış veriş merkezi ve Porselen Fabrikasında ki protestolar kanlı olarak bastırılmıştır. Sizlerinde takip edebildiğiniz gibi Protestocular Hükümet, Asker ve Polis birliliklerince işkence edilerek, dövülerek ve öldürülerek susturulmaya çalışmışlardır. Hükümet Uygur halkına gözdağı vermek için asker ve polis sayısını artırmış ve sıkıyönetim ilan edilerek evinden dışarı çıkanlara vur emri vermiştir, şuan ise Doğu Türkistan’ da Savaş hali hâkimdir. 05-9.07.2009 tarihinde Kaşkar, Gulja, Aksu ve Karamay şehirlerinde gerçekleştirilen protestolar Başkent Urumçi’ den dahada şiddetli olduğunu Çin Hükümeti kaynaklarınca belirtilmektedir. Bunların netıcesinde ise Çin Hükümeti ve İstihbarat Birlikleri tarafından Doğu Türkistan halkının dünyayla olan hertürlü bağlantısı kesilmiştir. Tüm bu olayları sakin ve sükunet içerisinde protesto eden Uygur halkına acımasızca Tank, Bomba, Savaş Uçakları Makineli- Tüfek ve Tabancalarla karşılık veren Çin Hükümetinin daha da geniş çaplı soykırım uygulamasından korkmaktayız. Biz Doğu Türkistan Birliği Teşkilatı olarak Hür ve Demokratik Dünyanın temsilcileri, İnsan Hakları Savunucuları, Birleşmiş Milletler, Uluslararası Af Örgütleri ve insanları olarak sizlerden rica ediyoruz; Bizleri Çin’ in Asker, Milis ve Polis baskısından, İdam edilmekten ve öldürülmekten kurtarın. Siz Demokratik Dünyanın temsilcileri, İnsan Hakları Savunucuları, Birleşmiş Milletler, Uluslar arası Af Örgütleri ve insanları olarak sizlerden rica ediyoruz Çin’e temsilciler göndererek yok edilmek istenen 5 bin senelik kültürü ve 60 yıldır sistematik soykırıma, vahşete dur deyin. Doğutürkistan Birliği Teşkilati Posted by UYGHURISTAN at 1:58 PM Monday, July 20, 2009 Doğu Türkistan’da Çin’in Uyguladığı Soykırıma Karşı ayaklanma *Soykırım Doğu Türkistan Cumhuriyeti’nin 1949 yılındaki Çin istilası ile başladı. 60 yıl içinde yaklaşık 10 milyon (10.000.000) Uygur Türkü Çinliler’den farklı yöntemler ile öldürüldü. *5 milyondan fazla Uygur Türk’ü toplu katliam, 49 nükleer bombasının denemesi, idam, kararı olmadan hapise atılan ve sonra kayıp olanlar, işkence ile öldürülenler ve çok farklı yöntemler ile Uygur Türkleri katledildi. 5 milyon Uygur Türk’ü zorlu kürtaj ile öldürüldü. *1949dan bu yana Doğu Türkistan’da İslam, Uygur Türkçesi ve Uygur Türk Kültür yok edilmeye çalışılıyor. *1,5 milyon Uygur Türk’ü ( Çoğu kız ve kadın) zorla Çin’e götürüldü, Çin gelirleri için bile aşırı düşük maaş verildi.. Bazıları ise köleliğe veya fuhuşa zorlandırıldı. *Çinin Guangdong Eyaletinde 26.06.2009 tarihinde Uygur Türklerini katliam ettiler. Çin Devletinin desteği ile 10,000 den fazla Çinli fabrikada kısmen köle olarak çalıştırılan 800 Uygur Türküne saldırdılar. Bunların çoğu bayan ve 80% çocuk ve gençler kızlardı. 100 den fazla Uygur Türk’ü öldürüldü ve yüzlercesi ağır yaralandı. *05-, o6-, 07-. Temmuz 2009 tarihinde gerçeklenen yürüyüşün asıl nedeni Doğu Türkistan’da gerçekleşen soykırım’dır ve 26.06.2009 gerçekleşen katliam diğer bir neden oldu. *ETIC’den aldığımız bilgilere göre, 1997 Barın olayında 600 Uygur Türk’ü yürüyüşe katılmıştı, 5 yıl içinde 8000 Uygur Türk’ü hapishanelere atıldı. *05., 06, 07. Temmuz 2009da Doğu Türkistan’ın Ürümçi şehirinde gerçekleşen yürüyüşte 10 bin (10,000 resmi Çince verilere) Uygur Türk’ü katıldı. Yürüyüş’te 1057 kişi ölmüdü ve 2000 kişi tutuklandı. ETIC haber merkesi 500 bin (500.000) Uygur Türkünün hapise altılmasından endişelendiğini bildirdi. *Çin hükümeti soykırım uygulamaktadır! Bu ise tüm ülkelerin, dinlerin ve halkların değerlerine aykırıdır. *Basından beklentilerimiz, bu olayı gündemde tutmalarıdır. Siyasetcilerden beklentilerimiz, Çin’e siyasi baskı uygulamaları. İnsanlardan beklentimiz, Çin ürünlerini boykot edilmesidir. Doguturkistan Birligi Teskilati Posted by UYGHURISTAN at 2:01 PM Tuesday, July 21, 2009 Haber İzlenim] ‘Gözaltındaki Uygurlardan haber alınamıyor’ Uygur Türkleri, yaşanan kanlı olaylar sonrası Çin yönetiminin devam eden baskısına rağmen normal hayatlarına dönmeye çalışıyor. FOTOĞRAF: CİHAN, OSMAN EROL Uygur Bölgesi’nde tutuklananlardan bir daha haber alınamadığı ifade ediliyor. Çin basınının olayları tek taraflı göstermesinden yakınan UygurTürkleri, “Asıl zayiat bizde. Binlercesi öldü bizden. Askerler taradı evlerimizi. Kalabalığa ateş açtılar.” diyor. Han Çinlisi bir taksi şoförü isebölgeye son dönemde gelen Çinlileri suçlayarak “Eskiden burada yerleşmiş Hanlarla Uygurlar arasında sorun yoktu.” şeklinde konuşuyor. Çin’in Uygur Özerk Bölgesi’nin merkezi Urumçi’de 5 Temmuz’da patlak veren kanlı olayların ardından Uygur Türklerinin gergin bekleyişi sürüyor. Çinli haber kaynaklarının gerçekleri manipüle ettiğini belirten Uygurlar, en çok güvenlik güçlerinin gençleri tutuklamasından korkuyor. Çünkü götürülen Uygur, bir daha geri dönmüyor. Resmî rakamlara göre, en az 197 kişinin öldüğü olaylarla ilgili Uygurlarda korku ve endişe hakim. Sokaklardan Çince ve Uygurca anonslar yükseliyor. Askerlerin yaptığı bu anonslarda, Pekin’in olayların arkasındaki isim olarak gösterdiği Rabiye Kadir aleyhine sesler yükseliyor. Duvarlara asılan afişlerde, Çin yönetiminin ‘üç kötülük’ olarak nitelendirdiği, terörizm, ayrılıkçılık ve aşırı uçlarla mücadele etmek gerektiği belirtiliyor. Söz konusu afişlerdeki “Üç Kötülükle Mücadele Edelim”, “Vatanın Birliğini Koruyalım” ve “Etnik Gruplar Arasında Dayanışmayı Koruyalım” yazıları dikkat çekiyor. Camilerin duvarlarına da bu afişler asılmış. MEDYA HEP ÇİNLİ ÖLÜLERİ GÖSTERİYOR Yaralarını sarmaya çalışan Uygurlar, Çin medyasında hep Uygurların verdiği zararlar ile öldürülen Han Çinlilerinin gösterilmesinden yakınıyor. İsimlerinin yayımlanmasını istemeyen Uygurlar, Zaman’a verdikleri demeçlerde, “Asıl zayiat bizde. Binlercesi öldü bizden. Askerler taradı evlerimizi. Kalabalığa ateş açtılar. Neden bizlere verilen zarar ve öldürdükleri Uygurlarla ilgili en ufak bir haber yapılmıyor medyada? Sürekli Rabiye Kadir yaptı diyorlar. Bu olayları Kadir organize etseydi, saldırılar taş ve bıçakla olmazdı. Bomba ve silahlarla olurdu. Zayiat da daha fazla olurdu. Bu olaylar, Çin’in bize yıllardır yaptığı kötü uygulamalarının dışa vurmasıdır. İnsanlar öfkelerini yansıttı.” diyorlar. Urumçi’de taksi şoförlüğü yapan bir Han Çinlisi de, “Olaylar nasıl oldu, Uygurlara nasıl bakıyorsunuz?” şeklindeki sorumuza, “Ben de anlayamadım nasıl oldu. Eskiden burada yerleşmiş Hanlarla Uygurlar arasında sorun yoktu. Tepki, yeni gelenlere.” şeklinde cevap veriyor. Urumçi sakinlerinden bir Uygur, “Bizim Çinlilerle bir sorunumuz yok. Sorunumuz halkla değil, bize uygulanan kötü politikalarla.” diyor. Başına bir iş gelir korkusuyla fotoğrafa girmek, konuşmak ve kayıt altına alınmak istemiyor. Bir başka Uygur da, “Başbakanımız Wen Jiabao, acaba burada yaşananları biliyor mu? Devlet Başkanımız Hu Jintao’nun, gerçekten burada olup bitenlerden haberi var mı? Biz onlara güveniyoruz. Gelip bizleri görüp, yaşadıklarımızı dinleyebilecekler mi acaba? Sincan’ın Komünist Parti Sekreteri Wang Le Quan’in bizlere yaptıklarını keşke bilselerdi.” diye seslerini duyurmaya çalışıyor. Caddelerde ilerlerken, olayların başladığı Nanmen bölgesine geliyoruz. Trafiğe kapalı bu cadde de eski günlerini arıyor. 3 Uygur’un, Çin polisinin açtığı ateş sonucu öldüğü Ak Cami’ye geliyoruz. Bu cami açık tutuluyor. Her yerinde güvenlik kameraları var. Havadan askerî helikopterler geçiyor. Caddenin hemen her yerinde bulunan silahlı askerler, uzaktan bile olsa kameramızı görünce ‘çekmeyin!’ uyarısını yapıyor. Şehrin her yerinde olduğu gibi, caminin yanındaki duvarlara da Çin Komünist Parti Bölge Sekreteri Wang Lequan’ın olaylarla ilgili yaptığı konuşmanın metinleri asılmış. Bu caddedeki elbise pazarına varıyoruz. “İşler nasıl?” sorusuna esnafın cevabı, “Nasıl olsun ki? 7 Temmuz’da askerler burayı bastı. Herkesin kollarını bağlayarak karakola götürdü. Hiçbir şey sormadan bizi dövdüler. 24 saat sonra da bıraktılar.” oluyor. Devriye gezen polisler, özellikle Hanların yaşadıkları yerlerde gördükleri Uygurları durdurup kimliklerine bakıyor. NUR BEKRİ, BÖLGE VALİSİ: Olayların bu boyuta ulaşmasını beklemiyorduk Çin’in Uygur Bölgesi Valisi Nur Bekri, en az 197 kişinin öldüğü ve binlerce kişinin yaralandığı bölgedeki şiddet olaylarının bu boyutlara ulaşmasını beklemediklerini açıkladı. Nur Bekri, 5 Temmuz’da başlayan kanlı olayların bu kadar yayılacağını ummadıklarını belirterek, Guangdong’daki fabrikada 26 Haziran’da 2 Uygur işçinin ölümüyle sonuçlanan kavgayla ilgili olarak, zamanında gerekli girişimlerde bulunduklarını savundu. Uygur halkı ise, yönetimi, bu olayda “pasif kalmakla” suçluyordu. Ölen kişilerin 2 erkek Uygur olduğunu ve bunlardan her biri için 500 bin yuan (74 bin dolar) tazminat ödendiğini anlatan Bekri, cenazelerin özel bir uçakla Kaşgar’a getirildiğini söyledi. Bu olayın olmasından üzüntü duyduklarını da kaydeden Bekri, fabrikadaki olaylarda 60 kişinin öldüğü söylentilerinin de asılsız olduğunu öne sürdü. 5 Temmuz olaylarının eyaletin ekonomisini olumsuz etkilediğini, özellikle turizmi vurduğunu söyleyen Nur Bekri, ekonomik kaybın 10 milyar doları aştığını belirtiyor. Bölgede istikrarı koruma gücüne sahip olduklarını kaydeden Bekri, “Suçlular kararlılıkla cezalandırılacak. Olaylar, yurtiçi ve dışında faaliyet gösteren, terörizm, bölücülük ve aşırıcılıktan oluşan ‘üç güç’ün planladığı bir şiddet ve suç olayıdır.” iddiasında bulundu. Uygur Bölgesi’nin merkezi Urumçi’de 5 Temmuz günü meydana gelen olaylara karışan 1.000’den fazla şüpheliyi teşhis etme çalışmalarının sona erdiği ve ilk sorguların tamamlanarak tutuklama işleminin başlatılacağı da bildirildi. ZAMAN OSMAN EROL URUMÇİ 21 Temmuz 2009, Salı http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=871635&title=haber-izlenim-gozaltindaki-uygurlardan-haber-alinamiyor Menbe: Posted by UYGHURISTAN at 12:47 PM Tuesday, July 21, 2009 Dunya ezerbeyjanliqlar qurultiyi xitay elchixanisigha naraziliq mektubi tapshurdi Muxbirimiz irade 2009-07-20 5 – Iyul ürümchi weqesi yüz bergendin kéyin nurghun döletlerde xitayning bu qilmishlirini eyiblesh namayishliri élip bérildi. Ezerbeyjandimu xitayning uyghur diyarida yürgüzüwatqan qanliq bésim siyasetlirige nisbeten naraziliq heriketliri élip bérilghan. 14 – Iyul küni bakudiki öktichi partiyilerdin biri bolghan musawat partiyisining xitay elchixanisi aldida élip barghan naraziliq paaliyitidin bir körünüsh. Bu heqte bizge melumat bergen baku dölet uniwérsitétining oqutquchisi proféssor doktor ramiz esker ependi mundaq dédi: “xewerler ezerbeyjanda küchlük inkas peyda qildi. Nahayiti ghezeplenduq. Ezerbeyjanda 5 – 6 Ming etrapida kochida mal satidighan xitay tenzikesh bar. Ulargha nisbetenmu ghezipimizni bildürüp”ezerbeyjanda shunche jiq xitay kochilarda mal satisiler, döletke bajmu tapshurmaysiler, biz silerge mushundaq eskilik qilduqmu, siler némishqa bizning qérindash xelqlirimizge bundaq muamile qilisiler”, dep kishiler özlirining achchiqini ipade qildi. Hetta bezi xitaylarni ishlitiwatqan ezerbeyjanliqlar xitayning ürümchidiki bu qilmishini eyiblesh üchün ularni ishtin chiqardi. Yeni démekchi bolghinim, ezerbeyjandiki bir ziyaliydin kochidiki addiy bir ademgiche, 70 yashtin 7 yashqiche buni uqmighan adem qalmidi, hemmeylen buningdin qattiq epsuslanduq.” Ramiz esker ependi bizge yene, ezerbeyjanda xitaygha qarshi élip bérilghan bir qatar paaliyetlerdin melumat bérip mundaq dédi: “14 – Iyul küni bakudiki öktichi partiyilerdin biri bolghan musawat partiyisi naraziliq paaliyiti ötküzdi. Ular xitay elchixanisining aldigha qara gülchembirek qoymaqchi bolghanda, saqchi buninggha yol qoymidi. Buning bilen ikki terep arisida sürkilish kilip chiqti. Kéyin namayishchilar metbuat bayannamisi oqughandin kéyin namayishni axirlashturdi. Etisi küni yeni 15 – Iyul küni dunya ezerbeyjanliqlar qurultiyi teshkilati we pilanlash teshkilati birliship namayish uyushturdi. Namayishta parlamént ezasi sabir rustemxanli ependi “xitayning uyghurlargha yürgüzüwatqini xitayning insaniyet aldidiki bir eyibidur” dédi we xitay elchilikige qara gülchembirek qoydi. Arqidin axbarat bayannamisi oqup ötüldi. Kéyin qurultay merkizide bir yighin échildi. Yighinda aldi bilen ürümchi namayishining widio körünüshliri körsitildi. Kéyin dunya ezerbeyjanliqlar qurultiyining bashliqi proféssor doktor pasha gelbinur ependi ürümchidiki weqeler heqqide melumat bérip ötti. Yene ezerbeyjandiki tonulghan ziyaliylar, yazghuchi – Shairlar, ilim tetqiqatchiliri we siyasiy partiyilerdin kelgen kishiler söz qildi. Yighin axirida xitay elchixanisigha naraziliq bildürüsh we uyghur diyaridiki heqiqiy ehwalni uyghuristangha bérip öz közimiz bilen körüshni telep qilidighanliqimizgha dair bir parche mektup teyyarlandi we bu xitayning ezerbeyjandiki elchixanisining wekilige tapshuruldi. Yeni ezerbayjandiki xelqning buninggha bolghan naraziliq inkasliri xitay hökümitige yetküzüldi.” Dunya ezerbeyjanliqlar qurultiyining bashliqi pasha gelbinur ependi bizning téléfon ziyaritimizni qobul qildi we özining köz qarashlirini bayan qildi. Dunya ezerbeyjanliqlar qurultiyining bashliqi shundaqla tonulghan köz doxturi pasha gelbinur ependi mundaq dédi: ” insan heqliri we démokratiye tereqqi qiliwatqan 21 – Esirde uyghur türkliri bundaq muamilige uchrimasliqi kérek. Qedimde büyük medeniyetler yaratqan, shanliq tarixlarni yazghan, dangliq edib – Shairlarni barliqqa keltürgen uyghur xelqi bügün qetli qilinmaqta. Biz nechche waqitin bériqi paaliyetlirimiz arqiliq dunyadiki insanperwer kishiler we démokratiyini söyidighan kishilerni uyghur türklirige yardem qilishqa chaqirduq. Yene bashqa türkiy jumhuriyetlergimu uyghur qérindashlirimizgha yardem qilish heqqide murajiet qilduq. Uyghurlargha qilinghan bu qirghinchiliqqa pütün ezerbeyjan xelqi, siyasetchiler, dölet kadirliri, ziyaliylar we addiy puqralar hemmisi qattiq narazi boldi. Bizning özimizningmu mushu küngiche hel bolmay kéliwatqan qarabagh mesilimiz bar. Emma biz bu qétim özimizning derdimizni bir yaqqa qayrip qoyup turup, uyghurlarning derdige dawa bolush üchün xitayning ezerbeyjandiki elchixanisi arqiliq xitay hökümitige naraziliq xétimizni tapshurduq.” Proféssor doktor pasha gelbinur ependi özining dunya ezerbeyjanliqlar qurultiyining bashliqi bolush süpiti bilen xitay hökümitige bolghan naraziliqini mundaq ipade qildi: ” meyli kim bolushidin qetinezer , allah aldida hemme kishi teng – Barawer. Dunya démokratiye bilen bashqurulushi kérek. Hemme millet puqraliri allah aldida oxshash heqlerge, oxshash kishlik hoquqigha ige. Kimki buninggha qarshi chiqidiken, uning aqiwiti héchqachan yaxshi bolmaydu. Men uyghur diyarida we chetellerde yashaydighan pütün uyghur xelqige shundaq démekchimenki, bizning qelbimiz, yürikimiz her daim siler bilen birge.” Yuqiridiki awaz ulinishidin, bu heqtiki melumatimizning tepsilatini anglaysiler. Menbe: http://www.rfa.org/uyghur/xewerler/tepsili_xewer/ezerbeyjanliqlar-qurultiyi-namayish-07202009204206.html/story_main?encoding=latin Posted by UYGHURISTAN at 1:11 PM Tuesday, July 21, 2009 Adım Adım Uygur Katliamı 14 Temmuz 2009 Salı Ibrahim Sediyani Geçtiğimiz ay Uzakdoğu’da, Çin Halk Cumhuriyeti’nin batı eyaleti olan ve “Sincan” (Xīnjiāng Wéiwú’ěr Zìzhìqū) olarak adlandırılan Doğu Türkistan’da ilkel bir katliam yaşandı. Çin devletinin ciddî desteğini aldıkları görülen Han Çinlileri, Müslüman Uygur halkına karşı acımasız bir katliam yaptılar. Bu hadiselerin nasıl başladığını, Uygur katliamının adım adım nasıl geliştiğini, uzaklarda, çok uzaklarda kalmış, unutulmuş olan o “kayıp coğrafya”da neler olduğunu, neler yaşandığını anlatmak istiyoruz. Bu ilkel katliam, bu insanlıkdışı cinayetler unutulmasın istiyoruz. Burada, Uygur katliamının adım adım nasıl geliştiğini anlatacağız. Bilmiyorum, belki de bu katliamı böylesine ayrıntılı bir biçimde, adım adım takip ederek ilk anlatan, bizler olacağız. Yazdığımız bu yazıyla ilgili en önemli noktayı belirtmemiz gerekiyor: Aşağıda okuyacağınız her paragraf, her cümle, sürgünde yaşayan Uygur liderlerle konuşarak kaleme alınmıştır. Okurken, bazı yerlerine inanmakta gerçekten güçlük çekeceksiniz. Müslüman olduğunuz için şükredeceksiniz belki ancak insan olduğunuz için utanacağınızdan eminim. – Mayıs ayında, Çin devleti tarafından Doğu Türkistan’ın batısındaki Kaşgar (Uygurca adı “Qeşqer”, Çince adı “K’a – Şi”) kentinden Çin’in güneyinde, Güney Çin Denizi (Nán Hăi) kıyısında bulunan Guăngdōng eyaletinin (bölgenin adı, Çince’de “Uzakdoğu” anlamına gelir) Şáoguān kentine yarısı kız olmak üzere 800 Uygur çalıştırılmak amacıyla götürülür. Devletin kararıyla götürülen bu Uygur işçiler, oyuncak fabrikasında çalıştırılacaktır. İşçilerin ekseri genç ve bekârdır. – Bu 800 kadar işçinin ezici bir çoğunluğu Kaşgar şehir merkezinden değil, Kaşgar bölgesindeki köy ve kasabalardan getirilmiş olup, tamamı köylü ve eğitimsizdirler. Çok azı dışında hiçbiri tek kelime Çince bilmemektedir, okuma – yazmaları dahi yoktur. – Çin devleti bu 800 Uygur işçiyi öyle bir şekilde istihdam eder ki, mantıkî olarak izah etmek mümkün değildir. Uygur kızlar Çinli erkeklerin yanına, Uygur erkekleri de Çinli kızların yanına işçi olarak verilir. Yani aynı şehirdeki bir fabrikada Çinli erkekler ile Uygur kızlar bir arada çalışırken, diğer bir fabrikada da Çinli kızlar ile Uygur erkekler bir arada çalıştırılır. Bu Çinliler, Han Çinlileri denilen etnik topluluktur. – Uygur kızlar ile Han erkeklerinin bir arada çalıştığı fabrikada, Müslüman Uygur kızları sürekli olarak Hanlı erkekler tarafından taciz edilirler. Laf atarlar, pis şakalar yaparlar. Daha da ileri giderek elleriyle taciz etmeye başlarlar, kızların elbiselerine el atarlar. İşi o derece iğrenç bir noktaya vardırırlar ki, geceleri kızların yattığı odalara zorla girmeye başlarlar, onları ilişkiye çağırırlar. – Bütün bu olanlardan ordunun ve görevlilerin haberi vardır; fakat onlar her şeye göz yumarlar. Hatta, bu durumdan bizzat hoşnut olduklarını bile tahmin etmek güç değildir. Zira Han Çinlileri’ni şımartan da bizzat devletten aldıkları bu güçtür. – Uygur kızları bu durumu ne devlete, orduya, ne de oradaki görevlilere şikayet edebilirler. Zira konu ne olursa olsun, bir Hanlı ile bir Uygur arasında yaşanan bir anlaşmazlıkta Hanlı’nın haksız çıkması hayal bile edilemez. Çünkü Çin devletine göre “Uygur = terörist”, Uygurlar ve Tibetliler doğuştan teröristtirler. – Uygur kızları bir fırsatını bulup bu durumu diğer fabrikada çalışan Uygur erkeklerine haber verirler. İşte ondan sonra Uygur erkekler arasında sürekli bir huzursuzluk yaşanır. Ama ne yapabilirler ki? Memleketlerinden binlerce kilometre uzakta, daha önce hiç gelmedikleri, bilmedikleri, tanımadıkları bir yerdedirler ve zaten kendilerini düşman gören bir gücün emri altında bulunuyorlar. – Hanlı erkekler küstahlıkta o derece ileri giderler ki, iş saatlerinin dışında, şehir içindeki kahvehanelerde, Uygur kızlarına neler yaptıklarını Uygur erkeklerinin yanında yüksek sesle anlatıp sadist bir şekilde gülüşürler. Amaçları ciddî ciddî tahrik etmektir, Uygur erkeklerini provoke etmektir. – Bunca tahrik ve provokasyon, Uygur erkeklerini yine de harekete geçirtemez. Sadece boyunlarını bükmekle yetinirler. – İşte tam da bu noktada olan olur. İnternette, kim tarafından yazıldığı ve gönderildiği bilinmeyen bir e – posta dolaşır. Kimliği bilinmeyen bir Çinli, internetteki sitelere ve forum köşelerine bir haber yazar. Habere göre, Şáoguān’da Uygur erkekler ile Hanlı kızların bir arada çalıştığı oyuncak fabrikasında 6 tane Uygur erkeği 2 Hanlı kıza tecavüz etmiştir. – Takvimler 26 Mayıs 2009’u göstermektedir. Uygur işçiler memleketlerinden ve ailelerinden kopartılıp buraya getireli daha üç hafta kadar olmuştur. – Bu tamamen yalan bir haberdir. Tacize uğrayan Uygur kızlarını savunmaktan bile aciz olan Uygur erkeklerin Çinli kızlara tecavüze yeltenmeye cesaret edebileceğine inanmak için, gerçekten artniyetli olmak gerekir. Uygur erkekler Çin kızlarına tecavüz edecek; hem de kendi memleketlerinde de değil, memleketlerinden binlerce kilometre uzakta, Çin içlerinde! Böyle bir şey mümkün müdür? – Haber kısa sürede yayılır. Bu haberin internette yer aldığı aynı günün gecesi saat 21:00 sularında 30 bin kadar Han Çinlisi ellerinde sopa, bıçak, kazma, kürek, balta, kılıç ve taşlarla toplu halde Uygurlar’a karşı saldırıya geçerler. Toplu bir linç girişimi, toplumsal bir katliam saldırısıdır bu. – Sayıları sadece 800 kadar olan savunmasız Uygurlar’a karşı 30 bin Hanlı. Üstelik Hanlılar’ın ellerinde bıçaklar, baltalar, kürekler, kılıçlar. Uygurlar ise tamamen savunmasız. Bırakın kendilerini savunmayı, kaçabilecek durumda bile değiller, kaçabilecekleri bir yer de yok. Zaten yabancı bir memleketteler. – Han saldırısı, 26 Mayıs gecesi saat 21:00 sularında başlıyor. Çin devleti olaydan hemen haberdar oluyor ancak müdahale etmiyor. Her zaman sivilden daha çok polis ve askerin bulunduğu olay yerinde, nedense olay olduğu gece ne polis var, ne de asker. Çin polisi olaylar başladıktan ancak 2 – 3 saat sonra geliyor. Sadece polis gelene kadarki o ilk 2 – 3 saat içinde 100’den fazla Uygur Müslüman sopa, bıçak ve balta darbeleriyle vahşî bir şekilde şehîd ediliyor. – Polisler geldikten sonra bile olaylar durulmuyor, şiddetini kaybetmiyor. Zira – inanması gerçekten güç ama gerçek – polis müdahale etmiyor, sadece seyretmekle yetiniyor. – Gece saat 21:00 sularında başlayan olaylar sabah saat 06:00’ya kadar sürüyor. İlk çatışma tam 9 saat sürüyor. Düşünün; 30 bin kişi ellerinde baltalarla, küreklerle, sopalarla 800 kişiye karşı. Tam 9 saat! Üstelik hava karanlık. Vahşet, canilik, hangi ifadeyi kullanırsak kullanalım, yetersiz kalıyor. – Sadece ilk gece yüzlerce Uygur şehîd ediliyor. Ayrıca 250 tane Uygur yaralı var. Vücûtlarının değişik yerlerinden fecî bir biçimde yaralanmışlar. – Ertesi gün sokaklarda sadece askerler ve polisler vardır. – Çin devleti Uygur yaralıları tedavi etmiyor. Hayır hayır, devlet bu yaralıları oldukları yerde bırakacak kadar da vicdansız değil (!). Ne mi yapıyor? İnanmak cidden güç ama, onları hapse atıyor! – Bu yaralılar önce birkaç gün demir parmaklıklar arkasında kaldıktan sonra hastaneye kaldırılıyor. – Şimdi sıkı durun: Uygur yaralıların kaldırıldığı hastaneye, yaralı diyerek, aslında hiçbir şeyleri olmayan Hanlılar da sevk ediliyor. Yaralı, kan ter içindeki Uygurlar’ın yattığı odalara, Hanlılar da yatırılıyor. Saldırıda yedikleri darbeler sonucu yaralanmış olan bu Uygur Müslümanlar, ayrıca bir de hastanede dövülüyor. – Tedavi (!) süreci tamamlandıktan sonra, bu Uygurlar hastaneden çıkartılıp tekrar hapishanelere konuluyor. – Hapishanede aynı acımasızlık ve gaddarlık devam ediyor. Hanlılar da hapse atılıyor. Hapisteki her Uygurlu’nun yanına 3 – 4 Hanlı veriliyor. Uygurlar üçüncü bir kez de hapishanede dövülüyor. – Bütün bu anlattığımız yere kadar olaylar henüz Doğu Türkistan’da hiç duyulmamış. Kimsenin hiçbir şeyden haberi yok. – Bazı Hanlılar, sokaktaki saldırıda, hastanede ve hapishanede Uygurlar’ın dövülme anlarını kameraya kaydetmişler. Sırf zevk için. – Hanlılar, bu görüntüleri Uygurlar’ı korkutmak, gözdağı vermek, onlara “bize karşı ayağınızı denk alın; biz büyük bir gücüz; istediğimizi yaparız” mesajı vermek için internette yayınlıyorlar. Görüntüleri “Youtube”a veriyorlar. – Bu görüntüler internette ilk olarak 21 – 23 Haziran günleri yayınlanmaya başlıyor. Yani Şáoguān’daki katliamdan nerdeyse bir ay sonra. Olaylar tamamen yatıştıktan iki hafta kadar sonra. – Görüntüler internette yayınlandıktan sonra Doğu Türkistan’da ve dünyada insanlar olaylardan haberdar oluyorlar. – Olaylar ortaya çıktıktan sonra Doğu Türkistan’ın başkenti olan Urumçi’de halk dehşete kapılıyor. Urumçi’de halk, aralarındaki ileri gelenlerle toplanıp, Çin Halk Cumhuriyeti devletinin merkezî hükûmetine bir şikâyet dilekçesi yazıyorlar. İnternetteki görüntüler üzerine devlete yasal olarak suç duyurusunda bulunuyorlar. – Urumçi’deki halkın devlete dilekçe yazma tarihi, 24 Haziran 2009. – Bakın, olaylar ortaya çıktıktan sonra bile Urumçi’de herhangi bir gösteri yok, Uygur halkından gelen herhangi bir taşkınlık yok. Onlar sadece devlete şikâyet mektubu yazmakla yetinirler. – Burada bir soru: Guăngdōng’da saldırıya uğrayan ve katliama uğrayan Uygurlar oraya Kaşgar bölgesinden götürülen insanlar oldukları halde, neden ilk olarak Urumçi halkı harekete geçiyor ve daha sonraki günlerde de gösteriler ilk olarak bu şehirde başlıyor? Şunun için: Doğu Türkistan’da internet erişim olanağı pek fazla değildir. Bu konuda kısmi de olsa bu imkana sahip olan, başkent Urumçi’dir. O işçilerin Urumçi’deki insanlarla bir alakaları yoktur aslında; onların akrabaları ve aileleri Kaşgar’dadır. Bizim daha sonraki günlerde izlediğimiz televizyon ekranlarındaki gösteri yapan, dövülen, tekmelenen ve acımasızca öldürülen Urumçili kadınlar, bu gösterilerin gerçekleşmesine sebep olan, Guăngdōng’da katliama uğrayan Uygur işçilerin aileleri ve akrabaları değildirler. Zira onların akrabaları ve aileleri Kaşgar’dadırlar. Bütün buraya kadar anlattığımız gelişmelere kadar Kaşgar bölgesinde yaşayan halkın henüz hiçbir şeyden haberi yoktur. Bu, dünya medyasında ve kamuoyunda ne yazık ki gözden kaçan önemli bir ayrıntıdır. Sadece bu nokta bile göz önüne alındığında, Urumçi’deki kadınların ne kadar onurlu bir direniş ve erdemli bir tavır ortaya koydukları teslim edilecektir. – Urumçi halkı, Çin merkezî hükûmetine 24 Haziran günü gönderdiği dilekçede 3 talepte bulunur: 1) Suçlular bulunsun ve cezalandırılsın, 2) Çin askeri ve polisleri olaylara müdahale etmedi, seyirci kaldı; bu konuda hükûmetten açıklama istiyoruz, 3) Bu olaylardan dolayı Çin devleti Uygur halkından özür dilesin. – Urumçi halkı tam 10 gün dilekçeye cevap almak için bekler (henüz hiç ama hiçbir gösteri veya olay yok). – Dilekçenin gönderilmesinden 10 gün sonra, 4 Temmuz 2009 günü cevap gelir. – Çin devletinin gönderdiği yazıda aynen şu cevap yazılıdır: “Bu olay siyasî bir olay değil, sadece insanlar arası sosyal bir olay. Bu olaya sadece bir kişi sebep olmuş (internette yalan haberi, tecavüz haberini yazan kişi kastediliyor), o kişiyi yakaladık ve cezasını vereceğiz.” – Çin devletinin olayları değerlendirmesi bu şekilde. Sadece bir kişi var suçlu olarak, o yakalanmış ve cezalandırılacak nasıl olsa. Böylece hadise kapanmış demektir. 30 bin kişi 800 kişiye saldırmış, toplu linç girişimi olmuş, yüzlerce genç kız ve erkek vahşî bir şekilde öldürülmüş, bu konuda tek cümle yok. – Bu cevaptan sonra halkın sabrı taşıyor ve hemen ertesi günü, 5 Temmuz günü Urumçi’de ilk gösteriler başlıyor. Gösterileri kadınlar başlatıyor. – Bir şeyi daha özellikle belirtmek gerekiyor: Bu gösteriler bile, tamamen barışçıl gösteriler. Herhangi bir taşkınlık, şiddet kullanma yok. İnsanlar sadece slogan atıyorlar, adalet isteyen sloganlar. – 5 Temmuz günkü ilk gösteri öğleden sonra saat 15:00 civarında başlıyor ve 10 bin kişi katılıyor. Takip eden saatler içinde Urumçi’nin 4 – 5 ayrı noktasında farklı farklı yürüyüşler düzenleniyor. – Sonra polisler ve askerler, panzerlerle ve hatta helikopterlerle saldırıya geçiyor. Barışçı bir şekilde gösteri yapan, hiçbir şiddet girişiminde bulunmayan ve sadece slogan atan kalabalıkların üzerine ateş açıyorlar. Kanlı bir müdahalede bulunuyorlar. Bu kargaşa ortamı, tâ ertesi günün sabahına kadar sürüyor. – Bir gün sonra, 6 Temmuz, Han Çinlileri kalabalık bir şekilde ellerinde kürekler, sopalar, bıçaklar ve baltalarla saldırıya geçiyor. Hanlılar da Uygurlar’a saldırıyor. – Urumçi nüfûsunun % 75’i Hanlı, % 12’si ise Uygur’dur. – Çin devleti sanki insanlar biribirlerini daha çok boğazlasın diye, iki halk arasındaki çatışmalar başladığı gün, Urumçi’den diğer kentlere şehirlerarası otobüs seferlerini kaldırıyor; telefon bağlantılarını kesiyor. – Uygurlar kendilerini savunmak için aynı şiddette cevap veriyorlar. Zira burası Urumçi. Buradaki Uygurlar, binlerce kilometre ötede, gurbette saldırıya uğrayan bir avuç Uygur gibi savunmasız değil. – Olay tam bir toplumsal boğazlaşmaya, bir meydan muharebesine dönüşüyor. Hanlılar Uygurlar’ı nerde görseler öldürüyorlar, Uygurlar da Hanlılar’ı nerde görseler öldürüyorlar. – Bu katliamda Hanlılar hiçbir insanî ve ahlakî kural tanımıyor. Anne babalarının elinden Uygur çocuklarını alıp götürüyorlar, onların gözleri önünde bebekleri tekmeliyorlar, öldürüyorlar. Kardeşlerin gözü önünde kızlara tecavüz ediyorlar, tecavüz ettikleri kızların başlarını gövdelerinden ayırıp kellelerini ağaçlara asıyorlar. Bu akıl almaz olaylardan sadece dünya medyasına da yansıyan bir tanesi bile, orada neler yaşandığını anlatmaya yetecektir: Bir ilkokulda, Hanlı öğretmenin, kendi öğrencisi olan iki Uygur çocuğuna tecavüz ettiği medyada da yer aldı. – Olaylar kısa sürede duyuluyor ve gösteriler Doğu Türkistan’ın diğer kentlerine de sıçrıyor. – Başta Kaşgar olmak üzere Xotan, Uğulca, Qeremay gibi kentlerde halk sokaklara dökülüyor. – Gösterilerin merkezi Urumçi ve dış dünyaya yansıyan gösteriler de sadece bu şehirden. Fakat olaylar sadece bu şehirle sınırlı değil. Kaşgar’da daha büyük olaylar oluyor. O ilk saldırıya uğrayan işçilerin akrabalarının yaşadığı Kaşgar’da yaşanıyor asıl olaylar. Orda daha büyük katliamlar yapılıyor. Fakat dünya kamuoyu sadece Urumçi’den bahsediyor. Zira medya sadece buraya ulaşabiliyor. – Çin devleti toplam ölü sayısını 186 olarak açıklıyor; sonra bu sayıyı 192’ye çıkarıyor. Gerçekte toplam 3 binden fazla insan hayatını kaybetti. Sadece Urumçi’de 1000’den fazla insan şehîd edildi ki, bunların büyük çoğunluğu kadın. – Çin devleti ölü sayısını az göstermek için birçok cesedi yaktı. Bunu bile yaptı. – Olaylardan dolayı 2 bin yaralı var ve bunların tedavileri yapılmıyor, ilaç bile verilmiyor. – Olaylarla bağlantılı olarak 5 bin Uygur hapse atıldı. Bu kişiler “siyasî suçtan” dolayı yargılanacaklar ve bu suçun Çin’de sadece bir cezası vardır: İdam. Menbe: http://haksozhaber.net/author_article_detail.php?authorId=13 Posted by UYGHURISTAN at 6:38 PM Tuesday, July 21, 2009 Doğu Türkistan Gerçeği! Rabiye Kadir Tibet davasını ve onun lideri Dalai Lamayı örnek alarak silahsız mücadele yöntemini benimsemiş ve her türlü terör harekatını kesinlikle dışlamıştır.kaynak: http://www.kerkukfeneri.com Türkiye ve Türk Dünyası Haberleri 21 Temmuz 2009, 17:03 abdullahortac Paylaşın (haberler 5 dk. arayla güncellenir) Türksam Başkanı Sinan Oğan,Doğu Türkistan’da Son günlerde Meydana gelen ve Yüzlerce Uygur Türkünün ölümü ve binlerce kişinin yaralanması ve tutuklanması ile sonuçlanan olayları Değerlendirdi.Türksam Başkanı Oğan’ın Yazsı Şöyle: ‘’Çin’e bağlı Uygur Özerk bölgesinde son günlerde yaşanan kargaşa ve Uygur Türklerine uygulanan asimilasyon ve katliamlar bu bölgenin dünyanın ve Türkiye’nin gündemine gelmesine sebep olmuştur. Kaşgarlı Mahmut, Yusuf Has Hacip gibi ünlü Türk düşünürlerin doğup büyüdükleri yer olan ve aynı zamanda Türklerin tarihi anavatanı olan bu bölge 1949 yılından beri Çin’in işgali altındadır. Doğu Türkistan bölgesi ancak bu son yaşanan olaylarla Türkiye’nin gündemine girdiği için Türkiye’de bu konuda bilgi eksikliği olduğu ve terminolojinin yanlış kullanıldığı görülmüştür. Öyle ki, Dışişleri Bakanlığımızın da yapmış olduğu ilk açıklamalarda bölgenin hassas dengelerini ve Uygur Türklerinin isteklerini çok fazla dikkate almadığı ancak daha sonraki açıklamalarda bu eksikliğin giderildiği görülmüştür. Öncelikle bölgenin isminin doğru kullanılması gerekmektedir. Bölgenin tarihsel ve doğru adı Doğu Türkistan’dır. Bölgede yaşayan insanlar Uygur Türkleri’dir. Bölge ise bugün Çin’e bağlı Uygur Özerk Bölgesidir. Bölgede yaşayan diğer etnik grup ise Çinlidir. Doğu Türkistan Çin’in stratejik olarak en önemli bölgelerinden birisidir. Çin’in batısında yer alan Uygur bölgesi Türkiye’nin iki buçuk katı ve Fransa’nın yaklaşık üç katı büyüklüğünde alana sahiptir. Bu bölge zengin yer altı ve yer üstü kaynaklarına sahiptir. Aynı zamanda Batı Türkistan’dan (Orta Asya) Çin’e giden enerji hatlarının da geçiş güzergahıdır. Günümüzde Doğu Türkistan’da en büyüğü Uygurlar olmak üzere, çok sayıda Türk toplulukları ve diğer milliyetten halk bir arada yaşamaktadır. Sağlıklı bir veri olmamakla birlikte bugün toplam nüfusun 20 milyon olduğu ve bu nüfusun ise yaklaşık 12 milyonunun Türk olduğu düşünülmektedir. 1993 nüfus sayımına göre bölgenin toplam nüfusu 16.052.648 kişidir. Bu nüfusun yüzde 62’sini oluşturan 10.015.948 kişi Türk kökenlidir. Nüfus istatistiklerindeki büyük farkların sebebi, Çin yönetiminin iki çocuktan fazlasına izin vermemesi ve fazla olan bireylerin resmi sıfatla tanınmamasıdır. Doğu Türkistan’daki doğum oranının Çin’in diğer bölgelerine göre fazla olmasından dolayı yönetim, iki çocuk haricindeki vatandaşlarını istatistiklere dahil etmemekle birlikte, her türlü vatandaşlık haklarından mahrum bırakmaktadır. Doğu Türkistan’da Yaşanan Olaylar ve Sebepleri Doğu Türkistan’da (“Sincan”-Uygur Özerk Bölgesi) 5 Temmuz 2009 tarihinde başlayan ve azalma eğilimi gösterse de bugün hala devam eden olaylar aslında bir fabrikada işçiler arasında başlayan hadiseler olmaktan çok uzaktır. Dünyanın en kalabalık nüfusuna sahip ülkesi olan ve birçok ülkeyi nüfusu ile tehdit eden Çin kendi içerisinde tam bir homojen yapıya sahip değildir. Yıllardır uyguladığı baskı politikalarına rağmen tam bir başarı sağlayamadığı Doğu Türkistan bölgesinde sonradan yerleştirilen Çinli nüfus ile yerel Uygur Türkleri arasında tansiyon yıllardan beri yüksekti ve çatışma potansiyeli barındırıyordu. Zaman zaman iki etnik unsur arasında çeşitli sebeplerle patlak veren çatışmalar Çin yönetimi tarafından sert bir şekilde bastırılmakta ve büyümesine izin verilmemekteydi. Son olarak ilginç bir tesadüfle Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Çin ziyareti esnasında Çin iç eyaletlerinden Guandong’un Şao Güan şehrindeki bir oyuncak fabrikasında zorunlu işçi olarak götürülen Doğu Türkistanlı Uygurlar ile Çinliler arasında çıkan çatışma bir anda etnik bir karakter kazanmış ve 2 Uygur Türkü dövülerek öldürülmüştü. 5 Temmuz 2009 günü Uygur üniversite öğrencilerinin önderliğinde Doğu Türkistan’ın başkenti Urumçi’de toplanan ve öldürülen Uygur Türkleri’nin faillerinin bulunmasını talep eden gösterilerin Çin güvenlik güçleri ve yerel Çin nüfusu tarafından bastırılma girişimi neticesinde çatışmalar çıkmış ve çoğunluğu Uygur Türkleri olmak üzere resmi rakamlara göre 186, bölgeden gelen haberlere göre ise çok daha fazla can kaybı olmuş ve yüzlerce yaralı vardır. Tutuklananların sayısı ise binlerle ifade edilmektedir. Urumçi’de yaşanan olaylar aslında 20 yıl önce Tiananmen Meydanı’nda yaşananlardan bu yana Çin’de görülen en büyük çatışma olmuştur. Çin hükümeti olayları yurtdışındaki ayrılıkçı Dünya Uygur Kongresinin başlattığını ve Kongre Başkanı Rabiye Kadir’in doğrudan sorumlu olduğunu ileri sürmektedir. Dünya Uygur Kongresi yetkilileri ise iddiaları reddederek olayların hükümetin politikalarına ve ekonomik imkanların Çinlilerinin elinde olmasına karşı biriken öfkenin sonucu olduğunu açıklamıştır. Olaylar başladıktan sonra dünyaya bölgede yaşanan olayları aksettirmemek için başta cep telefonu hizmeti olmak üzere internet ve diğer iletişim araçlarına erişim kesilmiştir. Yüzlerce kişinin de gözaltına alındığı bildirmiştir. Çin’in bu hadiselerde birinci derecede yine dış güçleri sorumlu tutmuştur. Ekonomik olarak giderek devleşen, askeri olarak güçlenen Çin’in birincil dereceli “yumuşak karnı” olan Doğu Türkistan bölgesi elbette ki, Çin ile rekabet halindeki ülkelerin kullanmak isteyeceği bir koz olabilir. Ancak şu hususun da unutulmaması gerekir ki, Doğu Türkistan iç dinamikleri sebebiyle büyük bir çatışma potansiyeli taşımaktadır. Çin’in yıllardır uyguladığı asimilasyon politikaları Uygur Türklerini patlama noktasına getirmiştir. İran’da yaşanan olaylar değerlendirilirken benzer bir kolaycı yaklaşım sergilenmiş ve bu olayların “kökü” dışarıda aranmıştı. Ancak içeride altyapısı olmayan herhangi bir olayın dışarıdan tetiklenmesi çok kolay bir hadise değildir ve özellikle de Doğu Türkistan bölgesi kendi iç dinamiklerine sahiptir. Bu dinamikler Çin tarafından baskı altına alındıkça çatışma potansiyeli daha da artacaktır. Bugün Uygur Türklerinin en önemli sorunları şunlar olarak sıralanabilir: İşsizlik, Kendi dillerinde eğitim yapılamaması, Dini ve milli vecibelerini yerine getirmede sorunlar yaşanması, Bölgeye etnik Çinlilerin göç ettirilmesi, Doğu Türkistan’ın önemli zenginliklerinin Çinlilere kullandırılması ve Doğu Türkistan’a bu kaynaklardan pay verilmemesi, Uygur Türklerinin genç nüfusunun Çin’in içlerine çalıştırma bahanesiyle götürülerek eritilmeye çalışılması, Yeniden şehirleşme çalışması yapılması bahanesiyle tarihi Türk varlıklarının yok edilmesi Doğu Türkistan’dan Yükselen İtirazı Çin Nüfusu İle Bastırma Politikası Doğu Türkistan’da 5 Temmuz 2009 tarihinde başlayan ve yer yer devam eden olaylar esnasında Çin farklı bir bastırma politikası denemiştir. Dünya basınına etnik çatışma şeklinde yansıyan olaylar aslında bir etnik çatışmadan ziyade Çin’in Uygur Türklerini Çin nüfusu ile bastırma politikasıdır. Doğu Türkistan’a sonradan yerleştirilen Çin etnik nüfusu ile Uygur Türkleri arasında aslında aman zaman sorunlar yaşanmaktaydı. Ancak olaylar hiçbir zaman bu boyuttaki bir çatışmaya dönüşmemişti. Bu defa hadiselerin iki kesim arasında çatışmaya dönüşmesi Pekin yönetiminin yönlendirmesiyle olmuştur. Zira bölgede Çin’e ait büyük bir kolordu mevcuttur ve bölgedeki Çin güvenlik güçleri aslında bu tür olayları anında bastırma kabiliyetine sahiptir. Pekin yönetimi isteseydi bu olayları ilk gün bastırabilirdi. Ama ilk üç gün (en çok kaybın verildiği) Çin güvenlik güçleri yaşanan çatışmaları sadece seyretmekle yetinmiş, el altından çatışan Çinlileri desteklemiştir. Doğu Türkistanlılara saldıran Çinliler ise gerek yaş ortalaması ve gerekse de kullandıkları tek tip sopa, demir çubuk ve kesici aletler ile tek bir merkezden yönlendirilmiş paramiliter güç görüntüsü sergilemiştir. Bütün bu gerekçeler şunu göstermiştir ki, Çin yönetimi aslında Uygur Türklerini Çin nüfusu ile bastırarak Uygurların bilinçaltında daha büyük bir travma yaratmak ve o bölgenin asıl sahibinin Çinliler olduğunu göstermektedir. Hem Uygurların Çin güvenlik güçleri karşısında zaiyat vermesi Çin’i uluslararası arenada güç durumda bırakma ihtimali var iken, Uygur Türkleri ile Çinliler arasındaki çatışmada meydana gelebilecek zaiyattan Pekin yönetimi kendisini kolaylıkla sıyırabilecektir. Dolayısıyla Çin bu tür olaylarda elindeki en büyük silah olan nüfusu kullanmıştır. Çin ile İlişkilerimizin Bozulması Riski ve Boykot Çağrıları Doğu Türkistan’da yaşanan hadiselere tepki verme konusunda Türkiye’de ilk dönemde bir şaşkınlık ve kararsızlık olduğu gözlemlenmiştir. Bunu en büyük sebeplerinden birisi Türkiye’nin bu konularda yeterli hazırlığının olmaması ve olası senaryolar üzerinde önceden çalışılmamış olmasıdır. Türkiye maalesef bu tür hadiseleri önceden çalışamamaktadır ve yaşanan olaylara belirli bir süre geçtikten sonra tepkisel bir refleks ile cevap vermektedir. Dolayısıyla da olayların başlamasının ertesi günü Dışişleri Bakanlığımızdan yapılan açıklama son derece cılız, Çin’i ürkütmekten çekinen ve dünyanın herhangi bir bölgesinde, herhangi bir milletine karşı yapılan zulme verilebilecek tepkiden öteye geçememiştir. Ancak belirli bir süre geçtikten sonra normal tepkiler verilebilmiştir. Hatta her olay karşısında yapılan klasik “sorumlular bulunsun” açıklaması Çin tarafından zaten sorumlular Uygur Türkleri olarak gösterildiği için bu açıklama Çin basınına “Türkiye bu olaylardan sorumlu Uygur Türklerinin bulunarak cezalandırılmasını istiyor” şeklinde yansımıştır. Aradan belirli bir süre geçtikten ve olaylar yatıştıktan sonra hem Dışişleri Bakanlığının açıklamaları olması gereken seviyeye ulaşmış ve hem de başta Başbakan Erdoğan olmak üzere diğer ilgili kişilerin açıklamaları gelmiştir. Bütün bu hadiseler aslında Türkiye ile Çin ilişkilerinin bozulması ihtimalini gündeme getirmiştir. Türkiye ile Çin arasında yaşanan sorunlar iki ülke ilişkilerini ister istemez belirli bir sıkıntıya sokacaktır. Bu notada bazı temel veri ve vurgulardan hareket etmek gerekmektedir. Bazı çevrelerde Çin’in çok büyük bir ülke olduğu ve Türkiye’nin Çin’e karşı girişimlerinin başarısız olmaya mahkum olduğu savından hareketle herhangi bir girişimde bulunmanın anlamsızlığı vurgulanmaktadır. Her şeyden önce şu hususun vurgulanması gerekir ki, Türkiye de büyük bir ülkedir ve Türkiye’nin samimi olarak giriştiği birçok olaydan netice alması olasıdır. Diğer taraftan başta Doğu Türkistan Türkleri olmak üzere dünyanın birçok bölgesinde başta Türk ve Müslüman topluluklar ve diğer bazı toplulukların gözü ve ümidi Türkiye’nin üzerindedir. Türkiye’nin netice almasa bile bu kesimlerin hakkını savunma girişimleri dahi son derece önemlidir ve bu kesimlere manevi destek olarak yansımaktadır. Bu sebeple bazı durumlarda netice alınmayacağı bilinse dahi Türkiye kendisine yüklenen tarihsel misyonu doğru bir şekilde kullanmalı ve Doğu Türkistan olayında olduğu gibi bu kesimlerin haklarını ve hukuklarını uluslararası kurallar çerçevesinde savunmalıdır. Diğer taraftan Çin ile ilişkilerin bozulmasının olası zararlarının ve ilişkilerin olası bozulmasından hangi ülkenin daha zararlı çıkacağının da hesabının yapılması gerekmektedir. Bu tür durumlarda ilişkilerde ilk bakılacak noktaların başında ekonomik ilişkiler gelmektedir. Çin ile ekonomik ve ticari ilişkilerimizin hacmi yaklaşık 17 milyar dolardır. Bu miktarın 15.5 milyar doları bizim Çin’den ithalatımız ve ancak 1.5 milyar doları ise Çin’e ihracatımız oluşturmaktadır. Demek ki, Çin ile ekonomik ve ticari ilişkilerimizde Çin lehine bir açık söz konusudur. Bu durumda Çin ile ilişkilerimizin bozulmasından esas zarar görecek olan Türkiye değil, Çin’dir. Hem Çin ile ekonomik yapımız birbirine benzemektedir. Dolayısıyla da Çin’de üretilen ve bizim ithal ettiğimiz ürünlerin birçoğu Türkiye’de üretilebilir. Ekonomik krizin etkilediği Türkiye’de bu durum Türkiye için bir avantaj dahi olabilir. Siyasi ilişkilerimizin bozulmasının Türkiye’ye ne gibi zararları olacağının da belirlenmesi gerekmektedir. Çin küresel sistemde güçlü bir ülkedir, büyük bir ekonomik güçtür. Çin aynı zamanda BM Güvenlik Konseyi’nin veto yetkisine sahip beş daimi üyesinden birisidir. Şimdiye kadar Çin’in bu yetkisini genelde Türkiye lehine kullanmadığı görülmüştür. Özellikle Kıbrıs konusu başta olmak üzere Türkiye ile ilgili konular gündeme geldiğinde Çin çekimser kalmış ve/veya Türkiye aleyhine tavır takınmıştır. Bu sebeple de Çin ile ilişkilerimizin bozulması sebebiyle olağanüstü yeni bir durum yaşanmayacak ve Çin daha önceki tavrını yine sürdürecektir. Askeri ilişkilerimize bakacak olursak da yine çok büyük kaybımız olmayacaktır. Bazı füze teknolojileri aldığımız Çin’den bu ilişkilerimizin bozulması durumunda Çin bu işten ekonomik olarak zarar görecektir. Türkiye ise bu teknolojileri ikame edebilecek kabiliyettedir. Çin Mallarına Boykot Ne Kadar Gerçekçidir? Türkiye’de ilişkilerimizin bozulduğu ve/veya Türkiye tezlerine açıkça karşı gelen, Türkiye’ye hasmane tavır içerisinde bulunan, aynı şekilde Türk dünyasında açıkça insan hakları ihlallerine girişen ülkelere karşı zaman zaman boykot çağrıları yapılmaktadır. Bu boykotların bir kısmının arkasında hükümet yer alırken, bazı girişimler Sivil Toplum Kuruluşları tarafından yürütülmektedir. Örneğin 1915 yılı olaylarını bahane ederek Türkiye’ye karşı “soykırım” suçlamasında bulunan Fransa’ya karşı, Terör örgütü elebaşına kucak açtığı için İtalya’ya, Gazze’de Filistin’lilere karşı yaptığı saldırılar üzerine İsrail’e karşı, yine geçmişte Kıbrıs meselesi sebebiyle Yunanistan mallarına karşı ve diğer bazı ülkelere karşı “boykot” girişimlerinde bulunulmuş ancak kısa bir sür sonra bu tür girişimlerin unutulduğu ve ciddi bir netice elde edilemediği görülmüştür. Bugün Doğu Türkistan’da yaşanan hadiseler sonrasında da Çin mallarına boykot konusu gündeme gelmiştir. Konunun çeşitli çevrelerde gündeme gelmesi ve Ticaret ve Sanayi Bakanı Nihat Ergün tarafından da önce dile getirilip ardından “bu benim kişisel fikrimdir” demesi bu konuda net bir fikrin ortada olmadığını göstermiştir. Ayrıca Dünya Ticaret Örgütü üyesi Türkiye’nin de boykotu açık bir şekilde uygulaması çok olası değildir. Bunu ancak bazı kısıtlamalar çerçevesinde yapabilir. Yukarıda sayılan bütün gerekçelere rağmen Türkiye Çin malı kullanımında bazı kısıtlamalara gidebilir. Bu hükümet düzeyinde bir çalışmadan ziyade hükümetin örtülü desteği ile Sivil Toplum Kuruluşları vasıtasıyla yapılabilir. Çin üretimi bir ürünü diğerlerinden nasıl ayrıt edebiliriz. Öncelikle kalitesinden ayrıt etmek mümkündür. Zira Çin malı ürünler genel itibarıyla kalitesiz ve ucuz ürünlerdir. Diğer taraftan bazı işaretler bu ürünlerin Çin’de üretildiğini göstermektedir. Örneğin aldığımız ürünlerin üzerinde “Made in China”, “Product of China”, “Çin Malı”, “Made in PRC” gibi ibareler yer alıyorsa bu ürünler Çin malıdır. Eğer bu ibareler yer almıyorsa bu durumda ürünün barkodunu okumak gerekir. Barkodun en başındaki ilk iki ya da üç rakam, ürünün hangi ülkeden geldiğini göstermektedir. Eğer ürün barkodunda “690-691-692” rakamlarından birisi yer alıyor ise bu takdirde ürünler Çin malı demektir. Doğu Türkistan’ın “Özerk” Yapısı Çin Doğu Türkistan’ı işgal ettikten sonra bu bölgeye “Şincan” adını vermiştir. “Şincan” ismi Çince’de “yeni kazanılmış bölge” anlamına gelmektedir. Çin Anayasası, Doğu Türkistan’ı özerk bölge olarak tanımakta ve bölge halkının kendi dilini kullanma serbestisi vermektedir. Ancak anayasada Uygur dilinin Çince ile birlikte resmi dil olarak kullanılacağı hususu gösterilmiş olmasına rağmen bugün “Sincan” Uygur Özer Bölgesinde yaşayan Uygur Türkleri kendi dillerini rahatça kullanamamakta, kendi dillerinde eğitim görememekte ve kendi dini-milli vecibelerini rahatça yerine getirmeleri engellenmektedir. Özellikle Ekim 2003’ten itibaren de bütün resmi okullarda Uygurca yasaklanmış, Uygurca kariyer yapmış bütün eğitimciler, profesörler ve yazarları görevlerinden alınmıştır. Bu insanlar ise temizlikçi, çöpçü gibi yardımcı işlerde çalıştırılmaktadır. Aynı şekilde anayasada yer alan “Özerklik” kavramı da sözde kalmakta Doğu Türkistan Pekin yönetiminin atadığı Çin Komünist Partisi bölge sekreteri tarafından yönetilmektedir. 11 Eylül Sonrası Uygur Türkleri ve Çin’in Asimilasyon Politikaları 11 Eylül 2001 tarihinde ABD’de Dünya Ticaret Merkezi’ne yapılan saldırılar ve sonrasında yaşanan gelişmeler Batılı zihinlerde yeni bir “düşman” yaratmış ve birçok Batılı için İslam dini terörü çağrıştırır hale gelmiştir. 11 Eylül saldırıları sonrasında Irak ve Afganistan’a yapılan müdahaleler ve sonrasında ABD tarafından özellikle Afganistan’da başlatılan “Radikal İslamcı Terörist” avı sonrasında bazı Uygur Türklerinin de Guantanamo’da tutulması Çin’in eline bulunmaz bir fırsat verdi ve Doğu Türkistan’da yükselen her türlü itiraz sesi batılılarla aynı telden suçlamalarla Radikal İslamcı Terörist” suçlamasıyla kesildi. 11 Eylül sonrasında Çin farklı politika uygulamalarına da girişmiştir. Bir taraftan Uygur teşkilatları (özellikle yurtdışındaki) El Kaide ve Taliban gibi terör örgütleri ile ilişkili gösterilmeye çalışılmış ve hatta bazıları da ABD tarafından terör örgütü listesine alınmıştı. Çin BM ve diğer küresel kuruluşlardaki ağırlığını da kullanmaktaydı. İçeride ise Uygur çocuklar “Şincan Sınıfı” adlı bir program çerçevesinde Çin’in iç bölgelerine götürülerek asimle edilmeye başlanmıştır. Çin bu bölgede Çin etnik nüfusunu artırmak ve bölgedeki nüfus hakimiyetini ele geçirmek için uzun zamandır iki yönlü politikalar izlemektedir. Bir yandan bölgeye yoğun bir Çin nüfusu göçü gerçekleştirirken özellikle de 2003 yılından beri “İşgücü fazlasını başka bölgelere yönlendirme” politikası çerçevesinde buradaki Uygur Türkleri (özellikle genç nüfus götürülmektedir) Çin’in iç bölgelerine taşınarak genel nüfus içerisinde eritilmek istenmektedir. Çin’in uyguladığı bu asimilasyon politikası ile genç Uygur nüfusunun iş bulma vaadi ile Çin’in iç bölgelerine taşınması ve Çin genel nüfusu içerisinde asimile edilmesidir. Özellikle 16-25 yaş arası Uygur kızlarını Doğu Türkistan’dan alıp daha iyi eğitim, daha iyi iş imkanı adı altında, Çin’in iç bölgelerine götürülmesi asimilasyon politikalarının en göze çarpanı olmuştur. 1 Haziran 2006’dan itibaren uygulanan bu politika ile 240 bin Uygur kızı Çin’in iç bölgelerine taşınmıştır. Çin’in bu program çerçevesinde 1 milyon Uyur kızını Çin’in diğer bölgelerine götürmeği hedeflediği bildirilmektedir. Dünya Uygur Kongresi Başkanı Rabiye Kadir[1] Çin’in Doğu Türkistan’da yaşayan Uygur Türklerine karşı sürdürdüğü asimilasyon ve baskı politikalarına karşı büyük bir mücadele sürdüren Dünya Uygur Kongresi Başkanı Rabiye Kadir Batıda uzun bir süreden beri tanınıyor olmasına rağmen Türkiye’de bu son hadiselerle beraber tanınmaya başlamıştır. Bu sebeple de Dünya Uygur Kongresi Başkanı Rabiye Kadir’in daha detaylı incelenmesi ve Türkiye’de daha yakından tanınması gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Pekin yönetiminin Doğu Türkistan’da yaşanan olayların sorumlu olarak gösterdiği Dünya Uygur Kongresi Başkanı Rabiye Kadir 21 Ocak 1947 yılında Doğu Türkistan’da dünyaya gelmiştir. Fakir bir ailede büyüyen Kadir çocuk yaşta iş hayatına atıldı. Önceleri sinema salonlarında çekirdek satmayla iş dünyasına adım atan Rabiye Kadir, çamaşır işine girdi. Ardından süpermarket açan ve kısa süre zarfında marketler zincirine sahip olan Rabiye Kadir kendi işyerlerinde Uygur Türklerini çalıştırmayı tercih etti. Çin’in her bölgede zengin işadamları ve girişimciler yaratma politikası sayesinde Rabiye Kadir Çin hükümetinden aldığı kredileri son derece akıllı yatırımlara kullandı. Kısa süre zarfında çalışmaları Doğu Türkistan sınırlarını aşarak Çin genelinde tanınan başarılı bir iş kadını olarak ünlendi. Rabiye Kadir iş dünyasında büyüdükçe Uygur Türklerini etrafında toplamaya başladı. İşçilerine eğitim verdi. Urumçi’de, Müslüman kadınları iş hayatına kazandırmak için, ‘Bin Ana Projesi’ni yürüttü. Çin yönetimi, azınlıklar arasından çıkan, ‘en başarılı kadın’ diye onu örnek gösterdi. İş hayatında kısa sürede büyük başarı sağlayan Rabiye Kadir Sincan-Uygur Ticaret odasının başkanı seçilmiş ve 1992 yılında Milli Halk Kongresi’nin üyesi olmuştur. Kısa süre sonra da kadın haklarının savunucusu olarak Çin Hükümetinin delegasyonuna alınmış ve 1995 yılında BM’nin Pekin’de gerçekleştirdiği Dünya Kadınlar Konferansına katılmıştır. 1995-1997 yıllarında Çin yönetimine danışmanlık yapmıştır. Uygur kadınlarının kendi işlerini kurmasını destekleyen bir yardım kampanyasını yönetti. Forbes Dergisi, Rabiye Kadir’i 1994′te Çin’in en zengin 10 ismi arasında gösterdi. 1978 yılında, Sıddık Hacı Ruzi ile evlenmiştir. Bu evliliğinden 3 çocuk sahibi olmuştur. Ayrıca Sıddık Hacı Ruzi 2 çocuk ta evlatlık edinmişlerdir. Rabiye Kadir’in Çin yönetimi ile arasının bozulması daha sonra boşandığı eski eşi Ruzi’nin 1996′da ABD’ye sığınması ile açılmıştır. Rabiye Kadir 1993’ten 1997’ye kadar Çin Halk Kongresi’nde çalışmıştır. 1997 yılında Halk Kongresi’nde yaptığı bir konuşmada Çin Hükümetinin Sincan-Uygur politikasını çok sert eleştirmiş ve bu yüzden kısa süre sonra Halk Kongresinden çıkarılmıştır. Rabiye Kadir aynı yılda (1997) kadın haklarını ve kadınların meslek dünyasındaki imkânlarını genişletmek için mücadele amacı ile Bin-Analar-Harekatını kurmuştur. Rabiye Kadir’in yeniden siyaset yapma istekleri Pekin yönetimi tarafından geri çevrilmiştir. Doğu Türkistan’da çıkan bazı yerel gazete küpürlerini ABD’de yaşayan ve Özgür Asya Radyosu’nda çalışan eski eşine göndermek ve ABD’li delegelerle görüşmesi “ulusal güvenliği tehlikeye atma” suçlamasına maruz kalmasına sebep oldu. Rabiye Kadir bu suçlamalarla 1999 yılında gözaltına alındı ve Mart 2000’de yapılan mahkemede sekiz yıl hapis cezasına çarptırıldı. 6 yıl hapis yattıktan sonra Uluslararası Af Örgütü başta olmak üzere, birçok insan hakları kuruluşunun aktif çabası neticesinde ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’ın, Pekin ziyareti öncesinde, serbest bırakılarak tedavi için ABD’ye gitmesine izin verildi. ABD’de Uygur Türklerinin davasına sahip çıkan Rabiye Kadir bu yönde çalışmalara başladı. Çin Rabiye Kadir’in çalışmalarından rahatsız oldu ve Kadir’i Çin’in “devlet düşmanı” ilan etti. Hatta Çin’in bir suikast girişiminden yaralı olarak kurtulduğu ileri sürüldü. Çin’in bütün engelleme girişimlerine rağmen Rabiye Kadir 2004 yılında, Norveç tarafından ‘Thorolf-Rafto Barış Ödülü’ne layık görüldü. Ardından 2006 yılında Nobel Barış ödülüne aday gösterildi. Eylül 2005’te Washington’da Uluslararası Uygur İnsan Hakları ve Demokrasi Kuruluşunu kurdu. 2006 yılında Washington temelli Uygur Amerikan Derneği’nin başkanı seçildi. Kasım 2006’da 2006 yılında Münih’te kurulan Dünya Uygurlar Kongresi başkanı seçildi. İkinci kez evlenen Rabiye Kadir’in 11 çocuğu var. Çocuklarının beşi hala Çin’de tutulmakta ve gizli servis tarafından izlenmektedir. İki oğlu ise halen Urumçi’de hapistedir! Rabiye Kadir Tibet davasını ve onun lideri Dalai Lama’yı örnek alarak silahsız mücadele yöntemini benimsemiş ve her türlü terör harekatını kesinlikle dışlamıştır. Rabiye Kadir iki kez Türkiye’den vize talebinde bulundu fakat 1998 yılında başbakan olan Mesut Yılmaz’ın imzaladığı bir kararname ile “Türkiye’ye girmesi tehlikeli” diye geri kabul edilmedi. Türk basınına bu konudaki sitemlerinin yansımasından sonra Kadir’in vize başvurusunun kabul edileceği açıklandı.’’denildi. Menbe: http://www.kerkukfeneri.com/haber_detay.asp?haberID=1265 Posted by UYGHURISTAN at 8:15 PM Friday, July 24, 2009 Doğu Türkistan’da Yaşanan Olayların Sebebi ve Sonuçları Sinan OĞAN TÜRKSAM Başkanı Çin’e bağlı Uygur Özerk bölgesinde son günlerde yaşanan kargaşa ve Uygur Türklerine uygulanan asimilasyon ve katliamlar bu bölgenin dünyanın ve Türkiye’nin gündemine gelmesine sebep olmuştur. Kaşgarlı Mahmut, Yusuf Has Hacip gibi ünlü Türk düşünürlerin doğup büyüdükleri yer olan ve aynı zamanda Türklerin tarihi anavatanı olan bu bölge 1949 yılından beri Çin’in işgali altındadır. Doğu Türkistan bölgesi ancak bu son yaşanan olaylarla Türkiye’nin gündemine girdiği için Türkiye’de bu konuda bilgi eksikliği olduğu ve terminolojinin yanlış kullanıldığı görülmüştür. Öyle ki, Dışişleri Bakanlığımızın da yapmış olduğu ilk açıklamalarda bölgenin hassas dengelerini ve Uygur Türklerinin isteklerini çok fazla dikkate almadığı ancak daha sonraki açıklamalarda bu eksikliğin giderildiği görülmüştür. Öncelikle bölgenin isminin doğru kullanılması gerekmektedir. Bölgenin tarihsel ve doğru adı Doğu Türkistan’dır. Bölgede yaşayan insanlar Uygur Türkleri’dir. Bölge ise bugün Çin’e bağlı Uygur Özerk Bölgesidir. Bölgede yaşayan diğer etnik grup ise Çinlidir. Doğu Türkistan Çin’in stratejik olarak en önemli bölgelerinden birisidir. Çin’in batısında yer alan Uygur bölgesi Türkiye’nin iki buçuk katı ve Fransa’nın yaklaşık üç katı büyüklüğünde alana sahiptir. Bu bölge zengin yer altı ve yer üstü kaynaklarına sahiptir. Aynı zamanda Batı Türkistan’dan (Orta Asya) Çin’e giden enerji hatlarının da geçiş
  8. Doğutürkistan Birliği Teşkilatinin Basın Bildirisi

    Çin Hükümeti sistematik anti demokratik baskıcı ve asimile politikaları sonucu 800 Uygur’ u zorla Guandong bölgesinde bulunan fabrikalara köle olarak göndermiştir. Zorla baskılar sonucu köle olarak çalışmaya zorlanan Uygurlar 26.06.2009 tarihinde 10 bin Çinli tarafından başlatılan soykırımla 100 den fazla Uygur linç edilerek öldürülmüş yüzlercesi ise ağır yaralanmıştır
    10 binlerce Uygur 05.07.2009, 06.07.2009 ve 07.07.2009 tarihlerinde 26.06.09 olaylarında öldürülen 150 ve 60 yıldır devam eden sistematik soykırımda çesitli yollarla öldürülen 15 milyon Uygur’a kastedilen zulmü Protesto etmek için Urumçi’ nin çeşitli bölgelerinde demokratik hakları olan yürüyüşler tertip etmişler, lakin savunmasız insanlara üstün askeri kuvettle karşılık veren Çin Hükümeti 05.07.2009’da 156, 06.07.2009’da 147 ve 07.07.2009’da 57 Uygur’ u katletmiştir.

    Çin Kamu Güvenliği Bakanı Meng Jianyhu yaptığı resmi açıklamada 150 kişinin öldüğü, 800 kişinin yaralandığını ve bin 400 kişinin ise tutuklandığını açıklamıştır. WUC’ un (World Uyghur Congress/Dünya Uygur Kongresi) araştırmalarına göre bin Uygur katledilmiş, bin 500 Uygur yaralanmış, üç bin Uygur ise tutuklanmış her geçen gün ise rakamlar katlanarak artmaktadır
    Çin Hükümeti resmi makamları tarafından Batılı Basına dağıtılan ve güya baskılara, şiddete, Devlet terörüne maruz kalan Uygurlar değil de Çinliler gibi lanse edilmektedir. Bizler sizlerden tarafsız olmanızı rica ediyor ve Çin Hükümetinin zulmüne ortak olmamanızı istirham ediyoruz. Zira Çinliler yaptıkları bu zulüm ve soykırıma kılıf aramaktadırlar, sizler hür dünyanın hür basını lütfen bunlara alet olmayınız.

    Urumçi Halk Meydanında bulunan Rabiya Kadeer alış veriş merkezi ve Porselen Fabrikasında ki protestolar kanlı olarak bastırılmıştır. Sizlerinde takip edebildiğiniz gibi Protestocular Hükümet, Asker ve Polis birliliklerince işkence edilerek, dövülerek ve öldürülerek susturulmaya çalışmışlardır. Hükümet Uygur halkına gözdağı vermek için asker ve polis sayısını artırmış ve sıkıyönetim ilan edilerek evinden dışarı çıkanlara vur emri vermiştir, şuan ise Doğu Türkistan’ da Savaş hali hâkimdir.

    05-9.07.2009 tarihinde Kaşkar, Gulja, Aksu ve Karamay şehirlerinde gerçekleştirilen protestolar Başkent Urumçi’ den dahada şiddetli olduğunu Çin Hükümeti kaynaklarınca belirtilmektedir. Bunların netıcesinde ise Çin Hükümeti ve İstihbarat Birlikleri tarafından Doğu Türkistan halkının dünyayla olan hertürlü bağlantısı kesilmiştir.

    Tüm bu olayları sakin ve sükunet içerisinde protesto eden Uygur halkına acımasızca Tank, Bomba, Savaş Uçakları Makineli- Tüfek ve Tabancalarla karşılık veren Çin Hükümetinin daha da geniş çaplı soykırım uygulamasından korkmaktayız.

    Biz Doğu Türkistan Birliği Teşkilatı olarak Hür ve Demokratik Dünyanın temsilcileri, İnsan Hakları Savunucuları, Birleşmiş Milletler, Uluslararası Af Örgütleri ve insanları olarak sizlerden rica ediyoruz; Bizleri Çin’ in Asker, Milis ve Polis baskısından, İdam edilmekten ve öldürülmekten kurtarın.

    Siz Demokratik Dünyanın temsilcileri, İnsan Hakları Savunucuları, Birleşmiş Milletler, Uluslar arası Af Örgütleri ve insanları olarak sizlerden rica ediyoruz Çin’e temsilciler göndererek yok edilmek istenen 5 bin senelik kültürü ve 60 yıldır sistematik soykırıma, vahşete dur deyin.

    Doğutürkistan Birliği Teşkilati

    Posted by UYGHURISTAN at 1:58 PM

  9. Monday, July 20, 2009
    Doğu Türkistan’da Çin’in Uyguladığı Soykırıma Karşı ayaklanma

    *Soykırım Doğu Türkistan Cumhuriyeti’nin 1949 yılındaki Çin istilası ile başladı. 60 yıl içinde yaklaşık 10 milyon (10.000.000) Uygur Türkü Çinliler’den farklı yöntemler ile öldürüldü.

    *5 milyondan fazla Uygur Türk’ü toplu katliam, 49 nükleer bombasının denemesi, idam, kararı olmadan hapise atılan ve sonra kayıp olanlar, işkence ile öldürülenler ve çok farklı yöntemler ile Uygur Türkleri katledildi.
    5 milyon Uygur Türk’ü zorlu kürtaj ile öldürüldü.

    *1949dan bu yana Doğu Türkistan’da İslam, Uygur Türkçesi ve Uygur Türk Kültür yok edilmeye çalışılıyor.

    *1,5 milyon Uygur Türk’ü ( Çoğu kız ve kadın) zorla Çin’e götürüldü, Çin gelirleri için bile aşırı düşük maaş verildi.. Bazıları ise köleliğe veya fuhuşa zorlandırıldı.

    *Çinin Guangdong Eyaletinde 26.06.2009 tarihinde Uygur Türklerini katliam ettiler. Çin Devletinin desteği ile 10,000 den fazla Çinli fabrikada kısmen köle olarak çalıştırılan 800 Uygur Türküne saldırdılar. Bunların çoğu bayan ve 80% çocuk ve gençler kızlardı. 100 den fazla Uygur Türk’ü öldürüldü ve yüzlercesi ağır yaralandı.

    *05-, o6-, 07-. Temmuz 2009 tarihinde gerçeklenen yürüyüşün asıl nedeni Doğu Türkistan’da gerçekleşen soykırım’dır ve 26.06.2009 gerçekleşen katliam diğer bir neden oldu.

    *ETIC’den aldığımız bilgilere göre, 1997 Barın olayında 600 Uygur Türk’ü yürüyüşe katılmıştı, 5 yıl içinde 8000 Uygur Türk’ü hapishanelere atıldı.

    *05., 06, 07. Temmuz 2009da Doğu Türkistan’ın Ürümçi şehirinde gerçekleşen yürüyüşte 10 bin (10,000 resmi Çince verilere) Uygur Türk’ü katıldı. Yürüyüş’te 1057 kişi ölmüdü ve 2000 kişi tutuklandı. ETIC haber merkesi 500 bin (500.000) Uygur Türkünün hapise altılmasından endişelendiğini bildirdi.

    *Çin hükümeti soykırım uygulamaktadır! Bu ise tüm ülkelerin, dinlerin ve halkların değerlerine aykırıdır.

    *Basından beklentilerimiz, bu olayı gündemde tutmalarıdır. Siyasetcilerden beklentilerimiz, Çin’e siyasi baskı uygulamaları. İnsanlardan beklentimiz, Çin ürünlerini boykot edilmesidir.

    Doguturkistan Birligi Teskilati
    Posted by UYGHURISTAN at 2:01 PM

  10. Tuesday, July 21, 2009
    Gözaltındaki Uygurlardan haber alınamıyor

    Uygur Türkleri, yaşanan kanlı olaylar sonrası Çin yönetiminin devam eden baskısına rağmen normal hayatlarına dönmeye çalışıyor. FOTOĞRAF: CİHAN, OSMAN EROL
    Uygur Bölgesi’nde tutuklananlardan bir daha haber alınamadığı ifade ediliyor. Çin basınının olayları tek taraflı göstermesinden yakınan UygurTürkleri, “Asıl zayiat bizde. Binlercesi öldü bizden. Askerler taradı evlerimizi. Kalabalığa ateş açtılar.” diyor. Han Çinlisi bir taksi şoförü isebölgeye son dönemde gelen Çinlileri suçlayarak “Eskiden burada yerleşmiş Hanlarla Uygurlar arasında sorun yoktu.” şeklinde konuşuyor.

    Çin’in Uygur Özerk Bölgesi’nin merkezi Urumçi’de 5 Temmuz’da patlak veren kanlı olayların ardından Uygur Türklerinin gergin bekleyişi sürüyor. Çinli haber kaynaklarının gerçekleri manipüle ettiğini belirten Uygurlar, en çok güvenlik güçlerinin gençleri tutuklamasından korkuyor. Çünkü götürülen Uygur, bir daha geri dönmüyor.

    Resmî rakamlara göre, en az 197 kişinin öldüğü olaylarla ilgili Uygurlarda korku ve endişe hakim. Sokaklardan Çince ve Uygurca anonslar yükseliyor. Askerlerin yaptığı bu anonslarda, Pekin’in olayların arkasındaki isim olarak gösterdiği Rabiye Kadir aleyhine sesler yükseliyor. Duvarlara asılan afişlerde, Çin yönetiminin ‘üç kötülük’ olarak nitelendirdiği, terörizm, ayrılıkçılık ve aşırı uçlarla mücadele etmek gerektiği belirtiliyor. Söz konusu afişlerdeki “Üç Kötülükle Mücadele Edelim”, “Vatanın Birliğini Koruyalım” ve “Etnik Gruplar Arasında Dayanışmayı Koruyalım” yazıları dikkat çekiyor. Camilerin duvarlarına da bu afişler asılmış.

    MEDYA HEP ÇİNLİ ÖLÜLERİ GÖSTERİYOR

    Yaralarını sarmaya çalışan Uygurlar, Çin medyasında hep Uygurların verdiği zararlar ile öldürülen Han Çinlilerinin gösterilmesinden yakınıyor. İsimlerinin yayımlanmasını istemeyen Uygurlar, Zaman’a verdikleri demeçlerde, “Asıl zayiat bizde. Binlercesi öldü bizden. Askerler taradı evlerimizi. Kalabalığa ateş açtılar. Neden bizlere verilen zarar ve öldürdükleri Uygurlarla ilgili en ufak bir haber yapılmıyor medyada? Sürekli Rabiye Kadir yaptı diyorlar. Bu olayları Kadir organize etseydi, saldırılar taş ve bıçakla olmazdı. Bomba ve silahlarla olurdu. Zayiat da daha fazla olurdu. Bu olaylar, Çin’in bize yıllardır yaptığı kötü uygulamalarının dışa vurmasıdır. İnsanlar öfkelerini yansıttı.” diyorlar.

    Urumçi’de taksi şoförlüğü yapan bir Han Çinlisi de, “Olaylar nasıl oldu, Uygurlara nasıl bakıyorsunuz?” şeklindeki sorumuza, “Ben de anlayamadım nasıl oldu. Eskiden burada yerleşmiş Hanlarla Uygurlar arasında sorun yoktu. Tepki, yeni gelenlere.” şeklinde cevap veriyor. Urumçi sakinlerinden bir Uygur, “Bizim Çinlilerle bir sorunumuz yok. Sorunumuz halkla değil, bize uygulanan kötü politikalarla.” diyor. Başına bir iş gelir korkusuyla fotoğrafa girmek, konuşmak ve kayıt altına alınmak istemiyor.

    Bir başka Uygur da, “Başbakanımız Wen Jiabao, acaba burada yaşananları biliyor mu? Devlet Başkanımız Hu Jintao’nun, gerçekten burada olup bitenlerden haberi var mı? Biz onlara güveniyoruz. Gelip bizleri görüp, yaşadıklarımızı dinleyebilecekler mi acaba? Sincan’ın Komünist Parti Sekreteri Wang Le Quan’in bizlere yaptıklarını keşke bilselerdi.” diye seslerini duyurmaya çalışıyor.

    Caddelerde ilerlerken, olayların başladığı Nanmen bölgesine geliyoruz. Trafiğe kapalı bu cadde de eski günlerini arıyor. 3 Uygur’un, Çin polisinin açtığı ateş sonucu öldüğü Ak Cami’ye geliyoruz. Bu cami açık tutuluyor. Her yerinde güvenlik kameraları var. Havadan askerî helikopterler geçiyor. Caddenin hemen her yerinde bulunan silahlı askerler, uzaktan bile olsa kameramızı görünce ‘çekmeyin!’ uyarısını yapıyor. Şehrin her yerinde olduğu gibi, caminin yanındaki duvarlara da Çin Komünist Parti Bölge Sekreteri Wang Lequan’ın olaylarla ilgili yaptığı konuşmanın metinleri asılmış.

    Bu caddedeki elbise pazarına varıyoruz. “İşler nasıl?” sorusuna esnafın cevabı, “Nasıl olsun ki? 7 Temmuz’da askerler burayı bastı. Herkesin kollarını bağlayarak karakola götürdü. Hiçbir şey sormadan bizi dövdüler. 24 saat sonra da bıraktılar.” oluyor. Devriye gezen polisler, özellikle Hanların yaşadıkları yerlerde gördükleri Uygurları durdurup kimliklerine bakıyor.

    NUR BEKRİ, BÖLGE VALİSİ: Olayların bu boyuta ulaşmasını beklemiyorduk

    Çin’in Uygur Bölgesi Valisi Nur Bekri, en az 197 kişinin öldüğü ve binlerce kişinin yaralandığı bölgedeki şiddet olaylarının bu boyutlara ulaşmasını beklemediklerini açıkladı. Nur Bekri, 5 Temmuz’da başlayan kanlı olayların bu kadar yayılacağını ummadıklarını belirterek, Guangdong’daki fabrikada 26 Haziran’da 2 Uygur işçinin ölümüyle sonuçlanan kavgayla ilgili olarak, zamanında gerekli girişimlerde bulunduklarını savundu. Uygur halkı ise, yönetimi, bu olayda “pasif kalmakla” suçluyordu. Ölen kişilerin 2 erkek Uygur olduğunu ve bunlardan her biri için 500 bin yuan (74 bin dolar) tazminat ödendiğini anlatan Bekri, cenazelerin özel bir uçakla Kaşgar’a getirildiğini söyledi. Bu olayın olmasından üzüntü duyduklarını da kaydeden Bekri, fabrikadaki olaylarda 60 kişinin öldüğü söylentilerinin de asılsız olduğunu öne sürdü.

    5 Temmuz olaylarının eyaletin ekonomisini olumsuz etkilediğini, özellikle turizmi vurduğunu söyleyen Nur Bekri, ekonomik kaybın 10 milyar doları aştığını belirtiyor.

    Bölgede istikrarı koruma gücüne sahip olduklarını kaydeden Bekri, “Suçlular kararlılıkla cezalandırılacak. Olaylar, yurtiçi ve dışında faaliyet gösteren, terörizm, bölücülük ve aşırıcılıktan oluşan ‘üç güç’ün planladığı bir şiddet ve suç olayıdır.” iddiasında bulundu. Uygur Bölgesi’nin merkezi Urumçi’de 5 Temmuz günü meydana gelen olaylara karışan 1.000’den fazla şüpheliyi teşhis etme çalışmalarının sona erdiği ve ilk sorguların tamamlanarak tutuklama işleminin başlatılacağı da bildirildi. ZAMAN

    OSMAN EROL URUMÇİ
    21 Temmuz 2009, Salı
    http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=871635&title=haber-izlenim-gozaltindaki-uygurlardan-haber-alinamiyor
    Menbe:
    Posted by UYGHURISTAN at 12:47 PM

  11. Tuesday, July 21, 2009
    Dunya ezerbeyjanliqlar qurultiyi xitay elchixanisigha naraziliq mektubi tapshurdi

    Muxbirimiz irade
    2009-07-20

    5 – Iyul ürümchi weqesi yüz bergendin kéyin nurghun döletlerde xitayning bu qilmishlirini eyiblesh namayishliri élip bérildi. Ezerbeyjandimu xitayning uyghur diyarida yürgüzüwatqan qanliq bésim siyasetlirige nisbeten naraziliq heriketliri élip bérilghan.

    14 – Iyul küni bakudiki öktichi partiyilerdin biri bolghan musawat partiyisining xitay elchixanisi aldida élip barghan naraziliq paaliyitidin bir körünüsh.

    Bu heqte bizge melumat bergen baku dölet uniwérsitétining oqutquchisi proféssor doktor ramiz esker ependi mundaq dédi: “xewerler ezerbeyjanda küchlük inkas peyda qildi. Nahayiti ghezeplenduq. Ezerbeyjanda 5 – 6 Ming etrapida kochida mal satidighan xitay tenzikesh bar. Ulargha nisbetenmu ghezipimizni bildürüp”ezerbeyjanda shunche jiq xitay kochilarda mal satisiler, döletke bajmu tapshurmaysiler, biz silerge mushundaq eskilik qilduqmu, siler némishqa bizning qérindash xelqlirimizge bundaq muamile qilisiler”, dep kishiler özlirining achchiqini ipade qildi. Hetta bezi xitaylarni ishlitiwatqan ezerbeyjanliqlar xitayning ürümchidiki bu qilmishini eyiblesh üchün ularni ishtin chiqardi. Yeni démekchi bolghinim, ezerbeyjandiki bir ziyaliydin kochidiki addiy bir ademgiche, 70 yashtin 7 yashqiche buni uqmighan adem qalmidi, hemmeylen buningdin qattiq epsuslanduq.”

    Ramiz esker ependi bizge yene, ezerbeyjanda xitaygha qarshi élip bérilghan bir qatar paaliyetlerdin melumat bérip mundaq dédi: “14 – Iyul küni bakudiki öktichi partiyilerdin biri bolghan musawat partiyisi naraziliq paaliyiti ötküzdi. Ular xitay elchixanisining aldigha qara gülchembirek qoymaqchi bolghanda, saqchi buninggha yol qoymidi. Buning bilen ikki terep arisida sürkilish kilip chiqti. Kéyin namayishchilar metbuat bayannamisi oqughandin kéyin namayishni axirlashturdi. Etisi küni yeni 15 – Iyul küni dunya ezerbeyjanliqlar qurultiyi teshkilati we pilanlash teshkilati birliship namayish uyushturdi. Namayishta parlamént ezasi sabir rustemxanli ependi “xitayning uyghurlargha yürgüzüwatqini xitayning insaniyet aldidiki bir eyibidur” dédi we xitay elchilikige qara gülchembirek qoydi. Arqidin axbarat bayannamisi oqup ötüldi. Kéyin qurultay merkizide bir yighin échildi. Yighinda aldi bilen ürümchi namayishining widio körünüshliri körsitildi. Kéyin dunya ezerbeyjanliqlar qurultiyining bashliqi proféssor doktor pasha gelbinur ependi ürümchidiki weqeler heqqide melumat bérip ötti. Yene ezerbeyjandiki tonulghan ziyaliylar, yazghuchi – Shairlar, ilim tetqiqatchiliri we siyasiy partiyilerdin kelgen kishiler söz qildi. Yighin axirida xitay elchixanisigha naraziliq bildürüsh we uyghur diyaridiki heqiqiy ehwalni uyghuristangha bérip öz közimiz bilen körüshni telep qilidighanliqimizgha dair bir parche mektup teyyarlandi we bu xitayning ezerbeyjandiki elchixanisining wekilige tapshuruldi. Yeni ezerbayjandiki xelqning buninggha bolghan naraziliq inkasliri xitay hökümitige yetküzüldi.”

    Dunya ezerbeyjanliqlar qurultiyining bashliqi pasha gelbinur ependi bizning téléfon ziyaritimizni qobul qildi we özining köz qarashlirini bayan qildi. Dunya ezerbeyjanliqlar qurultiyining bashliqi shundaqla tonulghan köz doxturi pasha gelbinur ependi mundaq dédi: ” insan heqliri we démokratiye tereqqi qiliwatqan 21 – Esirde uyghur türkliri bundaq muamilige uchrimasliqi kérek. Qedimde büyük medeniyetler yaratqan, shanliq tarixlarni yazghan, dangliq edib – Shairlarni barliqqa keltürgen uyghur xelqi bügün qetli qilinmaqta. Biz nechche waqitin bériqi paaliyetlirimiz arqiliq dunyadiki insanperwer kishiler we démokratiyini söyidighan kishilerni uyghur türklirige yardem qilishqa chaqirduq. Yene bashqa türkiy jumhuriyetlergimu uyghur qérindashlirimizgha yardem qilish heqqide murajiet qilduq. Uyghurlargha qilinghan bu qirghinchiliqqa pütün ezerbeyjan xelqi, siyasetchiler, dölet kadirliri, ziyaliylar we addiy puqralar hemmisi qattiq narazi boldi. Bizning özimizningmu mushu küngiche hel bolmay kéliwatqan qarabagh mesilimiz bar. Emma biz bu qétim özimizning derdimizni bir yaqqa qayrip qoyup turup, uyghurlarning derdige dawa bolush üchün xitayning ezerbeyjandiki elchixanisi arqiliq xitay hökümitige naraziliq xétimizni tapshurduq.”

    Proféssor doktor pasha gelbinur ependi özining dunya ezerbeyjanliqlar qurultiyining bashliqi bolush süpiti bilen xitay hökümitige bolghan naraziliqini mundaq ipade qildi: ” meyli kim bolushidin qetinezer , allah aldida hemme kishi teng – Barawer. Dunya démokratiye bilen bashqurulushi kérek. Hemme millet puqraliri allah aldida oxshash heqlerge, oxshash kishlik hoquqigha ige. Kimki buninggha qarshi chiqidiken, uning aqiwiti héchqachan yaxshi bolmaydu. Men uyghur diyarida we chetellerde yashaydighan pütün uyghur xelqige shundaq démekchimenki, bizning qelbimiz, yürikimiz her daim siler bilen birge.”

    Yuqiridiki awaz ulinishidin, bu heqtiki melumatimizning tepsilatini anglaysiler.

    Menbe: http://www.rfa.org/uyghur/xewerler/tepsili_xewer/ezerbeyjanliqlar-qurultiyi-namayish-07202009204206.html/story_main?encoding=latin
    Posted by UYGHURISTAN at 1:11 PM

    Tuesday, July 21, 2009
    Adım Adım Uygur Katliamı14 Temmuz 2009 Salı
    Ibrahim Sediyani

    Geçtiğimiz ay Uzakdoğu’da, Çin Halk Cumhuriyeti’nin batı eyaleti olan ve “Sincan” (Xīnjiāng Wéiwú’ěr Zìzhìqū) olarak adlandırılan Doğu Türkistan’da ilkel bir katliam yaşandı. Çin devletinin ciddî desteğini aldıkları görülen Han Çinlileri, Müslüman Uygur halkına karşı acımasız bir katliam yaptılar.

    Bu hadiselerin nasıl başladığını, Uygur katliamının adım adım nasıl geliştiğini, uzaklarda, çok uzaklarda kalmış, unutulmuş olan o “kayıp coğrafya”da neler olduğunu, neler yaşandığını anlatmak istiyoruz. Bu ilkel katliam, bu insanlıkdışı cinayetler unutulmasın istiyoruz.

    Burada, Uygur katliamının adım adım nasıl geliştiğini anlatacağız. Bilmiyorum, belki de bu katliamı böylesine ayrıntılı bir biçimde, adım adım takip ederek ilk anlatan, bizler olacağız.

    Yazdığımız bu yazıyla ilgili en önemli noktayı belirtmemiz gerekiyor: Aşağıda okuyacağınız her paragraf, her cümle, sürgünde yaşayan Uygur liderlerle konuşarak kaleme alınmıştır.

    Okurken, bazı yerlerine inanmakta gerçekten güçlük çekeceksiniz. Müslüman olduğunuz için şükredeceksiniz belki ancak insan olduğunuz için utanacağınızdan eminim.

    – Mayıs ayında, Çin devleti tarafından Doğu Türkistan’ın batısındaki Kaşgar (Uygurca adı “Qeşqer”, Çince adı “K’a – Şi”) kentinden Çin’in güneyinde, Güney Çin Denizi (Nán Hăi) kıyısında bulunan Guăngdōng eyaletinin (bölgenin adı, Çince’de “Uzakdoğu” anlamına gelir) Şáoguān kentine yarısı kız olmak üzere 800 Uygur çalıştırılmak amacıyla götürülür. Devletin kararıyla götürülen bu Uygur işçiler, oyuncak fabrikasında çalıştırılacaktır. İşçilerin ekseri genç ve bekârdır.

    – Bu 800 kadar işçinin ezici bir çoğunluğu Kaşgar şehir merkezinden değil, Kaşgar bölgesindeki köy ve kasabalardan getirilmiş olup, tamamı köylü ve eğitimsizdirler. Çok azı dışında hiçbiri tek kelime Çince bilmemektedir, okuma – yazmaları dahi yoktur.

    – Çin devleti bu 800 Uygur işçiyi öyle bir şekilde istihdam eder ki, mantıkî olarak izah etmek mümkün değildir. Uygur kızlar Çinli erkeklerin yanına, Uygur erkekleri de Çinli kızların yanına işçi olarak verilir. Yani aynı şehirdeki bir fabrikada Çinli erkekler ile Uygur kızlar bir arada çalışırken, diğer bir fabrikada da Çinli kızlar ile Uygur erkekler bir arada çalıştırılır. Bu Çinliler, Han Çinlileri denilen etnik topluluktur.

    – Uygur kızlar ile Han erkeklerinin bir arada çalıştığı fabrikada, Müslüman Uygur kızları sürekli olarak Hanlı erkekler tarafından taciz edilirler. Laf atarlar, pis şakalar yaparlar. Daha da ileri giderek elleriyle taciz etmeye başlarlar, kızların elbiselerine el atarlar. İşi o derece iğrenç bir noktaya vardırırlar ki, geceleri kızların yattığı odalara zorla girmeye başlarlar, onları ilişkiye çağırırlar.

    – Bütün bu olanlardan ordunun ve görevlilerin haberi vardır; fakat onlar her şeye göz yumarlar. Hatta, bu durumdan bizzat hoşnut olduklarını bile tahmin etmek güç değildir. Zira Han Çinlileri’ni şımartan da bizzat devletten aldıkları bu güçtür.

    – Uygur kızları bu durumu ne devlete, orduya, ne de oradaki görevlilere şikayet edebilirler. Zira konu ne olursa olsun, bir Hanlı ile bir Uygur arasında yaşanan bir anlaşmazlıkta Hanlı’nın haksız çıkması hayal bile edilemez. Çünkü Çin devletine göre “Uygur = terörist”, Uygurlar ve Tibetliler doğuştan teröristtirler.

    – Uygur kızları bir fırsatını bulup bu durumu diğer fabrikada çalışan Uygur erkeklerine haber verirler. İşte ondan sonra Uygur erkekler arasında sürekli bir huzursuzluk yaşanır. Ama ne yapabilirler ki? Memleketlerinden binlerce kilometre uzakta, daha önce hiç gelmedikleri, bilmedikleri, tanımadıkları bir yerdedirler ve zaten kendilerini düşman gören bir gücün emri altında bulunuyorlar.

    – Hanlı erkekler küstahlıkta o derece ileri giderler ki, iş saatlerinin dışında, şehir içindeki kahvehanelerde, Uygur kızlarına neler yaptıklarını Uygur erkeklerinin yanında yüksek sesle anlatıp sadist bir şekilde gülüşürler. Amaçları ciddî ciddî tahrik etmektir, Uygur erkeklerini provoke etmektir.

    – Bunca tahrik ve provokasyon, Uygur erkeklerini yine de harekete geçirtemez. Sadece boyunlarını bükmekle yetinirler.

    – İşte tam da bu noktada olan olur. İnternette, kim tarafından yazıldığı ve gönderildiği bilinmeyen bir e – posta dolaşır. Kimliği bilinmeyen bir Çinli, internetteki sitelere ve forum köşelerine bir haber yazar. Habere göre, Şáoguān’da Uygur erkekler ile Hanlı kızların bir arada çalıştığı oyuncak fabrikasında 6 tane Uygur erkeği 2 Hanlı kıza tecavüz etmiştir.

    – Takvimler 26 Mayıs 2009’u göstermektedir. Uygur işçiler memleketlerinden ve ailelerinden kopartılıp buraya getireli daha üç hafta kadar olmuştur.

    – Bu tamamen yalan bir haberdir. Tacize uğrayan Uygur kızlarını savunmaktan bile aciz olan Uygur erkeklerin Çinli kızlara tecavüze yeltenmeye cesaret edebileceğine inanmak için, gerçekten artniyetli olmak gerekir. Uygur erkekler Çin kızlarına tecavüz edecek; hem de kendi memleketlerinde de değil, memleketlerinden binlerce kilometre uzakta, Çin içlerinde! Böyle bir şey mümkün müdür?

    – Haber kısa sürede yayılır. Bu haberin internette yer aldığı aynı günün gecesi saat 21:00 sularında 30 bin kadar Han Çinlisi ellerinde sopa, bıçak, kazma, kürek, balta, kılıç ve taşlarla toplu halde Uygurlar’a karşı saldırıya geçerler. Toplu bir linç girişimi, toplumsal bir katliam saldırısıdır bu.

    – Sayıları sadece 800 kadar olan savunmasız Uygurlar’a karşı 30 bin Hanlı. Üstelik Hanlılar’ın ellerinde bıçaklar, baltalar, kürekler, kılıçlar. Uygurlar ise tamamen savunmasız. Bırakın kendilerini savunmayı, kaçabilecek durumda bile değiller, kaçabilecekleri bir yer de yok. Zaten yabancı bir memleketteler.

    – Han saldırısı, 26 Mayıs gecesi saat 21:00 sularında başlıyor. Çin devleti olaydan hemen haberdar oluyor ancak müdahale etmiyor. Her zaman sivilden daha çok polis ve askerin bulunduğu olay yerinde, nedense olay olduğu gece ne polis var, ne de asker. Çin polisi olaylar başladıktan ancak 2 – 3 saat sonra geliyor. Sadece polis gelene kadarki o ilk 2 – 3 saat içinde 100’den fazla Uygur Müslüman sopa, bıçak ve balta darbeleriyle vahşî bir şekilde şehîd ediliyor.

    – Polisler geldikten sonra bile olaylar durulmuyor, şiddetini kaybetmiyor. Zira – inanması gerçekten güç ama gerçek – polis müdahale etmiyor, sadece seyretmekle yetiniyor.

    – Gece saat 21:00 sularında başlayan olaylar sabah saat 06:00’ya kadar sürüyor. İlk çatışma tam 9 saat sürüyor. Düşünün; 30 bin kişi ellerinde baltalarla, küreklerle, sopalarla 800 kişiye karşı. Tam 9 saat! Üstelik hava karanlık. Vahşet, canilik, hangi ifadeyi kullanırsak kullanalım, yetersiz kalıyor.

    – Sadece ilk gece yüzlerce Uygur şehîd ediliyor. Ayrıca 250 tane Uygur yaralı var. Vücûtlarının değişik yerlerinden fecî bir biçimde yaralanmışlar.

    – Ertesi gün sokaklarda sadece askerler ve polisler vardır.

    – Çin devleti Uygur yaralıları tedavi etmiyor. Hayır hayır, devlet bu yaralıları oldukları yerde bırakacak kadar da vicdansız değil (!). Ne mi yapıyor? İnanmak cidden güç ama, onları hapse atıyor!

    – Bu yaralılar önce birkaç gün demir parmaklıklar arkasında kaldıktan sonra hastaneye kaldırılıyor.

    – Şimdi sıkı durun: Uygur yaralıların kaldırıldığı hastaneye, yaralı diyerek, aslında hiçbir şeyleri olmayan Hanlılar da sevk ediliyor. Yaralı, kan ter içindeki Uygurlar’ın yattığı odalara, Hanlılar da yatırılıyor. Saldırıda yedikleri darbeler sonucu yaralanmış olan bu Uygur Müslümanlar, ayrıca bir de hastanede dövülüyor.

    – Tedavi (!) süreci tamamlandıktan sonra, bu Uygurlar hastaneden çıkartılıp tekrar hapishanelere konuluyor.

    – Hapishanede aynı acımasızlık ve gaddarlık devam ediyor. Hanlılar da hapse atılıyor. Hapisteki her Uygurlu’nun yanına 3 – 4 Hanlı veriliyor. Uygurlar üçüncü bir kez de hapishanede dövülüyor.

    – Bütün bu anlattığımız yere kadar olaylar henüz Doğu Türkistan’da hiç duyulmamış. Kimsenin hiçbir şeyden haberi yok.

    – Bazı Hanlılar, sokaktaki saldırıda, hastanede ve hapishanede Uygurlar’ın dövülme anlarını kameraya kaydetmişler. Sırf zevk için.

    – Hanlılar, bu görüntüleri Uygurlar’ı korkutmak, gözdağı vermek, onlara “bize karşı ayağınızı denk alın; biz büyük bir gücüz; istediğimizi yaparız” mesajı vermek için internette yayınlıyorlar. Görüntüleri “Youtube”a veriyorlar.

    – Bu görüntüler internette ilk olarak 21 – 23 Haziran günleri yayınlanmaya başlıyor. Yani Şáoguān’daki katliamdan nerdeyse bir ay sonra. Olaylar tamamen yatıştıktan iki hafta kadar sonra.

    – Görüntüler internette yayınlandıktan sonra Doğu Türkistan’da ve dünyada insanlar olaylardan haberdar oluyorlar.

    – Olaylar ortaya çıktıktan sonra Doğu Türkistan’ın başkenti olan Urumçi’de halk dehşete kapılıyor. Urumçi’de halk, aralarındaki ileri gelenlerle toplanıp, Çin Halk Cumhuriyeti devletinin merkezî hükûmetine bir şikâyet dilekçesi yazıyorlar. İnternetteki görüntüler üzerine devlete yasal olarak suç duyurusunda bulunuyorlar.

    – Urumçi’deki halkın devlete dilekçe yazma tarihi, 24 Haziran 2009.

    – Bakın, olaylar ortaya çıktıktan sonra bile Urumçi’de herhangi bir gösteri yok, Uygur halkından gelen herhangi bir taşkınlık yok. Onlar sadece devlete şikâyet mektubu yazmakla yetinirler.

    – Burada bir soru: Guăngdōng’da saldırıya uğrayan ve katliama uğrayan Uygurlar oraya Kaşgar bölgesinden götürülen insanlar oldukları halde, neden ilk olarak Urumçi halkı harekete geçiyor ve daha sonraki günlerde de gösteriler ilk olarak bu şehirde başlıyor? Şunun için: Doğu Türkistan’da internet erişim olanağı pek fazla değildir. Bu konuda kısmi de olsa bu imkana sahip olan, başkent Urumçi’dir. O işçilerin Urumçi’deki insanlarla bir alakaları yoktur aslında; onların akrabaları ve aileleri Kaşgar’dadır. Bizim daha sonraki günlerde izlediğimiz televizyon ekranlarındaki gösteri yapan, dövülen, tekmelenen ve acımasızca öldürülen Urumçili kadınlar, bu gösterilerin gerçekleşmesine sebep olan, Guăngdōng’da katliama uğrayan Uygur işçilerin aileleri ve akrabaları değildirler. Zira onların akrabaları ve aileleri Kaşgar’dadırlar. Bütün buraya kadar anlattığımız gelişmelere kadar Kaşgar bölgesinde yaşayan halkın henüz hiçbir şeyden haberi yoktur. Bu, dünya medyasında ve kamuoyunda ne yazık ki gözden kaçan önemli bir ayrıntıdır. Sadece bu nokta bile göz önüne alındığında, Urumçi’deki kadınların ne kadar onurlu bir direniş ve erdemli bir tavır ortaya koydukları teslim edilecektir.

    – Urumçi halkı, Çin merkezî hükûmetine 24 Haziran günü gönderdiği dilekçede 3 talepte bulunur:

    1) Suçlular bulunsun ve cezalandırılsın,

    2) Çin askeri ve polisleri olaylara müdahale etmedi, seyirci kaldı; bu konuda hükûmetten açıklama istiyoruz,

    3) Bu olaylardan dolayı Çin devleti Uygur halkından özür dilesin.

    – Urumçi halkı tam 10 gün dilekçeye cevap almak için bekler (henüz hiç ama hiçbir gösteri veya olay yok).

    – Dilekçenin gönderilmesinden 10 gün sonra, 4 Temmuz 2009 günü cevap gelir.

    – Çin devletinin gönderdiği yazıda aynen şu cevap yazılıdır: “Bu olay siyasî bir olay değil, sadece insanlar arası sosyal bir olay. Bu olaya sadece bir kişi sebep olmuş (internette yalan haberi, tecavüz haberini yazan kişi kastediliyor), o kişiyi yakaladık ve cezasını vereceğiz.”

    – Çin devletinin olayları değerlendirmesi bu şekilde. Sadece bir kişi var suçlu olarak, o yakalanmış ve cezalandırılacak nasıl olsa. Böylece hadise kapanmış demektir. 30 bin kişi 800 kişiye saldırmış, toplu linç girişimi olmuş, yüzlerce genç kız ve erkek vahşî bir şekilde öldürülmüş, bu konuda tek cümle yok.

    – Bu cevaptan sonra halkın sabrı taşıyor ve hemen ertesi günü, 5 Temmuz günü Urumçi’de ilk gösteriler başlıyor. Gösterileri kadınlar başlatıyor.

    – Bir şeyi daha özellikle belirtmek gerekiyor: Bu gösteriler bile, tamamen barışçıl gösteriler. Herhangi bir taşkınlık, şiddet kullanma yok. İnsanlar sadece slogan atıyorlar, adalet isteyen sloganlar.

    – 5 Temmuz günkü ilk gösteri öğleden sonra saat 15:00 civarında başlıyor ve 10 bin kişi katılıyor. Takip eden saatler içinde Urumçi’nin 4 – 5 ayrı noktasında farklı farklı yürüyüşler düzenleniyor.

    – Sonra polisler ve askerler, panzerlerle ve hatta helikopterlerle saldırıya geçiyor. Barışçı bir şekilde gösteri yapan, hiçbir şiddet girişiminde bulunmayan ve sadece slogan atan kalabalıkların üzerine ateş açıyorlar. Kanlı bir müdahalede bulunuyorlar. Bu kargaşa ortamı, tâ ertesi günün sabahına kadar sürüyor.

    – Bir gün sonra, 6 Temmuz, Han Çinlileri kalabalık bir şekilde ellerinde kürekler, sopalar, bıçaklar ve baltalarla saldırıya geçiyor. Hanlılar da Uygurlar’a saldırıyor.
    – Urumçi nüfûsunun % 75’i Hanlı, % 12’si ise Uygur’dur.

    – Çin devleti sanki insanlar biribirlerini daha çok boğazlasın diye, iki halk arasındaki çatışmalar başladığı gün, Urumçi’den diğer kentlere şehirlerarası otobüs seferlerini kaldırıyor; telefon bağlantılarını kesiyor.

    – Uygurlar kendilerini savunmak için aynı şiddette cevap veriyorlar. Zira burası Urumçi. Buradaki Uygurlar, binlerce kilometre ötede, gurbette saldırıya uğrayan bir avuç Uygur gibi savunmasız değil.

    – Olay tam bir toplumsal boğazlaşmaya, bir meydan muharebesine dönüşüyor. Hanlılar Uygurlar’ı nerde görseler öldürüyorlar, Uygurlar da Hanlılar’ı nerde görseler öldürüyorlar.

    – Bu katliamda Hanlılar hiçbir insanî ve ahlakî kural tanımıyor. Anne babalarının elinden Uygur çocuklarını alıp götürüyorlar, onların gözleri önünde bebekleri tekmeliyorlar, öldürüyorlar. Kardeşlerin gözü önünde kızlara tecavüz ediyorlar, tecavüz ettikleri kızların başlarını gövdelerinden ayırıp kellelerini ağaçlara asıyorlar. Bu akıl almaz olaylardan sadece dünya medyasına da yansıyan bir tanesi bile, orada neler yaşandığını anlatmaya yetecektir: Bir ilkokulda, Hanlı öğretmenin, kendi öğrencisi olan iki Uygur çocuğuna tecavüz ettiği medyada da yer aldı.

    – Olaylar kısa sürede duyuluyor ve gösteriler Doğu Türkistan’ın diğer kentlerine de sıçrıyor.

    – Başta Kaşgar olmak üzere Xotan, Uğulca, Qeremay gibi kentlerde halk sokaklara dökülüyor.

    – Gösterilerin merkezi Urumçi ve dış dünyaya yansıyan gösteriler de sadece bu şehirden. Fakat olaylar sadece bu şehirle sınırlı değil. Kaşgar’da daha büyük olaylar oluyor. O ilk saldırıya uğrayan işçilerin akrabalarının yaşadığı Kaşgar’da yaşanıyor asıl olaylar. Orda daha büyük katliamlar yapılıyor. Fakat dünya kamuoyu sadece Urumçi’den bahsediyor. Zira medya sadece buraya ulaşabiliyor.

    – Çin devleti toplam ölü sayısını 186 olarak açıklıyor; sonra bu sayıyı 192’ye çıkarıyor. Gerçekte toplam 3 binden fazla insan hayatını kaybetti. Sadece Urumçi’de 1000’den fazla insan şehîd edildi ki, bunların büyük çoğunluğu kadın.

    – Çin devleti ölü sayısını az göstermek için birçok cesedi yaktı. Bunu bile yaptı.

    – Olaylardan dolayı 2 bin yaralı var ve bunların tedavileri yapılmıyor, ilaç bile verilmiyor.

    – Olaylarla bağlantılı olarak 5 bin Uygur hapse atıldı. Bu kişiler “siyasî suçtan” dolayı yargılanacaklar ve bu suçun Çin’de sadece bir cezası vardır: İdam.

    Menbe: http://haksozhaber.net/author_article_detail.php?authorId=13
    Posted by UYGHURISTAN at 6:38 PM

  12. Doğu Türkistan’da Yaşanan Olayların Sebebi ve Sonuçları
    Sinan OĞAN
    TÜRKSAM Başkanı

    Çin’e bağlı Uygur Özerk bölgesinde son günlerde yaşanan kargaşa ve Uygur Türklerine uygulanan asimilasyon ve katliamlar bu bölgenin dünyanın ve Türkiye’nin gündemine gelmesine sebep olmuştur. Kaşgarlı Mahmut, Yusuf Has Hacip gibi ünlü Türk düşünürlerin doğup büyüdükleri yer olan ve aynı zamanda Türklerin tarihi anavatanı olan bu bölge 1949 yılından beri Çin’in işgali altındadır.

    Doğu Türkistan bölgesi ancak bu son yaşanan olaylarla Türkiye’nin gündemine girdiği için Türkiye’de bu konuda bilgi eksikliği olduğu ve terminolojinin yanlış kullanıldığı görülmüştür. Öyle ki, Dışişleri Bakanlığımızın da yapmış olduğu ilk açıklamalarda bölgenin hassas dengelerini ve Uygur Türklerinin isteklerini çok fazla dikkate almadığı ancak daha sonraki açıklamalarda bu eksikliğin giderildiği görülmüştür. Öncelikle bölgenin isminin doğru kullanılması gerekmektedir. Bölgenin tarihsel ve doğru adı Doğu Türkistan’dır. Bölgede yaşayan insanlar Uygur Türkleri’dir. Bölge ise bugün Çin’e bağlı Uygur Özerk Bölgesidir. Bölgede yaşayan diğer etnik grup ise Çinlidir. Doğu Türkistan Çin’in stratejik olarak en önemli bölgelerinden birisidir. Çin’in batısında yer alan Uygur bölgesi Türkiye’nin iki buçuk katı ve Fransa’nın yaklaşık üç katı büyüklüğünde alana sahiptir. Bu bölge zengin yer altı ve yer üstü kaynaklarına sahiptir. Aynı zamanda Batı Türkistan’dan (Orta Asya) Çin’e giden enerji hatlarının da geçiş güzergahıdır.

    Günümüzde Doğu Türkistan’da en büyüğü Uygurlar olmak üzere, çok sayıda Türk toplulukları ve diğer milliyetten halk bir arada yaşamaktadır. Sağlıklı bir veri olmamakla birlikte bugün toplam nüfusun 20 milyon olduğu ve bu nüfusun ise yaklaşık 12 milyonunun Türk olduğu düşünülmektedir. 1993 nüfus sayımına göre bölgenin toplam nüfusu 16.052.648 kişidir. Bu nüfusun yüzde 62’sini oluşturan 10.015.948 kişi Türk kökenlidir. Nüfus istatistiklerindeki büyük farkların sebebi, Çin yönetiminin iki çocuktan fazlasına izin vermemesi ve fazla olan bireylerin resmi sıfatla tanınmamasıdır. Doğu Türkistan’daki doğum oranının Çin’in diğer bölgelerine göre fazla olmasından dolayı yönetim, iki çocuk haricindeki vatandaşlarını istatistiklere dahil etmemekle birlikte, her türlü vatandaşlık haklarından mahrum bırakmaktadır.

    Doğu Türkistan’da Yaşanan Olaylar ve Sebepleri
    Doğu Türkistan’da (“Sincan”-Uygur Özerk Bölgesi) 5 Temmuz 2009 tarihinde başlayan ve azalma eğilimi gösterse de bugün hala devam eden olaylar aslında bir fabrikada işçiler arasında başlayan hadiseler olmaktan çok uzaktır. Dünyanın en kalabalık nüfusuna sahip ülkesi olan ve birçok ülkeyi nüfusu ile tehdit eden Çin kendi içerisinde tam bir homojen yapıya sahip değildir. Yıllardır uyguladığı baskı politikalarına rağmen tam bir başarı sağlayamadığı Doğu Türkistan bölgesinde sonradan yerleştirilen Çinli nüfus ile yerel Uygur Türkleri arasında tansiyon yıllardan beri yüksekti ve çatışma potansiyeli barındırıyordu.

    Zaman zaman iki etnik unsur arasında çeşitli sebeplerle patlak veren çatışmalar Çin yönetimi tarafından sert bir şekilde bastırılmakta ve büyümesine izin verilmemekteydi. Son olarak ilginç bir tesadüfle Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Çin ziyareti esnasında Çin iç eyaletlerinden Guandong’un Şao Güan şehrindeki bir oyuncak fabrikasında zorunlu işçi olarak götürülen Doğu Türkistanlı Uygurlar ile Çinliler arasında çıkan çatışma bir anda etnik bir karakter kazanmış ve 2 Uygur Türkü dövülerek öldürülmüştü. 5 Temmuz 2009 günü Uygur üniversite öğrencilerinin önderliğinde Doğu Türkistan’ın başkenti Urumçi’de toplanan ve öldürülen Uygur Türkleri’nin faillerinin bulunmasını talep eden gösterilerin Çin güvenlik güçleri ve yerel Çin nüfusu tarafından bastırılma girişimi neticesinde çatışmalar çıkmış ve çoğunluğu Uygur Türkleri olmak üzere resmi rakamlara göre 186, bölgeden gelen haberlere göre ise çok daha fazla can kaybı olmuş ve yüzlerce yaralı vardır. Tutuklananların sayısı ise binlerle ifade edilmektedir. Urumçi’de yaşanan olaylar aslında 20 yıl önce Tiananmen Meydanı’nda yaşananlardan bu yana Çin’de görülen en büyük çatışma olmuştur.

    Çin hükümeti olayları yurtdışındaki ayrılıkçı Dünya Uygur Kongresinin başlattığını ve Kongre Başkanı Rabiye Kadir’in doğrudan sorumlu olduğunu ileri sürmektedir. Dünya Uygur Kongresi yetkilileri ise iddiaları reddederek olayların hükümetin politikalarına ve ekonomik imkanların Çinlilerinin elinde olmasına karşı biriken öfkenin sonucu olduğunu açıklamıştır. Olaylar başladıktan sonra dünyaya bölgede yaşanan olayları aksettirmemek için başta cep telefonu hizmeti olmak üzere internet ve diğer iletişim araçlarına erişim kesilmiştir. Yüzlerce kişinin de gözaltına alındığı bildirmiştir. Çin’in bu hadiselerde birinci derecede yine dış güçleri sorumlu tutmuştur. Ekonomik olarak giderek devleşen, askeri olarak güçlenen Çin’in birincil dereceli “yumuşak karnı” olan Doğu Türkistan bölgesi elbette ki, Çin ile rekabet halindeki ülkelerin kullanmak isteyeceği bir koz olabilir. Ancak şu hususun da unutulmaması gerekir ki, Doğu Türkistan iç dinamikleri sebebiyle büyük bir çatışma potansiyeli taşımaktadır. Çin’in yıllardır uyguladığı asimilasyon politikaları Uygur Türklerini patlama noktasına getirmiştir. İran’da yaşanan olaylar değerlendirilirken benzer bir kolaycı yaklaşım sergilenmiş ve bu olayların “kökü” dışarıda aranmıştı. Ancak içeride altyapısı olmayan herhangi bir olayın dışarıdan tetiklenmesi çok kolay bir hadise değildir ve özellikle de Doğu Türkistan bölgesi kendi iç dinamiklerine sahiptir. Bu dinamikler Çin tarafından baskı altına alındıkça çatışma potansiyeli daha da artacaktır.

    Bugün Uygur Türklerinin en önemli sorunları şunlar olarak sıralanabilir:
    İşsizlik,
    Kendi dillerinde eğitim yapılamaması,
    Dini ve milli vecibelerini yerine getirmede sorunlar yaşanması,
    Bölgeye etnik Çinlilerin göç ettirilmesi,
    Doğu Türkistan’ın önemli zenginliklerinin Çinlilere kullandırılması ve Doğu Türkistan’a bu kaynaklardan pay verilmemesi,
    Uygur Türklerinin genç nüfusunun Çin’in içlerine çalıştırma bahanesiyle götürülerek eritilmeye çalışılması,
    Yeniden şehirleşme çalışması yapılması bahanesiyle tarihi Türk varlıklarının yok edilmesi

    Doğu Türkistan’dan Yükselen İtirazı Çin Nüfusu İle Bastırma Politikası

    Doğu Türkistan’da 5 Temmuz 2009 tarihinde başlayan ve yer yer devam eden olaylar esnasında Çin farklı bir bastırma politikası denemiştir. Dünya basınına etnik çatışma şeklinde yansıyan olaylar aslında bir etnik çatışmadan ziyade Çin’in Uygur Türklerini Çin nüfusu ile bastırma politikasıdır. Doğu Türkistan’a sonradan yerleştirilen Çin etnik nüfusu ile Uygur Türkleri arasında aslında aman zaman sorunlar yaşanmaktaydı. Ancak olaylar hiçbir zaman bu boyuttaki bir çatışmaya dönüşmemişti. Bu defa hadiselerin iki kesim arasında çatışmaya dönüşmesi Pekin yönetiminin yönlendirmesiyle olmuştur. Zira bölgede Çin’e ait büyük bir kolordu mevcuttur ve bölgedeki Çin güvenlik güçleri aslında bu tür olayları anında bastırma kabiliyetine sahiptir. Pekin yönetimi isteseydi bu olayları ilk gün bastırabilirdi. Ama ilk üç gün (en çok kaybın verildiği) Çin güvenlik güçleri yaşanan çatışmaları sadece seyretmekle yetinmiş, el altından çatışan Çinlileri desteklemiştir. Doğu Türkistanlılara saldıran Çinliler ise gerek yaş ortalaması ve gerekse de kullandıkları tek tip sopa, demir çubuk ve kesici aletler ile tek bir merkezden yönlendirilmiş paramiliter güç görüntüsü sergilemiştir. Bütün bu gerekçeler şunu göstermiştir ki, Çin yönetimi aslında Uygur Türklerini Çin nüfusu ile bastırarak Uygurların bilinçaltında daha büyük bir travma yaratmak ve o bölgenin asıl sahibinin Çinliler olduğunu göstermektedir. Hem Uygurların Çin güvenlik güçleri karşısında zaiyat vermesi Çin’i uluslararası arenada güç durumda bırakma ihtimali var iken, Uygur Türkleri ile Çinliler arasındaki çatışmada meydana gelebilecek zaiyattan Pekin yönetimi kendisini kolaylıkla sıyırabilecektir. Dolayısıyla Çin bu tür olaylarda elindeki en büyük silah olan nüfusu kullanmıştır.

    Çin ile İlişkilerimizin Bozulması Riski ve Boykot Çağrıları

    Doğu Türkistan’da yaşanan hadiselere tepki verme konusunda Türkiye’de ilk dönemde bir şaşkınlık ve kararsızlık olduğu gözlemlenmiştir. Bunu en büyük sebeplerinden birisi Türkiye’nin bu konularda yeterli hazırlığının olmaması ve olası senaryolar üzerinde önceden çalışılmamış olmasıdır. Türkiye maalesef bu tür hadiseleri önceden çalışamamaktadır ve yaşanan olaylara belirli bir süre geçtikten sonra tepkisel bir refleks ile cevap vermektedir. Dolayısıyla da olayların başlamasının ertesi günü Dışişleri Bakanlığımızdan yapılan açıklama son derece cılız, Çin’i ürkütmekten çekinen ve dünyanın herhangi bir bölgesinde, herhangi bir milletine karşı yapılan zulme verilebilecek tepkiden öteye geçememiştir. Ancak belirli bir süre geçtikten sonra normal tepkiler verilebilmiştir. Hatta her olay karşısında yapılan klasik “sorumlular bulunsun” açıklaması Çin tarafından zaten sorumlular Uygur Türkleri olarak gösterildiği için bu açıklama Çin basınına “Türkiye bu olaylardan sorumlu Uygur Türklerinin bulunarak cezalandırılmasını istiyor” şeklinde yansımıştır.

    Aradan belirli bir süre geçtikten ve olaylar yatıştıktan sonra hem Dışişleri Bakanlığının açıklamaları olması gereken seviyeye ulaşmış ve hem de başta Başbakan Erdoğan olmak üzere diğer ilgili kişilerin açıklamaları gelmiştir. Bütün bu hadiseler aslında Türkiye ile Çin ilişkilerinin bozulması ihtimalini gündeme getirmiştir.

    Türkiye ile Çin arasında yaşanan sorunlar iki ülke ilişkilerini ister istemez belirli bir sıkıntıya sokacaktır. Bu notada bazı temel veri ve vurgulardan hareket etmek gerekmektedir. Bazı çevrelerde Çin’in çok büyük bir ülke olduğu ve Türkiye’nin Çin’e karşı girişimlerinin başarısız olmaya mahkum olduğu savından hareketle herhangi bir girişimde bulunmanın anlamsızlığı vurgulanmaktadır. Her şeyden önce şu hususun vurgulanması gerekir ki, Türkiye de büyük bir ülkedir ve Türkiye’nin samimi olarak giriştiği birçok olaydan netice alması olasıdır. Diğer taraftan başta Doğu Türkistan Türkleri olmak üzere dünyanın birçok bölgesinde başta Türk ve Müslüman topluluklar ve diğer bazı toplulukların gözü ve ümidi Türkiye’nin üzerindedir. Türkiye’nin netice almasa bile bu kesimlerin hakkını savunma girişimleri dahi son derece önemlidir ve bu kesimlere manevi destek olarak yansımaktadır. Bu sebeple bazı durumlarda netice alınmayacağı bilinse dahi Türkiye kendisine yüklenen tarihsel misyonu doğru bir şekilde kullanmalı ve Doğu Türkistan olayında olduğu gibi bu kesimlerin haklarını ve hukuklarını uluslararası kurallar çerçevesinde savunmalıdır.

    Diğer taraftan Çin ile ilişkilerin bozulmasının olası zararlarının ve ilişkilerin olası bozulmasından hangi ülkenin daha zararlı çıkacağının da hesabının yapılması gerekmektedir. Bu tür durumlarda ilişkilerde ilk bakılacak noktaların başında ekonomik ilişkiler gelmektedir. Çin ile ekonomik ve ticari ilişkilerimizin hacmi yaklaşık 17 milyar dolardır. Bu miktarın 15.5 milyar doları bizim Çin’den ithalatımız ve ancak 1.5 milyar doları ise Çin’e ihracatımız oluşturmaktadır. Demek ki, Çin ile ekonomik ve ticari ilişkilerimizde Çin lehine bir açık söz konusudur. Bu durumda Çin ile ilişkilerimizin bozulmasından esas zarar görecek olan Türkiye değil, Çin’dir. Hem Çin ile ekonomik yapımız birbirine benzemektedir. Dolayısıyla da Çin’de üretilen ve bizim ithal ettiğimiz ürünlerin birçoğu Türkiye’de üretilebilir. Ekonomik krizin etkilediği Türkiye’de bu durum Türkiye için bir avantaj dahi olabilir.

    Siyasi ilişkilerimizin bozulmasının Türkiye’ye ne gibi zararları olacağının da belirlenmesi gerekmektedir. Çin küresel sistemde güçlü bir ülkedir, büyük bir ekonomik güçtür. Çin aynı zamanda BM Güvenlik Konseyi’nin veto yetkisine sahip beş daimi üyesinden birisidir. Şimdiye kadar Çin’in bu yetkisini genelde Türkiye lehine kullanmadığı görülmüştür. Özellikle Kıbrıs konusu başta olmak üzere Türkiye ile ilgili konular gündeme geldiğinde Çin çekimser kalmış ve/veya Türkiye aleyhine tavır takınmıştır. Bu sebeple de Çin ile ilişkilerimizin bozulması sebebiyle olağanüstü yeni bir durum yaşanmayacak ve Çin daha önceki tavrını yine sürdürecektir. Askeri ilişkilerimize bakacak olursak da yine çok büyük kaybımız olmayacaktır. Bazı füze teknolojileri aldığımız Çin’den bu ilişkilerimizin bozulması durumunda Çin bu işten ekonomik olarak zarar görecektir. Türkiye ise bu teknolojileri ikame edebilecek kabiliyettedir.

    Çin Mallarına Boykot Ne Kadar Gerçekçidir?

    Türkiye’de ilişkilerimizin bozulduğu ve/veya Türkiye tezlerine açıkça karşı gelen, Türkiye’ye hasmane tavır içerisinde bulunan, aynı şekilde Türk dünyasında açıkça insan hakları ihlallerine girişen ülkelere karşı zaman zaman boykot çağrıları yapılmaktadır. Bu boykotların bir kısmının arkasında hükümet yer alırken, bazı girişimler Sivil Toplum Kuruluşları tarafından yürütülmektedir. Örneğin 1915 yılı olaylarını bahane ederek Türkiye’ye karşı “soykırım” suçlamasında bulunan Fransa’ya karşı, Terör örgütü elebaşına kucak açtığı için İtalya’ya, Gazze’de Filistin’lilere karşı yaptığı saldırılar üzerine İsrail’e karşı, yine geçmişte Kıbrıs meselesi sebebiyle Yunanistan mallarına karşı ve diğer bazı ülkelere karşı “boykot” girişimlerinde bulunulmuş ancak kısa bir sür sonra bu tür girişimlerin unutulduğu ve ciddi bir netice elde edilemediği görülmüştür.

    Bugün Doğu Türkistan’da yaşanan hadiseler sonrasında da Çin mallarına boykot konusu gündeme gelmiştir. Konunun çeşitli çevrelerde gündeme gelmesi ve Ticaret ve Sanayi Bakanı Nihat Ergün tarafından da önce dile getirilip ardından “bu benim kişisel fikrimdir” demesi bu konuda net bir fikrin ortada olmadığını göstermiştir. Ayrıca Dünya Ticaret Örgütü üyesi Türkiye’nin de boykotu açık bir şekilde uygulaması çok olası değildir. Bunu ancak bazı kısıtlamalar çerçevesinde yapabilir.

    Yukarıda sayılan bütün gerekçelere rağmen Türkiye Çin malı kullanımında bazı kısıtlamalara gidebilir. Bu hükümet düzeyinde bir çalışmadan ziyade hükümetin örtülü desteği ile Sivil Toplum Kuruluşları vasıtasıyla yapılabilir.

    Çin üretimi bir ürünü diğerlerinden nasıl ayrıt edebiliriz. Öncelikle kalitesinden ayrıt etmek mümkündür. Zira Çin malı ürünler genel itibarıyla kalitesiz ve ucuz ürünlerdir. Diğer taraftan bazı işaretler bu ürünlerin Çin’de üretildiğini göstermektedir. Örneğin aldığımız ürünlerin üzerinde “Made in China”, “Product of China”, “Çin Malı”, “Made in PRC” gibi ibareler yer alıyorsa bu ürünler Çin malıdır. Eğer bu ibareler yer almıyorsa bu durumda ürünün barkodunu okumak gerekir. Barkodun en başındaki ilk iki ya da üç rakam, ürünün hangi ülkeden geldiğini göstermektedir. Eğer ürün barkodunda “690-691-692” rakamlarından birisi yer alıyor ise bu takdirde ürünler Çin malı demektir.

    Doğu Türkistan’ın “Özerk” Yapısı

    Çin Doğu Türkistan’ı işgal ettikten sonra bu bölgeye “Şincan” adını vermiştir. “Şincan” ismi Çince’de “yeni kazanılmış bölge” anlamına gelmektedir. Çin Anayasası, Doğu Türkistan’ı özerk bölge olarak tanımakta ve bölge halkının kendi dilini kullanma serbestisi vermektedir. Ancak anayasada Uygur dilinin Çince ile birlikte resmi dil olarak kullanılacağı hususu gösterilmiş olmasına rağmen bugün “Sincan” Uygur Özer Bölgesinde yaşayan Uygur Türkleri kendi dillerini rahatça kullanamamakta, kendi dillerinde eğitim görememekte ve kendi dini-milli vecibelerini rahatça yerine getirmeleri engellenmektedir. Özellikle Ekim 2003’ten itibaren de bütün resmi okullarda Uygurca yasaklanmış, Uygurca kariyer yapmış bütün eğitimciler, profesörler ve yazarları görevlerinden alınmıştır. Bu insanlar ise temizlikçi, çöpçü gibi yardımcı işlerde çalıştırılmaktadır. Aynı şekilde anayasada yer alan “Özerklik” kavramı da sözde kalmakta Doğu Türkistan Pekin yönetiminin atadığı Çin Komünist Partisi bölge sekreteri tarafından yönetilmektedir.

    11 Eylül Sonrası Uygur Türkleri ve Çin’in Asimilasyon Politikaları

    11 Eylül 2001 tarihinde ABD’de Dünya Ticaret Merkezi’ne yapılan saldırılar ve sonrasında yaşanan gelişmeler Batılı zihinlerde yeni bir “düşman” yaratmış ve birçok Batılı için İslam dini terörü çağrıştırır hale gelmiştir. 11 Eylül saldırıları sonrasında Irak ve Afganistan’a yapılan müdahaleler ve sonrasında ABD tarafından özellikle Afganistan’da başlatılan “Radikal İslamcı Terörist” avı sonrasında bazı Uygur Türklerinin de Guantanamo’da tutulması Çin’in eline bulunmaz bir fırsat verdi ve Doğu Türkistan’da yükselen her türlü itiraz sesi batılılarla aynı telden suçlamalarla Radikal İslamcı Terörist” suçlamasıyla kesildi.

    11 Eylül sonrasında Çin farklı politika uygulamalarına da girişmiştir. Bir taraftan Uygur teşkilatları (özellikle yurtdışındaki) El Kaide ve Taliban gibi terör örgütleri ile ilişkili gösterilmeye çalışılmış ve hatta bazıları da ABD tarafından terör örgütü listesine alınmıştı. Çin BM ve diğer küresel kuruluşlardaki ağırlığını da kullanmaktaydı. İçeride ise Uygur çocuklar “Şincan Sınıfı” adlı bir program çerçevesinde Çin’in iç bölgelerine götürülerek asimle edilmeye başlanmıştır.

    Çin bu bölgede Çin etnik nüfusunu artırmak ve bölgedeki nüfus hakimiyetini ele geçirmek için uzun zamandır iki yönlü politikalar izlemektedir. Bir yandan bölgeye yoğun bir Çin nüfusu göçü gerçekleştirirken özellikle de 2003 yılından beri “İşgücü fazlasını başka bölgelere yönlendirme” politikası çerçevesinde buradaki Uygur Türkleri (özellikle genç nüfus götürülmektedir) Çin’in iç bölgelerine taşınarak genel nüfus içerisinde eritilmek istenmektedir.

    Çin’in uyguladığı bu asimilasyon politikası ile genç Uygur nüfusunun iş bulma vaadi ile Çin’in iç bölgelerine taşınması ve Çin genel nüfusu içerisinde asimile edilmesidir. Özellikle 16-25 yaş arası Uygur kızlarını Doğu Türkistan’dan alıp daha iyi eğitim, daha iyi iş imkanı adı altında, Çin’in iç bölgelerine götürülmesi asimilasyon politikalarının en göze çarpanı olmuştur. 1 Haziran 2006’dan itibaren uygulanan bu politika ile 240 bin Uygur kızı Çin’in iç bölgelerine taşınmıştır. Çin’in bu program çerçevesinde 1 milyon Uyur kızını Çin’in diğer bölgelerine götürmeği hedeflediği bildirilmektedir.

    Dünya Uygur Kongresi Başkanı Rabiye Kadir[1]
    Çin’in Doğu Türkistan’da yaşayan Uygur Türklerine karşı sürdürdüğü asimilasyon ve baskı politikalarına karşı büyük bir mücadele sürdüren Dünya Uygur Kongresi Başkanı Rabiye Kadir Batıda uzun bir süreden beri tanınıyor olmasına rağmen Türkiye’de bu son hadiselerle beraber tanınmaya başlamıştır. Bu sebeple de Dünya Uygur Kongresi Başkanı Rabiye Kadir’in daha detaylı incelenmesi ve Türkiye’de daha yakından tanınması gerekliliği ortaya çıkmaktadır.

    Pekin yönetiminin Doğu Türkistan’da yaşanan olayların sorumlu olarak gösterdiği Dünya Uygur Kongresi Başkanı Rabiye Kadir 21 Ocak 1947 yılında Doğu Türkistan’da dünyaya gelmiştir. Fakir bir ailede büyüyen Kadir çocuk yaşta iş hayatına atıldı. Önceleri sinema salonlarında çekirdek satmayla iş dünyasına adım atan Rabiye Kadir, çamaşır işine girdi. Ardından süpermarket açan ve kısa süre zarfında marketler zincirine sahip olan Rabiye Kadir kendi işyerlerinde Uygur Türklerini çalıştırmayı tercih etti. Çin’in her bölgede zengin işadamları ve girişimciler yaratma politikası sayesinde Rabiye Kadir Çin hükümetinden aldığı kredileri son derece akıllı yatırımlara kullandı. Kısa süre zarfında çalışmaları Doğu Türkistan sınırlarını aşarak Çin genelinde tanınan başarılı bir iş kadını olarak ünlendi.

    Rabiye Kadir iş dünyasında büyüdükçe Uygur Türklerini etrafında toplamaya başladı. İşçilerine eğitim verdi. Urumçi’de, Müslüman kadınları iş hayatına kazandırmak için, ‘Bin Ana Projesi’ni yürüttü. Çin yönetimi, azınlıklar arasından çıkan, ‘en başarılı kadın’ diye onu örnek gösterdi.

    İş hayatında kısa sürede büyük başarı sağlayan Rabiye Kadir Sincan-Uygur Ticaret odasının başkanı seçilmiş ve 1992 yılında Milli Halk Kongresi’nin üyesi olmuştur. Kısa süre sonra da kadın haklarının savunucusu olarak Çin Hükümetinin delegasyonuna alınmış ve 1995 yılında BM’nin Pekin’de gerçekleştirdiği Dünya Kadınlar Konferansına katılmıştır. 1995-1997 yıllarında Çin yönetimine danışmanlık yapmıştır. Uygur kadınlarının kendi işlerini kurmasını destekleyen bir yardım kampanyasını yönetti. Forbes Dergisi, Rabiye Kadir’i 1994′te Çin’in en zengin 10 ismi arasında gösterdi.

    1978 yılında, Sıddık Hacı Ruzi ile evlenmiştir. Bu evliliğinden 3 çocuk sahibi olmuştur. Ayrıca Sıddık Hacı Ruzi 2 çocuk ta evlatlık edinmişlerdir. Rabiye Kadir’in Çin yönetimi ile arasının bozulması daha sonra boşandığı eski eşi Ruzi’nin 1996′da ABD’ye sığınması ile açılmıştır.

    Rabiye Kadir 1993’ten 1997’ye kadar Çin Halk Kongresi’nde çalışmıştır. 1997 yılında Halk Kongresi’nde yaptığı bir konuşmada Çin Hükümetinin Sincan-Uygur politikasını çok sert eleştirmiş ve bu yüzden kısa süre sonra Halk Kongresinden çıkarılmıştır. Rabiye Kadir aynı yılda (1997) kadın haklarını ve kadınların meslek dünyasındaki imkânlarını genişletmek için mücadele amacı ile Bin-Analar-Harekatını kurmuştur.

    Rabiye Kadir’in yeniden siyaset yapma istekleri Pekin yönetimi tarafından geri çevrilmiştir. Doğu Türkistan’da çıkan bazı yerel gazete küpürlerini ABD’de yaşayan ve Özgür Asya Radyosu’nda çalışan eski eşine göndermek ve ABD’li delegelerle görüşmesi “ulusal güvenliği tehlikeye atma” suçlamasına maruz kalmasına sebep oldu. Rabiye Kadir bu suçlamalarla 1999 yılında gözaltına alındı ve Mart 2000’de yapılan mahkemede sekiz yıl hapis cezasına çarptırıldı. 6 yıl hapis yattıktan sonra Uluslararası Af Örgütü başta olmak üzere, birçok insan hakları kuruluşunun aktif çabası neticesinde ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’ın, Pekin ziyareti öncesinde, serbest bırakılarak tedavi için ABD’ye gitmesine izin verildi.

    ABD’de Uygur Türklerinin davasına sahip çıkan Rabiye Kadir bu yönde çalışmalara başladı. Çin Rabiye Kadir’in çalışmalarından rahatsız oldu ve Kadir’i Çin’in “devlet düşmanı” ilan etti. Hatta Çin’in bir suikast girişiminden yaralı olarak kurtulduğu ileri sürüldü. Çin’in bütün engelleme girişimlerine rağmen Rabiye Kadir 2004 yılında, Norveç tarafından ‘Thorolf-Rafto Barış Ödülü’ne layık görüldü. Ardından 2006 yılında Nobel Barış ödülüne aday gösterildi.

    Eylül 2005’te Washington’da Uluslararası Uygur İnsan Hakları ve Demokrasi Kuruluşunu kurdu. 2006 yılında Washington temelli Uygur Amerikan Derneği’nin başkanı seçildi. Kasım 2006’da 2006 yılında Münih’te kurulan Dünya Uygurlar Kongresi başkanı seçildi. İkinci kez evlenen Rabiye Kadir’in 11 çocuğu var. Çocuklarının beşi hala Çin’de tutulmakta ve gizli servis tarafından izlenmektedir. İki oğlu ise halen Urumçi’de hapistedir!

    Rabiye Kadir Tibet davasını ve onun lideri Dalai Lama’yı örnek alarak silahsız mücadele yöntemini benimsemiş ve her türlü terör harekatını kesinlikle dışlamıştır.

    Rabiye Kadir iki kez Türkiye’den vize talebinde bulundu fakat 1998 yılında başbakan olan Mesut Yılmaz’ın imzaladığı bir kararname ile “Türkiye’ye girmesi tehlikeli” diye geri kabul edilmedi. Türk basınına bu konudaki sitemlerinin yansımasından sonra Kadir’in vize başvurusunun kabul edileceği açıklandı.

    Menbe: http://www.gunaz.tv/makaleler/dogu-turkistan-da-yasanan-olaylarin-sebebi-ve-sonuclari-sinan-ogan
    Posted by UYGHURISTAN at 7:54 PM

    Sunday, July 12, 2009
    KUZEY REN VESTFALYA (KRV) TÜRK DERNEKLERİ İNİSİYATİFİ
    BASIN AÇIKLAMASI

    Doğu Türkistan’daki Uygur Özerk Bölgesindeki katliam ile ilgili basın açıklaması

    Tarih: 10 Temmuz 2009
    KUZEY REN VESTFALYA’ DA (KRV) 365 adet Türk derneğini temsilen faaliyetlerini sürdüren ‘KRV Türk Dernekleri İnisiyatifi’ olarak yazılı ve görsel basında Doğu Türkistan’ın başkenti Urumçi’de asker ve polis desteğinde silahlanan Çinliler, Uygur Türklerine saldırarak 1500’den fazla insanımızı vahşice katlettiğini derin üzüntü ile öğrenmiş bulunuyoruz. 21.yüzyılda dünya kamuoyunun seyirci kaldığı olaylarda Müslüman Uygur Türklerinin kasap bıçakları, kalın sopalar ve çivili demir çubuklarla linç edilmesi insanlık suçu oluşturmaktadır. Sokakları “kafalarına tek kurşun sıkılarak” öldürülen cesetlerle dolup taşan başkent Urumçi’de resmen kan gölüne dönüşmüş ve Çin’in 60 yıldır Doğu Türkistan’a uyguladığı sistematik soykırımı ayyuka çıkarmıştır. Gelişen bilgi ve teknoloji çağı ile Pekin yönetimin basın sansürü uygulamasına karşın katliamın dünya kamuoyunda gizlenmesinin bir nevi önüne geçildiği söylenebilinir.

    Çin Halk Cumhuriyeti güvenlik güçleri sayıca üstün Han Çinlilerin Uygurlara saldırmasına seyirci kalması ile cereyan eden olaylarda 5000 üzerinde sivil Uygur Türkü gerekçesiz şekilde tutuklandığı bağımsız haber kaynakları tarafından bildirilmiştir. Başkent Urumçi’ye takviye olarak adeta “güç gösterisi şeklinde’ asker gönderen Çin hükümeti, olayların sorumlularının idam edileceğini açıklaması ile tutuklanan masum insanların gelecekleri için endişe uyandırmıştır.

    Bildiğiniz gibi Çin BM’deki beş daimi temsilci olarak veto hakkına sahip olmasının rahatlığı ile aldığı tedbirlerin ‘yasal ve haklı’ olduğunu savunması ile olayların daha da büyüyerek vahim boyutlara ulaşacağının simyalini vererek yapılan katliamı ‘suçlu-güçlü’ mantığı ile haklı göstermeye çalışmaktadır.
    ***
    Bilindiği gibi Doğu Türkistan Devleti 12 Kasım 1944 de kurulmasının ardından 1949 yılında Çin tarafından işgal edilerek bağımsızlığını kaybetmesi ile Müslüman Uygur Türklerine uygulanan ‘sistematik yok etme stratejisi’ tüm dünyanın gözü önünde cereyan etmektedir. Sistematik bir asimilasyona tabi tutulan Müslüman Uygur Türklerine karşı işlenen bu insanlık suçu BM’nin 1948’de aldığı kara ile soykırım “genocid“ kapsamına girdiği kesinleşmiştir.
    ***
    Bu yüzden derhal bütün çin mallarının boykot edilmesi ve Doğu Türkistan derneklerinin düzenleyeceği miting ve etkinliklere bütün hukuka ve insan haklarına duyarlı insanların destek vermesi için çağrıda bulunuyoruz. Filistin meselesine gösterilen duyarlılığın aynı ölçüde Müslüman Uygur Türk kardeşlerimiz için toplumumuzun bütün kesiminin hareket geçmesini bekliyoruz.

    Kamuoyuna saygi ile duyurulur.

    NRW Türk Dernekleri İnsiyatifi (365 Dernek)

    Ansprechpartner: Dipl. Ing. Isa Ilyasoglu isa.ilyasoglu@web.de Tel.: 0163 / 919 55 22

    Özay Karabulut oezay.karabulut@arcor.de Tel.: 0179 / 761 56 05

    DITIB Landesverband NRW, DITIB Stadtverband Duisburg,
    (58 Vereine) (18 Vereine)

    IGMG Stadtverband Duisburg, Verein zur Förderung des
    (6 Vereine) Gedankengutes Atatürks in
    Duisburg (ADD), (1 Verein)
    Türk. Europäische Duisburg Kultur Dialog e.V.
    Vereinigung NRW (ATB), (1 Verein)
    (6 Vereine)

    Türkische Gemeinde Verl-Dortmund Verein türkischer Studenten
    (72 Verein) Wuppertal e.V. (TSVW),
    (1 Verein)

    Türkisch-Deutscher Arbeiterverein Türkische Gemeinde Rhein-
    Köln e.V., (1 Verein ) Ruhr, (72 Vereine)

    Initiativer Moerser Moscheevereine, Verein zur Förderung des
    (8 Vereine) Gedankengutes Atatürks in
    Deutschland, (11 Vereine)

    Duisburger Muslimischer Bund Orient-Okzident Studien e.V.
    (DMB im Beirat f. Zuwanderung (DOBAM)
    und Integration der Stadt Duisburg) (1 Verein)
    (3 Verbände)

    Türkisch-Deutscher Koordinierungsrat der Türkischen
    Unternehmerverein e.V. NRW Vereine in und um Köln
    (1 Verein) (68 Vereine)

    Türkisch-Deutscher West Europa Kirim Türk Verband e.V.
    Bauunternehmer e.V. (12 Vereine)
    (1 Verein)

    TDU Berlin-Brandenburg e. V. Köln türkische Studentenverein
    (1 Verein) TürkUniD e.V. (1 Verein)

    Europäischer Freundeskreis Türk Kültur Ocagi- Duisburg-D’dorf e.V.
    Kars e.V. (1 Verein) (5 Vereine)

    Köln Kars Ardahan u. Igdir Kultur u.
    Solidaritätsverein e.V. (1 Verein)

    Türkische Gemeinde Oberhausen e.V. Dachverband der Deutsch-Türkischen
    (1 Verein) Vereine Oberhausen
    (7 Vereine)

    Giresun im Ausland e.V. Initiative Deutsch-Türkische Studenten-
    (1 Verein) und Akedemikervereine
    (9 Vereine)

    Inititiative der Studenten und Akademikerverbände in NRW
    (8 Vereine)
    Monday, July 06, 2009
    Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli’nin
    Sincan Uygur bölgesinde yaşanan olaylar hakkında
    yapmış oldukları yazılı basın açıklaması
    6 Temmuz 2007

    Çin Halk Cumhuriyeti’nin Sincan Uygur Özel Bölgesi’nin merkezi Urumçi’de soydaşlarımızın maruz kaldığı saldırı ve katliamlar Türk Milletini derin bir kedere ve endişeye sevketmiştir.

    Bölgeden gelen ilk haberler olaylarda 140 kişinin hayatını kaybettiğini, yaralı sayısının sekizyüzü aştığını göstermektedir.

    Uygur Türkleri’nin insanlık dramı Türk Milleti için çok hassas bir konudur.

    Türk milletinin arzusu ve beklentisi, soydaşlarımızın Çin’in toprak bütünlüğü içinde temel hak ve özgürlüklerden yararlanacakları şartların ve ortamın hazırlanması ve maruz kaldıkları şiddet ve baskıların biran önce son bulmasıdır.

    Bu olayların ve saldırıların Sayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün bölgeye yaptığı ziyaretin hemen sonrasında meydana gelmesi düşündürücü ve esef vericidir.

    Türk hükümeti Uygurlu kardeşlerimize yönelik saldırıların derhal durdurulması için vakit geçirmeksizin kararlı bir tutum sergilemeli, Çin hükümeti nezdinde gerekli girişimlerde bulunmalı ve bunun ısrarlı takipçisi olmalıdır.

    Uluslararası camianın da bu insanlık ve hukuk dışı şiddet uygulaması karşısında sessiz kalmaması gerekir.

    Hükümet uluslararası camianın bu konuda harekete geçmesi için de gereken adımları bir an önce atmalıdır.

    Milliyetçi Hareket Partisi hükümetin bu yöndeki girişimlerinin yanında ve arkasında olacak, bunları her bakımdan destekleyecektir.

    Dr. Devlet Bahçeli
    Milliyetçi Hareket Partisi
    Genel Başkanı
    Menbe:http://w Monday, July 06, 2009
    ÇİN YÖNETİMİ DOĞU TÜRKİSTAN’DAKİ SOYKIRIMA SESSİZ KALIYOR
    05 Temmuz 2009 Pazar

    ÇİN YÖNETİMİ DOĞU TÜRKİSTAN’DAKİ SOYKIRIMA SESSİZ KALIYOR
    Genel başkanımız Yalçın Topçu Çin’in Doğu Türkistan’daki olaylardan sonra bir basın açıklaması yayınladı. Genel Başkanımızın açıklaması aşağıdadır:

    “26 Haziran 2009 tarihinde Çin’in iç ticaret bölgesi Guandong’un Saogueng şehrindeki SRU oyuncak fabrikasının yatakhanesine gece saat 00.14 sularında yapılan baskın sonrası 100’ü aşkın Uygur Türkü katledilmiştir. 23 Haziran 2009 tarihinde Sayın Cumhurbaşkanımızın Çin ziyareti akabinde böyle bir olayın gerçekleşmesi manidardır. 2002 yılında Sayın Devlet Bahçeli’nin Kaşgar ziyareti sonrası onbinlerce tarihi eserin yakılıp dil yasağına gidilmesi hafızalarda iken Sayın Cumhurbaşkanımızın ziyareti sonrası Uygur Türklerine karşı girişilen bu katliama dair Dışişleri Bakanlığı’nın cevabı nedir? Sayın Başbakan bu konu hakkında ne söyleyecektir? Hükümet Çin’le ilişkilerinde hala hiç bir şey olmamış gibi mi davranacaktır? Bu olayla ilgili Çin elçisi Dışişleri Bakanlığı tarafından uluslar arası esaslara göre dinlenilmiş midir? Oradaki kardeşlerimize bir an önce yardım edilmesi ve uluslar arası-yerli insan hakları örgütlerini harekete geçmeye çağırıyoruz.

    Çin’in Doğu Türkistan’daki Uygur Türklerine mezalimi sürdükçe ÇİN DEVLETİ TÜRK MİLLETİ İÇİN DÜŞMANDIR. Çin’den resmi bir açıklama bekliyoruz. Uygar ve özgür dünyayı göreve çağırıyor ve bu katliama seyirci kalmamalarını istiyoruz.Büyük Birlik Partisi Doğu Türkistan Davasını UNUTMAYACAK VE UNUTTURMAYACAKTIR”

    Genel Başkanımız Yalçın Topçu Doğu Türkistan Kültür ve Dayanışma Derneği Genel Başkan Yardımcısı Hayrullah Efendigil’i arayarak katliamda hayatını kaybedenler için başsağlığı dileğinde bulundu.
    Doğu Türkistan Kültür ve Dayanışma Derneği’nin 7 Temmuz 2009 Salı günü saat 14.00’de Çin Büyükelçiliği önünde düzenleyeceği protesto gösterisine katılacağını belirten Genel Başkanımız tüm siyasi partileri bu gösteriye katılmaya davet etti.

    Menbe: http://www.bbp.org.tr/news_detail.asp?newID=122&newTitle=ÇİN%20YÖNETİMİ%20DOĞU%20TÜRKİSTAN’DAKİ%20SOYKIRIMA%20SESSİZ%20KALIYOR
    ww.mhp.org.tr/haber.php?id=2635

    Monday, July 06, 2009
    Uygur Özerk Bölgesi’nin Başkenti Urumçi’de Meydana Gelen Olaylar Hk.

    Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuzeybatısındaki Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nin başkenti Urumçi’de dün (5 Temmuz) meydana gelen olaylarda, edinilen ilk bilgilere göre 140’tan fazla insanın hayatını kaybettiği, 800 kişinin de yaralandığı derin üzüntüyle öğrenilmiştir.

    Olaylara sebebiyet veren sorumluların en kısa zamanda tespit edilmesini ve adaletin tecelli etmesini bekliyoruz. İstikrarlı ve müreffeh bir ülke olma yolunda hızlı adımlarla ilerleyen Çin Halk Cumhuriyeti’nde bu tür olayların ileride meydana gelmemesi için gerekli tedbirlerin alınacağına inanıyoruz. Yaralılara acil şifa, hayatlarını kaybedenlerin yakınlarına ve başta Sincan Uygur Özerk Bölgesi halkı olmak üzere tüm Çin halkına başsağlığı diliyoruz.

    http://www.mfa.gov.tr/no_115_-06-temmuz-2009_-sincan-uygur-ozerk-bolgesi_nin-baskenti-urumci_de-meydana-gelen-olaylar-hk_.tr.mfa

  13. Katil Çin’in, Doğu Türkistan’da Yaptığı Soykırıma Dünyadan Gelen Kınamalar!

    (Arsif)

    22 Gorkut aý 2009, Hoşgün 21:48 TürkBirlik Haberler – Sherqi Turkistan
    Doğu Türkistan Türklerinin yanında olduğunu belirtip duyarlılıklarını basın bildirisi ile Çin’i kınayarak göstermiş olan kurumların açıklamaları şöyledir.

    1) Avrupa Batı Trakya Türk Federasyonu’nun (ABTTF)
    DOĞU TÜRKİSTAN BİLDİRİSİ
    ABTTF’nin Doğu Türkistan katliamıyla ilgili basın bildirisidir. Uygur Türklerine yönelik şiddet eylemleri durdurulmalıdır
    Avrupa Batı Trakya Türk Federasyonu (ABTTF), Çin Halk Cumhuriyeti’nin Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde Uygur Türklerine yönelik şiddet olaylarından derin bir üzüntü duymaktadır. Uygur Türklerine yönelik şiddet ve vahşet eylemlerini şiddetle kınar, gerçekleşen olaylarda yaşamını yitirenlere Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar dileriz.
    Doğu Türkistan’da yaşananlar insanın “insan” olmaktan kaynaklanan haklarının açık şekilde ihlal edilmesi anlamına gelmektedir. Bu anlamda yaşanan insanlık suçu karşısında uluslararası toplum sessiz kalmamalı, olayı protesto etmelidir. Daha fazla insanın yaşamını yitirmemesi için yetkilileri göreve çağırır, olayın sorumlularının en kısa zamanda tespit edilerek adalet önüne çıkarılmasını talep ederiz.

    2) AMDT (Azerbaycan Milli Direniş Teşkilatı) BASIN BİLDİRİSİ
    Doğu Türkistan Türklerine Yapılan Katliamı Kınıyoruz! Doğu Türkistan’dan
    alınan haberlere göre Urumçi’de yeni bir katliam
    yaşanıyor. Çin’in kendi haber ajansının dışında bilgi almak çok zor olduğundan ölenlerin gerçek sayısının ne olduğunu kesinlikle bilmek
    mümkün değil. Ancak çok zor şartlar altında bölgeden alınan bilgiler bu sayının 500 civarında olduğunu gösteriyor.
    Çin Dünya’nın gözünün içine baka baka Doğu Türkistan’da ilk çağları hatırlatan insanlık dışı korkunç bir baskı uyguluyor. 30 milyona yakın Doğu Türkistanlı en doğal insan haklarından mahrum bırakılarak kölelik
    rejimi altında hayatta kalmaya çalışıyor. Çin milyonlarca km2 lik bir alanı hapishane haline getirmiş durumda. Oradaki insanların Türk ve
    Müslüman oluşu, bölgenin Batı nazarında öncelikli güzergah olmayışı,
    Çin’in güce dayalı militarist bir yönetim olması gibi nedenlerle milyonlarca Doğu Türkistanlı kaderleriyle baş başa var olma mücadelesi
    veriyorlar.Urumçi’deki son katliam Çin’in ilk uygulaması olmadığı gibi sonuncusu
    da olmayacak gibi görünüyor. Dünya’nın ilgisizliği, bu vahşete hiçbir yaptırımın uygulanmayışı, Doğu Türkistan Türklerinin bir milyar iki yüz milyonluk bir kitleye karşı koyma imkânlarının bulunmayışı bu elim tabloyu ortaya çıkarıyor.
    Doğu Türkistanlılara reva görülen bu insanlık dışı zulüm devam ettiği sürece, hukuk, insan hakları ve demokrasi gibi çağdaş evrensel
    değerlerin ahlâkî bir geçerliliği kalmıyor. Bu kavramları güncel ve geçerli kılmaya çalışan başta Birleşmiş Milletler olmak üzere
    uluslararası örgütleri ve sivil toplum kuruluşlarını çağımız için yüzkarası olan bu Çin zulmünü durdurmak üzere harekete geçmeye
    çağırıyoruz.
    Azerbaycan Milli Direniş Teşkilatı
    AMDT
    Merkezi Komite
    Güney Azerbaycan

    3) Kerkük Türkmenleri, Uygur Türkleri için Panel Düzenledi
    Irak’ın Kuzeyindeki Kerkük Kentinde, Türkmen Adalet Partisi Tarafından “Uygur ve Türkmenlere Uygulanan Katliamlar” Konulu Bir Panel Düzenlendi. Panele Katılan Irak’taki Tüm Türkmen Parti Temsilcileri, Uygurlara Destek Mesajı Verdi. Panelde, Çin Hükümeti Tarafından Uygur Türklerine Yapılan Haksızlıklar da Kınandı.

    Irak’ın kuzeyindeki Kerkük kentinde, Türkmen Adalet Partisi tarafından “Uygur ve Türkmenlere uygulanan katliamlar” konulu bir panel düzenlendi. Panele katılan Irak’taki tüm Türkmen parti temsilcileri, uygurlara destek mesajı verdi. Panelde, Çin hükümeti tarafından Uygur Türklerine yapılan haksızlıklar da kınandı.
    Panel sonrası Ci..n Haber Ajansı’na açıklamada bulunan Türkmen Adalet Partisi Başkanı Enver Bayraktar, Uygur Türklerine uygulanan baskı ve şiddeti kınamak amacıyla bu paneli düzenlediklerini söyledi. Irak Türkmenleri olarak Uygurların acılarını paylaşmak adına toplandıklarını kaydeden Bayraktar, “80 yıldır oradaki soydaşlarımız baskı ve şiddet altındalar. Onların hakkı verilmiyor. Bu asırda bu insanlık dışı görüntüler hâlâ orada yaşanıyor. Büyük devletlerin ve Avrupa ülkelerinin bu soykırıma sessiz kalmalarını eleştiriyoruz. Bu çok utandırıcı bir durum. Tüm dünya ülkelerinin bu zulme dur demelerini bekliyoruz.” dedi.
    Irak Türkmen Cephesi Kerkük İl Başkanı Erşad Salihi ise Kerküklü Türkmenler olarak “Uygur Türkleri üzerinde uygulanan asimilasyonu kınadıklarını” söyledi. Salihi, “Müslüman Türklere dünyanın birçok yerinde işkence edildiğini” kaydetti. Salihi son olarak yaşananlar nedeniyle hiçbir Arap ülkesinden kınama gelmemesinin dikkat çekici olduğunu ifade etti.
    Panele katılan Halil Saçıuzun isimli Türkmen vatandaş ise bugün Uygur Türklerine yapılan zulmü kınadıklarını ifade ederek, İslam ülkelerinden sessiz kalmamalarını istedi.

    4)Urumçi’de Yaşanan Olaylar Kazakistan’da Yaşayan Uygur Türkleri Tarafından Protesto Edildi.
    Doğu Türkistan’da yaşanan olaylar, Kazakistan’da yaşanan Uygur Türkleri tarafından protesto edildi. Kazakistan’ın eski başkenti ve finans merkezi Almatı’da bugün yapılan mitinge yaklaşık 10 bin kişi katıldı. Almatı’da bulunan Cumhuriyet Sarayı’nı dolduran Uygur Türkleri Urumçi’de yaşanan olayların durdurulması için tek ses oldular.
    Yapılan mitinge Kazak vatandaşları da destek verirken Kazak konuşmacılar akan kanın durdurulması için uluslararası güçlerin devreye girmesini istediler. Salona sığmayan göstericiler caddeleri doldururken Kazak polisi sokaktaki Uygur göstericilerin bayrak açmasına izin vermedi. Yapılan konuşmalarda Başta Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev olmak üzere Kazak halkına gösterdikleri duyarlılıktan dolayı teşekkür eden Uygur konuşmacılar, Çin tarafından Uygur Türklerinin bütün dünyaya terorist olarak gösterilmeye çalışıldığının altı çizdi.
    “Barış istiyoruz” ve “Akan kan durdurulsun” şeklinde pankart açan göstericiler yapılan konuşmalara zaman zaman tezahüratlarla destek verdiler. Amerika’nın ve Avrupa’nın Çin’de yaşanan Uygur soykırımına uzak olduğu belirtilen konuşmalarda Çin resmi makamlar tarafından verilen rakamların aldatıcı olduğu ve gerçeği yansıtmadığının altı çizildi.
    Dünyanın birçok ülkesinden Uygur Türklerine destek geldiği belirtilen konuşmalarda özellikle Türkiye’nin gösterdiği üstün gayret ve çabalarından dolayı Türk halkına ve Türk resmi makamlarına özel teşekkür edildi.
    Kazakistan Uygur Türkleri Başkanı Şergenov Ahmetcan yaptığı açıklamada Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev ve Kazak halkına gösterdikleri gayretlerinden dolayı teşekkür etti. Urumçide yaşanan olayların kendilerinin de içini kanattığını ifade eden Ahmetcan, akan kanın bir an önce durdurulması için uluslararası toplumlara çağrıda bulundu.

    5) Avrupa’dan Protesto Çığlıkları!

    Doğu Türkistan’da Çin’in Uyguladığı Vahşete Son Protesto Avrupa’nın Çeşitli Şehirlerinden Geldi

    PARİS’TEKİ UYGUR TÜRKLERİNİN KINAMASI!
    Paris´te, Doğu Türkistan’da meydana gelen kanlı şiddet olayları Republique meydanında toplanan ve daha sonra Nation meydanına kadar yürüyen Paris´teki Uygur ve onları destekleyen Çin karşıtı sivil toplum örgütleri tarafından kınandı.
    Son günlerde Doğu Türkistan’da yaşayan Uygur Türklerine karşı Çin polisinin uyguladığı sert müdahaleye tepki göstermek üzere 10´a yakın sivil toplum örgütü, Paris´in Republique Meydanı´nda toplandı. Ellerinde Doğu Türkistan bayrağı taşıyan göstericiler, bölgedeki olaylardan sorumlu tuttuğu Çin hükümetini kınadı.
    Paris´teki Uygurlular Derneği tarafından düzenlenen gösteriye, Çin devletinin zulmüne uğramış olan Tibet, Vietnam, Burma, Kamboçya, Kazak, Özbek, Çin demokratları ile bazı Fransız vatandaşları da destek verdi. Gösteri güzergahı üzerinde ,yürüyüşü izleyen Paris´teki bazı Çin vatandaşları da alkışlarla Uygurlara destek, Çin yönetimine lanet okudular.
    Gösteriye öncülük eden Paris Uygurlular Derneği Başkanı Yusuf Akbar başta olmak üzere gösteriye destek veren sivil toplum örgütü temsilcileri, Çin´in Uygur Türklerine uyguladığı şiddet ve sindirme politikalarına dünyanın seyirci kalmamasını istedi. Çin´in katliamcı baskılarını kınayan birer konuşma yapan sivil toplum örgütü temsilcileri,” Uygur Türklerini´ terörist göstermeye çalışan gerçek Çin yönetimi kendisi gerçek bir terörist ” olduğunu söylediler
    Çin´in Uygur Türklerine karşı uyguladığı şiddeti kınayan öfkeli kalabalık, National Meydanı´na kadar süren yürüyüş boyunca, “Katil Çin”, “Terörist Çin”, “Kızıl Çin kaşınma, sabrımızı taşırma”, “Yıllardır Çin, Tibetlilere, Vietnamlılara, Burma halkına, Uygur Türkü Müslümanlara uygulamayı sürdürdüğü şiddeti gelenek haline getirdi” sloganları atan göstericiler, ABD´de sürgünde yaşayan Rabia Kadir´in resimlerini taşıdı.
    Çoğunluğu Paris´te yaşayan Uygur Türkleri, kendilerine yönelik “katliam” ve “azınlıklara baskının” durdurulması için uluslararası toplumu Çin´e baskı yapmaya çağırmak üzere Paris´te bir gösteri yürüyüşü düzenlediler. Göstericilerin aralarında üniversite öğrencisi ve siyasi sığınmacı Uygur Türklerinin de bulunduğu göstericiler, fransızca, Türkçe,ingilizce Çince “Uygur Türklerini öldürmeyi durdurun”, “Uygur Türkleri adalet istiyor” ve “Uygur Türklerime dokunma” yazılı pankartlar taşıdı.
    Aralarında Tibetli, Vietnamlı ve Çin´de Demokrasi yanlısı rejim isteyen Paris´teki Çin sivil toplum örgütleri temsilcilerinin de bulunduğu gösteri yürüyüşüne katılan sivil toplum örgütleri Çin´in yaptığı baskılar kınandı ve Uygurları sonuna kadar destekledikleri açıklanan gösteride, Uygurların Washington´da sürgünde yaşayan lideri Rabia Kadir Uygurlar için bir ümit ışığı olduğu düşüncesiyle Uygur Kadın liderin posterlerini taşıdılar. Fransız polisinin hoşgörü ile yaklaştığı göstericiler, gösteri bitiminde olaysız bir şekilde dağıldı.

    6) BRÜKSEL’DEKİ TÜRKLERDEN DE KINAMA!
    Çin´in Doğu Türkistan´da uyguladığı baskı, şiddet ve asimile politikası Belçika´nın başkenti Brüksel´de düzenlenen bir protesto mitingi ile kınandı..
    Çin´in bugüne kadar resmi olmayan kaynaklardan alınan bilgilere göre 1500´den fazla Uygur Türk´ünü katlettiği olaylar Belçika Koordinasyon Kurulu tarafından Belçika´nın başkenti Brüksel´de Çin Büyükelçiliğinin bulunduğu Avenue Tervuren´de protesto edildi.
    Belçika´nın çeşitli bölgelerinden gelen yüze yakın Türk´ün katıldığı mitingde Çin´e atılan sloganlarla protesto edildi.
    ´Faşist Çin, Uygurlara özgürlük, Hepimiz Uyguruz, Katil Çin, Uygur Katliamına son´ sloganlarının atıldığı protesto mitinginde Çin Büyükelçiliğine de bir mektup verilerek yaşanan olaylar ve katliam kınandı.
    Protesto sırasında bir konuşma yapan Koordinasyon Kurulu asbaşkanı Kenan Dağgün ´Bu olaylara karşı kayıtsız kalamazdım. Derhal arkadaşlarımı toplayarak bir iştişare toplantısı yaptık. Belçika makamlarından gerekli izinleri alarak bugün burada sizlerle toplanmış bulunmaktayız….

    Bir Türkiye Türk´ü olarak gönül isterdiki sizin bu acılarınıza karşı kendi hükümetimin de Türkiye´de Çin´e çok şiddetli bir tepki göstermesini can-ı gönülden isterdik. Maalesef Filistin´de Müslüman oldukları için katledilen Filistinliler için İsrail başbakanına ´One Minute´ diyen başbakanımız Çin yetkililerine hiçbir şey söyleyememiştir…Belçika´da bulunan Türk sivil toplum örgütlerinin bir çoğu camilerde gıyabında cenaze namazları kıldırmıştır. Filistin için para toplanmıştır, kermesler düzenlenmiştir. Ama Müslüman olmalarına ve Türk olmalarına rağmen Uygur Türklerine karşı bir vurdumduymazlık hasıl olmuştur´ dedi.
    Belçika´nın her bölgesinden gelen Uygur Türkleri ve Anadolu Türklerinin hazır bulunduğu protesto mitingine;
    1)AİMEE derneği başkanı Esma Caner,
    2) Azeri Türk Kadınlar Birliği Avrupa temsilcisi Şerife Özdemir,
    3) Belçika Azerbaycan Dostluk Cemiyeti temsilcisi Ayhan Demirci,
    4) Dünya Uygurlular Kongresi temsilcisi de katıldı.
    Azeri Türk Kadınlar Birliği Avrupa temsilcisi Şerife Özdemir Beltürk´e yaptığı yaptığı açıklamada ´Doğu Türkistan´da yaşayan, Uygur Türklerine karşı Çin´in uyguladığı baskı ve sindirme politikalarına karşı tüm Türk dünyasının ortak yürek, ortak düşünce ve ortak tavır alması gerekmektedir. Azeri Türk Kadınlar Birliği genel başkanı Doç Dr. Tenzile Rüstemhanlı´nın Hocalı için söylediği gibi.. ´Onlar sadece Türk oldukları için katledildiler. Evet, bugün Çin´de katliama uğrayan soydaşlarımız sadece Türk oldukları için katledildiler..Buna karşı hem Türk dünyasının hem de Avrupa kamuoyunun demokratik tepkilerini göstermesi gerekmektedir.´ dedi.
    Atılan sloganların ve Fransızca ve Türkçe dağıtılan bildirilerden sonra grup olaysız bir biçimde dağıldı.

    7)KIRIM’DAN DOĞU TÜRKİSTAN’A MEKTUP!!!
    Yıllardır uzak Asya’nın bu bölümünde, her türlü baskı, zulüm ve işkencelere direnerek varlığınızı sürdürdünüz. Sizlerin yaşadıkları Dünya kamuoyunun gözünden saklanıyordu, yaşadıklarınızı sizlerle irtibatta olan kardeşleriniz, Türk Dünyasının duyarlı kesimi birde bunu size yaşatanlar biliyordu. Ancak gelişen teknoloji ile birlikte bu en son yaşadıklarınız, kamuoyundan saklanamadı. Bu trajediyi, gök bayraklı bu millete, uygarlığa ismini vermiş Uygurları dünya tanıdı ve insan yüreği taşıyan herkes çok derinden sarsıldı.
    Duyarlı her kesim, yaşananlardan büyük üzüntü duymuştur. Ancak Kırım Türkleri olarak bizler bu acıyı ciğerlerimizde hissettik, hani bir değiş var “damdan düşenin derdini damdan düşen bilir.” Diye, yıllar önce aynı acıları yaşamış, insanlık dışı sürgün ve kırımlara uğramış onca yaşanandan sonra, vatana geri döndüğümüzde, hala temel haklarını alamamış, muhacir durumunda kalmış Kırım Türkleri olarak sizleri çok iyi anlıyoruz, sizlere yapılan her türlü baskı ve zulmü kınıyoruz.
    Adı uygarlık ile anılan Uygur Türkleri kardeşlerimiz, asla böyle bir davranışı, zulmü hak edecek bir şey yapmamışlar, temel haklarını talep etmişlerdir. Lakin bu zulüm ve asimilasyon karşısında “DÜNYA UYGARLIĞI UYUYOR, UYGUR TÜRKLERİ UNUTULUYOR.” Emperyal devletler ve Kızılların çıkarları söz konusu olunca, işkence, zulüm ve vahşet görmezden geliniyor! Hatta bunlar Türklere Müslümanlara yapıldı ise Dünya kör sağır kesiliyor. Bu hep gördüğümüz tavır, Bosna Hersek ’te, Karabağ’da, Kerkük’te, Kıbrıs’ta, Bulgaristan’da, Kırım’da, Kafkaslarda, Gazze’de birçok bölgede somut olarak gördük.
    Yaşanan bütün vahşetlerden daha acı ve elim tarafı ise bütün bu mağduriyete direnenlerin, terörist muamelesi görmesi, uluslar arası listelere böyle girmeleri. Çok duyarlı olduğumuz bu konularda yaşananları, çelişkileri batılı devletlerin ikiyüzlü tavırlarını yakından izliyoruz. Onların kendi besledikleri teröristleri, işlerine gelince makul mücadele insanları, işlerine gelmeyince terör hareketleri olarak kabul ederek sinsi planlarını uyguladıklarını görüyoruz. Bir mücadele onların emperyal çıkarlarına hizmet etmiyorsa, onlara aykırıdır görmezler. Biler Uygur kardeşlerimizin yaşadıklarını biliyoruz.
    Bunlar:
    -Yıllardır süren asimilasyon eziyetleridir.
    -Bu nedenle yapılan nüfusun dondurulma baskısı, kürtaj işkenceleridir.
    -Uygur Türklerinin yaşadıkları bölgede yapılan yer altı ve yer üstü nükleer denemeler ile onların sağlıklarının bozulmasıdır.
    -Kendi topraklarında üretilen zenginliklerden onların faydalanamaması, stratejik denilerek bu fabrikalara Uygur Türklerinin alınmamasıdır.
    -İbadet ve eğitim haklarının sınırlandırılması, engellenmesidir.
    -Seyahat, haberleşme haklarının yok sayılmasıdır.
    -Demokratik olarak yapılan temel haklar ile ilgili, miting ve protestoların kanla, şiddet ile bastırılmasıdır.
    -Sonra bunları bahane ederek masum sivillerin idamıdır.
    Uygur Türklerinin uğradığı bu insanlık dışı uygulamalar, Kırım Türkleri tarafından çok iyi bilinmektedir. Kırım aydınlarından İsmail Gaspıralı ve arkadaşlarının başlattığı cedit hareketi “Dilde Fikirde İşte Birlik” şiarıyla o yıllarda Doğu Türkistan’da karşılık bulmuş, Türk Dünyasının birliği için karşılıklı çalışmalar yapılmıştır. O günlerden bu günlere bu mücadele sürmektedir. Bu var olma mücadelesi dili ile, dini ile, gök bayrağı ile sonsuza değin sürecektir. Bu ölüm kalım mücadelesinde, Tatar kadınları nasıl yiğitçe direnmişlerse, Uygur kadınları da aynı yüreklilikle bayraklaşıyorlar. “Rabia KADİR” Uygur Ana olarak sembolleşiyor. Türkün Eri kadar kadını da merttir, Anadolu da Kurtuluş Savaşında da Dünya görmüştür bunu.
    Her şeye ve Kızıl Emperyalistlere rağmen zafer inananların, kadın erkek yiğitçe davasına koşanlarındır. Çok yakın zamanda bu zulmü yapanların da un ufak olduğunu göreceğiz. Uygur kardeşlerimizin acılarını tekrar paylaşıyor, Tüm varlığımızla yanlarında olduğumuzu bildirmekten kıvanç duyuyoruz.
    Necati SEZGEN
    K.T.D.F.
    Genel Başkan Yardımcısı

    8) BİR KINAMA DA ALMANYA’DAN!

    Çin (sözde) Halk Cumhuriyeti’nin Doğu Türkistan’da Uygur Türkü kardeşlerimize karşı sürdürdüğü soykırım büyük bir kalabalıkla tel’in edildi. Binlerce kişinin katıldığı mitingte, Çin’in 60 yıldan beri Uygur Türklerine sistemli bir şekilde soykırım ve devlet terörü uyguladığı dile getirildi ve hür dünyanın bu katliama ve zulme seyirci kalmaması istendi. Mitingte şehit Uygur Türkü kardeşlerimiz için dualar edildi, Kur’ân-ı Kerîm okundu. Uygur Türkü kardeşlerimize bazı Almanlarla ,Türkiye Türkleri de destek verdi.
    Şarkî Türkistan Birliği Teşkilatı Almanya Temsilcisi Korash Atahan mitingte yaptığı konuşmada, 26 Haziran’da başlayan ve 5 Temmuz tarihinde doruğa ulaşan olaylarda Çin polis ve askerlerinin 3 bin kadar Uygur Türkünü öldürdüğünü, 2 binden fazla Uygur’u tutukladığını ve 3 bin kadar kişiyi de yaraladığını anlattı. Atahan:
    “Tutuklanan kardeşlerimizin çoğu idam edildi. Diğerleri de en ağır işkencelerden sonra idam edilecek. Tutuklananlardan hiçbir haber alamıyoruz. Çok sayıda kaybımız var, kayıplardan da haber alamıyoruz. Doğu Türkistan’daki akrabalarımızdan da haber alamıyoruz. Büyük endişe içindeyiz. Çin’in şimdiye kadar yaptıkları yetmiyormuş gibi, olayları yayması, yeni tutuklama ve idamlara girişmesi bizleri kahrediyor.” diye konuştu.

    9) VE İNGİLTERE!
    İngiltere’de yaşayan Türkler, başkent Londra’daki Çin Büyükelçiliği ve İngiltere Başbakanlığı önünde gösteri yaparak, Doğu Türkistan’daki olayları protesto etti.
    Londra’daki Çin Büyükelçiliği önünde toplanan Türkler ve Uluslararası Af Örgütü üyeleri, ”Uygur Türklerine uygulanan soykırımı durdur”, ”Doğu Türkistan’daki şiddete son”, ”İnsanlar ölüyor, Çin yalan söylüyor” ve ”Ölümleri durdurun” şeklinde sloganlar attı, pankartlar taşıdı.
    Doğu Türkistan’ın başkenti Urumçi’ de 5 temmuzda patlak veren olayları her gün Çin Büyükelçiliği önünde toplanarak protesto eden çoğu Uygurlu göstericilere destek veren Türk, Kıbrıs Türkü ve Azerilerin katıldığı gösteride polis güvenlik önlemleri aldı.
    Daha sonra İngiltere Başbakanlık konutuna doğru yürüyen göstericiler, yürüyüş sırasında Çin bayrağını yerlerde sürüklediler. Başbakanlık konutunun bulunduğu sokağın karşısında yürüyüşü sona erdiren göstericiler, burada sloganlar atarak eylemlerine devam ettiler. İngiltere Başbakanı Gordon Brown’a iletilmek üzere bir mektup da hazırlayan Türkler, Çin’i protesto amacıyla topladıkları imzaları da Brown’a iletti.
    Eylemcilerin, Başbakanlık önündeki gösteri sırasında Çin bayrağını yere sermesi de dikkati çekti.

    10)CUMA GÜNÜ, BİR KINAMA DA İRAN’DAN GELMİŞ. iRAN İSLAM DÜNYASINI KARŞINIZA ALMAYIN DİYE UYARIYOR;
    Rafsancani, Tahran Üniversitesi bahçesinde verdiği cuma hutbesinde, Doğu Türkistan’daki çok sayıda Müslüman Uygur`un ölümü, yaralanması ve tutuklanmasıyla sonuçlanan gelişmelere değindi. `Çin`deki Müslümanlar (Türk demeyi unutmuş) acı günler geçiriyorlar` diyen Rafsancani, `orada…
    Rafsancani, Tahran Üniversitesi bahçesinde verdiği cuma hutbesinde, Doğu Türkistan’daki çok sayıda Müslüman Uygur`un(Türk’ün) ölümü, yaralanması ve tutuklanmasıyla sonuçlanan gelişmelere değindi.
    `Çin`deki Müslümanlar (Uygur Türkleri) acı günler geçiriyorlar` diyen Rafsancani, `orada devam eden mezalime son verilmesinin beklentisi içerisinde olduklarını` söyledi.
    `Ülkesinin gelişmesi için çalışan ve akıllı bildiğimiz Çin hükümetine nasihat ediyoruz, kardeşçe nasihat ediyoruz ki, bu onların yararına değil` ifadesini kullanan Rafsancani, `Dünyada 1,6 milyar Müslüman ve yaklaşık 60 İslam ülkesi var. Dünyanın her yerindeki Müslümanların kalpleri Çin`de zulüm gören kardeşleriyle birlikte` dedi.
    Rafsancani, Çin`e kendi çıkarları için İslam dünyası ve Müslümanlarla ilişkilerini dikkate alması uyarısında bulundu.
    Konuşması `Çin`e ölüm` sloganıyla kesilen Rafsancani, Çin ve diğer yerlerdeki Müslümanların zulme uğramasına şahit olunmaması temennisinde bulundu.
    Öte yandan, önde gelen dini liderlerde çok sayıda Müslüman Türk’ün öldürülmesi, yaralanması ve tutuklanmasını` kınamıştı.
    İran Dışişleri Bakanı Menuçehr Mutteki de Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Çin Dışişleri Bakanı Yang Cieçi ve İslam Konferansı Teşkilatı(İKT) Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu ile Doğu Türkistan’daki soykırımı olayları görüşmüştü.

    Bulak

    http://www.gokbayrak.com/turkistan.asp

    Our valuable member TürkBirlik has been with us since 30 Garaşsyzlyk aý 2007, Ýaşgün.

    Contact e-mail: turkbirlikhaber@gmail.com
    http://www.turkbirlik.gen.tr/lang-tk/Haberler/112-sherqi-turkistan/861-katil-cinin-dou-turkistanda-yaptigi-soykirima-dunyadan-gelen-kinamalar-.html+Korash+Atahan&ct=clnk

  14. İslam Öncesinden Çağdaş Türk Dünyasına Prof. Dr. Gülçin Çandarlıoğlu’na Armağan, Editörler Doç. Dr. Hayrunnisa Alan, Doç. Dr. Abdulvahap Kara, Doç. Dr. Osman Yorulmaz, Doğu Kütüphanesi Yayınevi, İstanbul, 2008.
    ISBN 978-9944-397-21-6 Fiyatı: 30 YTL
    Eser, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Kurucu Başkanı Prof. Dr. Gülçin Çandarlıoğlu önümüzdeki sene emekliye ayrılması vesilesiyle, Tarih Bölümündeki öğretim üyeleri tarafından kendisine armağan kitap olarak hazırlandı.
    Bilindiği gibi, Zeki Velidi Togan, Bahaeddin Ögel ve İbrahim Kafesoğlu gibi Genel Türk Tarihi alanında önemli eserler vermiş hocaların ekolünü günümüzde devam ettiren Prof. Dr. Gülçin Çandarlıoğlu Eskiçağ Türk Tarihi uzmanı bir akademisyendir. Araştırma konuları İslam Öncesi Türk Tarihi’nden günümüzün Çağdaş Türk Devletlerinin tarihine kadar geniş bir alanı kapsamaktadır.
    Yaklaşık 700 sayfalık bu kitap bir taraftan onun hayatından ve eserlerinden kesitler sunarken, diğer taraftan en eski Türk devletleri Hunlar, Uygurlar ve Göktürklerden bugünkü Orta Asya Türk Cumhuriyetlerine kadar Türk tarihi, kültürü ve sanatı konusunda uzman akademisyenlerin kaleminden çıkmış 40 kadar makaleyi içermektedir.
    Tarafımızdan yapılan geniş kapsamlı röportajda hayatını ilme adamış olan Prof. Dr. Çandarlıoğlu’nun yetişme evreleri, feyiz aldığı büyük hocaların özellikleri, yeni kurulan bir tarih bölümünde planlamanın nasıl yapılması gerektiği, akademik terfilerde yeni ve eski sistemler ve akademik hayata girmek isteyen lisans öğrencileri seçmede tecrübeli bir hocanın dikkat edeceği hususlar gibi bilimsel tarih kitaplarında pek rastlanmayan özel bilgileri ortaya koymaya çalıştık. Bu açıdan eserin, tarih alanında yüksek lisans ve doktora yapmak isteyen gençlere faydalı olacağına inanıyoruz.
    Internet kitapçılarında satışa sunulacak eseri, öğrenciler Doğu Kütüphanesi Yayınevi’nden özel indirimle temin edebilirler.
    Doğu Kütüphanesi Yayınevi: Ticarethane Sokağı, Tevfik Kuşoğlu Iş hanı Nu: 41/16 (Sultanahmet Osmanlı Arşivleri karşısı) Cağaloğlu – İstanbul Tel: 520 27 19
    Doç. Dr. Abdulvahap Kara

    Çandarloğlu, G., Özgürlük Yolu Nurgocay Batur’un Anılarıyla Osman Batur, Istanbul 2006, 237s. Doğu Kütüphanesi Yayınları. Doğu Türkistan Türklerinin özgürlük mücadelesine baktığımızda göze çarpan mümtaz şahsiyetlerden biri de Osman Batur’dur. Yerli yabancı bir çok araştırmacının eserine konu olan bu efsane kahramanın 1942-1951 yılları arasında yaptığı mücadele en yakın silah arkadaşı Nurgocay Batur’un anılarıyla ortaya koyuluyor. Prof. Dr. Gülçin Çandarlıoğlu Alihan Töre, Dr. Mesut Sabri Baykuzu, Mehmet Emin Buğra, İsa Yusuf Alptekin ve Delilhan Canaltay gibi dönemin önemli şahsiyetlerinin anlarını da göz önünde bulundurarak çalışmasını yayına hazırlanmıştır.

    Çandarlioglu, G., Sarı Uygurlar ve Kansu Bölgesi Kabileleri, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları, Taipei 1972, 190 s.
    Halen, kuzeybati Çin’de yasamakta olan Sarı Uygurların bölgedeki diğer kabilelerle akrabalık, siyasi ve kültürel ilişkileri araştırılmıştır

    Çandarlioglu, G., Türk Destan Kahramanları, Istanbul 1977, 240 s. And Yayınları.
    Destanlaşmış tarihi şahsiyetler, Asya’da dolaşan seyyahlar Türk toplumunda kadının yeri, Türkistan’da Sovyet politikası, Uzak doğu gezi notları gibi konularda değişik tarihlerde yayınlanmış makalelerin derlenmesi

    Çandarlioglu, G., Orta Asya’da Timuriler, Çin’de Ming Münasebetleri, Ch’en Ch’en Elçilik Raporu, Mimar Sinan Üniversitesi Yayınlari, Istanbul 1995, 141.s.
    Türkistan’daTimurilerin, Çin de Ming sülalesinin hakim oldugu dönemlerde aralarinda birbirini tanima ve iyi iliskiler kurma amaciyla elçiler gelip gitmistir.Bunlarin en önemlileri olan Chien Cheng ve Giyaseddin Nakkas’in elçilik raporlari ve seyahat notlari Türkçe’ye tercüme edilmiş ve diğer kaynaklarla karşılaştırıp değerlendirilmiştir. Bu notlar bize dönemin özellikle tarihi coğrafyası, ekonomik ve kültür hayatı hakkında değerli bilgiler vermektedir. Eser, Sayin Çandarlioglu’nun hocası Prof. Dr. Ibrahim Kafesoğlu’na armağan edilmiştir.

    Eser, Türk Dünyasi Araştırmaları Vakfından 2003 yılında yayınlandı. Eser, tarih nedir? Metod Nedir? Tarih Felsefesi ve Telakkisi nedir? Tarihi kaynaklar nasıl değerlendirilir? Tarihe yardımcı ilim dalları nelerdir? Tarihi araştırma nasıl yapılır ve nasıl yazılır konularını ele almaktadır. Bu konular üzerinde bir çok kitap yayınlanmıştır. Bu eser Sayin Çandarlioglu tarafindan ögrencilerin isteği doğrultusunda, anlamakta zorlandıkları konular sade ve özlü bir şekilde anlatılarak, tarih bilimine ilk adımını atan ögrencilerin tarihe ısındırılması amaçlanmistir. Bunun yanında özel olarak üzerine eğinilen Tarih Felsefesi kısmı da son çalışmaların ışığı altında güçlendirilmiş ve bu kısım da diğer kısımlar gibi oldukça sade bir anlatımla anlaşılabilir bir hale sokulmuştur.

    Kazakistan’da 1998 yılında, Kirgizistan’da ise 2000 yılında yayınlanan eser, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı tarafından 2003 yılında yayınlanarak Anadolu Türkçesine kazandırılmıştır. Eser binlerce yıllık Türk tarihini ana hatlarıyla özlü bir biçimde anlatmayı amaçlamaktadır. Türk tarihinin diğer milletlerin tarihinden ayıran özellikler verilerek giriş yapıldıktan sonra, iki bölüme ayrılmaktadır. Islam öncesi Türk siyasi tarihine ayrılan birinci bölümde Türk tarihi Türkiye’de ilk olarak, Saka (Iskit)’larla başlatılmış, Hun, Göktürk, Uygur, Kırgız, Sabar, Hazar, Bulgar Devletleri, Peçenek, Uz, Kipçak (Kuman) gibi Türk devletlerinin tarihi verilmektedir. Islam öncesi kültür tarihine ayrılan ikinci bölümde, Türk devlet sisteminin özellikleri ele alınmaktadır. Islamiyetten önceki Türklerde sosyal yapı, devlet teşkilatı, dini inanç, iktisadi hayat, edebiyat, müzik ve takvim konularında bilgiler vermektedir.

    Eser, Türk Dünyasi Araştırmaları Vakfından 2004 yılında yayınlandı. Çince yazılı belgelere ve Uygur kitabelerine dayanılarak hazırlanan eser, Uygur Türkleri tarihi konusunda önemli bilgiler içermektedir. Kitapta, Uygur tarihi ile ilgili bazı Çince kaynakların Türkçe tercümeleri ilk defa yayınlanmaktadır. Eser altı bölümden meydana gelmektedir. Bölümlerin başlıklarını Kuruluş öncesi Uygur tarihine kısa bir bakış, Ötüken’deki Uygur Kaganlığı, Kan-chou Uygur Devleti (Sarı Uygurlar), Turfan Uygur Devleti, Uygur Devletleri Kültür Tarihi, Kaynak tercümeleri oluşturmaktadır. Özellikle Ötüken’deki kağanlık dönemi kaynak tercümeleri tam olarak verilmiş, bu konudaki batılı araştırmacıların eserleri de dipnotlarını zenginleştirmiştir. Eserin ekler bölümünde, Uygur kağanları listesi, Tang sülalesi imparatorlarının listesi, Çince metinlerden örnekler ve Uygur kağanlığı (744-840) devrinde Orta Asya haritası yer almaktadır. Eser, Sayin Çandarlıoglu’nun hocası Prof. Dr. Bahaeddin Ögel’e armagan edilmiştir.

    Uygur tarihi Türk Tarihinin en parlak devirlerinden birisidir. Bilindiği gibi Uygurlar, 744-840 seneleri arasinda en parlak devirlerini kuzeyde Ötüken’de geçirdiler. 840’da zayıflayınca bir kısmı batıya giderek Uygurlara II. parlak devirlerini yaşattılar. Bir kısmı da güneye Kansu bölgesine inerek varlıklarını bu güne kadar koruyabilmişlerdir. Bu eserde Uygurlarla beraber Kansu Bölgesi kabileleri de incelenmeye çalışılmıştır. Bu kavimlerin bilhassa Uygurlarla olan münasebetleri üzerinde durulmuş, bu arada esere orijinal bulunan birkaç vesikanın tam tercümesi verilmiştir. Sayin Çandarlıoğlu, Sarı Uygurlar konusunu doktora tezi olarak çalışıp 1967 haziranında savundu. O zamanki doktora yönetmeliğine göre en az 200 nüsha basılıp dekanlığa teslim edilmesi şarttı. Bu sebeple bu çalışmanın birinci baskısı zamanın kısıtlı teknik imkanlari ile ve çok acele yapıldı. Şimdi (2004), eserin ikinci baskısı yayınlandı. Bunun için gerekli düzenlemeler ve ilaveler yapıldı. Bu güne kadar geçen yıllar içinde Uygurlar üzerinde yapılan yeni çalışmaların sonuçları da esere yansıtıldı. Eser, Sayın Çandarlıoğlu’nun hocası Ord. Prof. Dr. Ahmet Zeki Velidi Togan’a armağan edilmiştir.

  15. Prof. Dr. S. Mahmut KAŞGARLI, “Doğu Türkistan –Uygur Türklerinin Kültürü” konulu konferans verdi

    15.04.2011

    Aydın Nazilli belediyesi tarafından düzenlenen 2. Kültür Sanat ve Edebiyat Festivali’nde, Trakya Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi emekli öğretim üyesi, sürgündeki Doğu Türkistan parlamento başkanı Prof. Dr. S. Mahmut KAŞGARLI, 09 Nisan 2011 cumartesi saat 20:00’de Nazilli belediye meydani tiyatro salonunda “Doğu Türkistan –Uygur Türklerinin Kültürü” konulu konferans verdi. Prof. Dr. S. Mahmut KAŞGARLI, Uygur Türkleri Ötüken Türk kültür ve medeniyet çevresinin gelişmesinde olsun Budizm ve Manihaizmlik Türk kültür ve medeniyetinin yükselmesinde olsun, İslami Türk kültürü ve medeniyetinin zirveye ulaşmasında olsun, kısacası Eski ve Orta

    devirde Türk dünyasında yükselen ve gelişen Türk kültürünün bayraktarlığını yapan Türk boylarından biri olduğunu vurguladı.

    Kaşgarlı yine konuşmasında, “Türk Siyasi ve Kültür Tarihinde Kutluğ Bilge Kağan, Moyunçur Kağan, Bögü Kağan, Sultan Satuk Buğra Han, Kaşgarlı Mahmut, Yusuf Has Hacib veAhmet Yükneki gibi büyük insanlar yetiştüren, büyük devlet kurucusu ve kültür yapıcısı bir boy olarak tanınmış olan Uygur Türkleri bugün Çin esareti altında insani hak- hukuklarından mahrum halde yaşadıklarını, bugün Çin komünist yönetimi Doğu Türkistan’da şoven emperyalizmi siyasetini yürüterek Uygur Türklerini kültür asimilasyonuna tabi tutmakta olduklarını bir çok örneklerle gösterdi.

    Yani Çin yönetiminin Uygurların milli kimliğini inkar edecek, onların ana dilini, İslami inanç ve itikadını ortadan kaldırmak için çeşitli sinsi çare, tedbirlere baş vurmakta olduğunu, bunun nihai hedefinin asimilasyon yoluyla, Uygur Türklerini Çinlileştirmekten ibaret olduğunu, Çin’in bu zorba siyasetinin er geç mağlup olacağını, Uygur Türklerinin özgürlük ve hürriyetine mutlaka kavuşacaklarını bildirdi.

    Konferansa dinleyici olarak katılan 500’den fazla katılımcı tarafından, Prof. Dr. S. Mahmut KAŞGARLI’nın konferansı büyük heyecan ve coşkuyla alkışlandı. Konferans, soru cevaplarla birlikte saat 22:00’ye kadar devam etti.

    Nazilli belediyesi tarafın 01-10 Nisan 2011 tarihleri arasında gerçekleştirilen 2. Kültür, Sanat ve Edebiyat Festivali’ne davet üzerine katılımcı ve konuşmacı olarak sayın Prof. Dr. İlber Oktaylı, Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu, Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, Prof. Dr. Osman Altuğ, Prof. Dr. Özcan Yeniçeri, Prof. Dr. S. Mahmut Kaşgarlı, Prof. Dr. Ömür Ceylan, Doç. Dr. Nadim Macit, Doç. Dr. Ahmet Turan Alkan, araştırmacı, radyo-tv program yapımcısı, yönetmen, ünlü gazeteci, yazar ve ünlü sanat ve sporculardan Uğur Dündar, Banu Avar, Arslan Bulut, Saygı Öztürk, Nasuh Mahruki, Sinan Meydan, Muazzez İlmiye Çığ, Osman Şahin, Ahmet Tekin, Adil Maviş, Mavisel Yener, Birol Vural, Yılmaz Özdil, İnci Aral, Erdal Şenler katıldılar. Festivale katılan ilim ve fikir adamları ile yazarlar, Nazillideki okurmenleriyle buluştu ve kendi kitaplarını imzaladılar. Prof. Dr. S. Mahmut Kaşgarlı da “Uygur Türkleri Kültürü ve Türk Dünyası”, “Seley Çakan Fıkraları” gibi kitaplarının imza törenine iştirak etti. Festival başarılı bir şekilde geçti. (Kemal Mahmut Kaşgarlı )

    nazilli+kasgarli
    http://www.hurgokbayrak.com/yeni_sayfa_389.htm#Prof.%20Dr.%20S.%20Mahmut%20KAŞGARLI,%20“Doğu%20Türkistan%20–Uygur%20Türklerinin

  16. Çin-AKP Dostluğunun Düşündürdükleri

    Gönderen: Yalquzaq.com Tarih: 12 Dek 2011 // Yorum yok

    İklil KURBAN

    Çin-AKP arasında gerçekleşen anlaşmaya göre: Yıl 2012, Çin’in Türkiye’deki kültür yılı olacakmış. Yıl 2013 ise, Türkiye’nin Çin’deki kültür yılı olacakmış.

    Kültür sözcükleriyle örtülmüş, yukarıdaki ifadelerin derinliklerinde Çin-AKP siyasi oyunlarının saklandığını anlamak zor değildir. Önce şu soruya açıklık getirelim, uzak geçmişten günümüze kadar, “ÇİN-TÜRK KÜLTÜR İŞBİRLİĞİ” veya “ÇİN-TÜRK DOSTLUĞU” denilen bir kavram doğmuş muydu, olmuş muydu? Böyle bir olgu-böyle bir kavram asla olmamıştır-yaşanmamıştır. O zaman, “ÇİN-AKP İŞBİRLİĞİ” ni veya “ÇİN-AKP DOSTLUĞU” nu yansıtan bu kavramlar nereden çıktı, bu dostluğa kimler, ne için muhtaç?

    Yukarıdaki soruları bilimsel olarak yanıtlamak için tarihe müracaat edelim: Türk-Çin ölüm-kalım savaşı olarak tarihe geçen Büyük Talas Savaşı’nda (751) Çinliler ağır yenilgiye uğramış, Tarim ovasının Uygurlara geçmesini sağlayan ve Çin’in Orta Asya’dan çekilmesiyle sonuçlanan bu savaş sonrası Çinliler tam 1000 yıl Türkistan’a el uzatamamıştır. Fakat 18. yüzyılın ortalarından başlayarak Doğu Türkistan Çin işgaline duçar olmuş ve bu günümüze kadar süre gelen 200 yıldan fazla zaman içinde, Doğu Türkistan’da üç defa kurtuluşu elde eden Türk ulusal devleti kurulmuştur.

    Gelelim, Türk ulusunun-Türk kültürünün egemen olduğu Cengiz Han (1155–1227) ve Onun oğullarının devrine… MOĞOLLARIN GİZLİ TARİHİ’ nde diyor ki, “Çinli eşek ile eşdeğerdir, bir Çinliyi öldüren kişi, bir eşek karşılığında cezadan muaf tutulabilir” şeklindeki kavram, Çinlinin nasıl bir ulus olduğunu anlamaya yeter de artar. Tamam bu, Çinli hakkındaki uzak geçmişe özgü bir düşünce olsun… Gelelim çağımıza, 19. yüzyılda ABD hızlı sanayileşirken, göçmene-işçiye gereksinimi artarken, “Çinliden göçmen ve işçi almamak” koşulu ile bu gereksinim yerine getirilmiştir. Büyük Timur (1336–1405) döneminde de, Çinliye özgü düşünce hiç değişmemiştir. Kalitesiz bir ulusun giderek çoğalmasını insanlık için bir risk bilen Timur, Çin seferine çıkar ve ne yazık ki yolda-seferde yaşamını yetirir. Böylece Timur dönemini sağ salim atlatabilen Çin, giderek çoğalır, Rusların da yardımı ile bu günlere kadar gelir ve bu zaman içinde “ÇİN-TÜRK DOSTLUĞU” denilen bir şey asla yaşanmamıştır-tarihte böyle bir kayıt yoktur.

    Çinli ile Türk, ister yaradılışı bakımından olsun, ister kültürü bakımından olsun, ister vatanlarının özellikleri bakımından olsun, ister tarihi süreçleri bakımından olsun bir birine hiç benzer tarafı olmayan, bir birine karşıt ve en uzak uçlarda bulunan hiç barışmaz düşman iki ulustur. Günümüzün Çin’i komünizm tutsağı iken, AKP İslam tutsağıdır. Bu ideoloji tutsaklığının Türk ulusu ile yakından uzaktan hiçbir ilişkisi yoktur. Zaten Türk ulusu ideolojilerden uzak kalan bir ulustur ki, Türkün Tanrısı Tanrı dağlarıdır.

    Ayakta kalabilmek için, Yahudi ideolojisi olan komünizme sarılan Çin ile ayakta kalabilmek için, Arap ideolojisi olan İslam’a sarılan AKP ortasında sıkı bir dostluk ve işbirliği gerçekleşmişse, bu elbette boşuna değildir. Bu her iki gücün sarıldığı ideolojilerinden başka arkasında hiçbir yaşam gücü bulunmadığının belirtisidir. Fakat çoktan eskimiş-zamanı geçmiş çağ dışı, ölüme mahkum bu ideolojiler Çin’i kurtarabilecek mi, AKP’yi kurtarabilecek mi?

    Bu, “ÇİN-AKP DOSTLUĞU”, Çin’e ne verecek, AKP’ye ne getirecek?

    Geçmişi olmayan, temelsiz bu dostluğun sonu boş laftır: Çin Uygurları yok etme yolunda, AKP’nin İslam kimliğini sömürecek ve diyecek ki, “Bak, sizin inancınız olan İslam-İslamcı AKP benim dostumdur; bana karşı koyamazsınız, benim sözümü dinlemek zorundasınız. Komünizmde ulusçuluk yoktur, ulu ağabey Çin ulusu vardır. Özgürlük-bağımsızlık demek ne demek, bunlar saçmalıktır!” AKP ise, iktidarının selameti uğruna Çin’i arkasına alacak ve diyecek ki, “Bak, koca Çin benim dostumdur; bu iktidarı da-bu dostumu da bana Allah verdi, kimse bana dokunamaz, kimse bana dur diyemez, istediğimi yaparım. İslam’da ayrıcalık yoktur, ileri demokrasi vardır. Türkçülük-Atatürkçülük demek ne demek, bunlar saçmalıktır!”

    İleride AKP, Çin’e daha da yaranabilmek için, Türkiye’de barınan Çin düşmanı Uygurları yakalayıp, Çin’e teslim edecek mi? Bunu şimdilik bilmiyoruz. Bilinen gerçek şu ki, Çin, dostu AKP’den mutlaka bunu isteyecektir.

    http://www.yalquzaq.com/?p=22015

  17. Dogutürkistan Hocalı Katliamının 20. yıldönümüni Unutmadi

    Bundin 20 yıl önce, 25-26 Şubat 1992 tarihlerinde, Ermenistan ordusu Azerbaycan’ın Karabağ bölgesindeki Hocalı kentinde sivil, kadın, çocuk, yaşlı ayrımı yapmadan 613 kişiyi en ağır işkenceler uygulayarak katletmişti. Katledilenlerin 63’ü çocuk, 106’sı kadın ve 70’i ise yaşlıydı.

    Bu katliamdan toplam 487 kişi ağır yaralı olarak kurtulmuş, 1275 kişi rehin alınmış, 150 kişi ise kaybolmuştu. 26 çocuk tamamen, 130 çocuk ise kısmen öksüz kalmış. Kuşatma altındaki insanların çoğu acımasız yöntemlerle öldürülmüş, uluslararası kuruluşlar ve dünya medyası olayı insanlık dramı olarak nitelendirmişti.

    Azerbaycan’ı bu haklı mücadelesinde yalnız bırakmamanın bir görev olduğunu düşünerek, aradan 20 yıl geçen bu katliamda hayatlarını kaybedenleri anıyor ve Alla’dan rahmet diliyoruz.

    Doğu Türkistan Cumhuriyiti Sürgündiki Hükümeti

    26.02.12

  18. Generally I don’t learn post on blogs, however I wish to say that this write-up very forced me to take a look at and do so! Your writing style has been surprised me. Thank you, quite great article.

  19. Kırgızistan sınırında Uygurlar`ın öldürülmesi…
    Kırgızistan sınırında Uygurlar`ın öldürülmesi…

    Olayın çıktığı yer. Googl Maps

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: